• Başörtüsü ve namaz
    İkrime FIRAT
    Başörtüsü Zulmü

    İkinci milenyuma henüz girmemiştik. O zamanlar hanım ablalarımız çok güzel örtünüyorlardı. Şimdinin sadece başı paketleme görüntüsü veren şeklinin aksine geniş başörtüleri kullanıyorlardı. Tesettürü yeni bir dikkat çekme vesilesi kılmadan güzelliklerini örtüyorlardı.

    Bu güzel halleriyle üniversiteden çıkan mesture bacılarımız evlerine, okullarına giderken caddelerde arz-ı endam ediyorlardı. İslami tesettürü hakkıyla yerine getirmek isteyen genç kızlarımız bu güzel örtünen ablalarını görüp onları örnek alıyor, en az onlar kadar güzel örtünüyorlardı. Kendilerine doğru modellik yapacak insanlar hemen caddelerde, sokaklarda yada mahallelerindeydi.

    Esma, Tıp okuyan bir öğrenciydi ve son sınıfa kadar gelmişti. Ama ne var ki bu tablo uzun sürmedi. Önce Üniversitenin rektörü değişti. Sonra başörtülü öğrencileri üniversiteden temizleme operasyonu başlatıldı. Bunun için de İstanbul Üniversitesi pilot bölge seçilmişti. Burada zalim yasaklar uygulanabilirse diğer üniversitelere de sıçrayacaktı.

    Bir gün ani bir kararla Tıp fakültesine başörtülü girmek yasaklandı. Çünkü devleti yönetenler böyle istiyordu. Esma'nın ne düşündüğünü ise kimse sormuyordu. Başörtüsüyle fakülteye girmek istediğinde nizamiyede duran güvenlik görevlisi -"Kusura bakmayın sizi bu şekilde içeriye alamam" diyordu. Kısa zamanda bu zalimce yasaklar İstanbul Üniversitesinin tüm bölümlerini istila etti.

    Esma ve daha binlerce öğrenci bu insan onuruna yakışmayan yasağa karşı koydu, protestolar yaptı, paneller düzenledi, denenmesi gereken tüm meşru yolları denediler. Bu uğurda dayaklar yendi, üniversiteden uzaklaştırılan, hakaretlere uğrayan arkadaşları oldu. Ama zulüm bir türlü sona ermiyordu.

    En kahredici olansa bir grup arkadaşlarının pes etmeye başlamasıydı. Onlar başlarına peruk takıp içeriye girmişlerdi. İşte bu olay kaybedişin resmi oldu. Dışarıda kalanlar radikallikle suçlandı ve gözden çıkarıldı. Ya istenildiği şekilde üniversitelere gireceklerdi ya da hiçbir zaman girmeyeceklerdi.

    Esma çevresindeki birçok öğrenci gibi çaresizliği yaşıyordu. Büyük zorluklarla dershaneye giderek üniversiteyi kazanmıştı. Tam bitireceği yıl bu sorun patlak vermişti. Yavaş yavaş direncinin kırıldığını hissediyordu. Geceleri odasına kapanıp dakikalarca ağlıyordu. Sıkışmıştı, duvarlar üstüne üstüne geliyordu sanki. Bir yandan ailesi de -"Birkaç ay daha dayan perukla idare et diyorlardı". O yine gözyaşlarına boğuluyordu.

    Bazı arkadaşları ise üniversiteye girebilmek için başlarını tamamen açmışlardı. Önce utana sıkıla yürüyorlardı. Sonra alelade toplanan saçlarını taramaya başladılar. Zaten saçları görünüyordu biraz makyaj yapmanın ne zararı olabilirdi ki(!)

    Tüm baskılara dayanamayan Esma, sonunda pes etti. Perukla içeri girmeye başladı. Ama psikolojisi öylesine kötü olmuştu ki, Yurt'a geldiğinde odasına çekiliyor, başını sıkı sıkıya örtüyor, sabaha kadar bu şekilde yatıyordu. Bir yandan bu zalimliği yapanlara kızıyor bir yandan kendine kızıyor bir yandan da kendine sahip çıkamayan Müslümanlara kızıyordu. Bu kızgınlık ve öfke nöbetlerine hıçkırıklar eşlik ediyordu.

    Bu arada namazlarına sıkı sıkıya yapışmıştı. Vakitleri daha dikkatli takip ediyordu. Ara sıra terk ettiği İkindi namazının sünnetlerini bile tastamam kılıyordu.

    Aradan on yıldan fazla zaman geçti. Esma Üniversiteyi bitirdi. Özel bir hastanede işe başladı. Esma'nın gözleri on yıl önceki gençliğinin sokaklarını arıyordu. Şimdi o zamanki gibi sokaklarda caddelerde başını çok güzel örten ablalar fazla yoktu. Örtünenlerin çoğu başörtüsünü başlarını sarıp sarmalayan bir şey olarak görüyorlardı. Saçlarının arkasını topuz yapıp başörtülerini onun üzerinden takıyorlardı. Peygamber (a.s)'in -"Cennetin kokusunu dahi alamazlar" diye uyardığı kadınlara mı benzemek istiyorlardı. Kim bilir?

    Esma geriye dönüp bakınca bu zalimliğin bu nesli ne kadar etkilediğini çok daha iyi görebiliyordu. O, bu gün bile son bulmayan zalim uygulamaların bitmesi için dua ediyordu.

    Namaz mı? Esma için namaz biricik sığınaktı. Alnını sürdüğü seccade onun en büyük dert ortağı ve sırdaşıydı.

    03 Ekim 2010 Gaziantep

  • Google+