• Bir Washington Cuması


    Sıcak, asfaltı bile eritecek derecede şiddetli. Buna rağmen iki saatten beridir park yeri ile cami arasındaki işlek caddenin üzerindeki yaya yolunu kontrol eden ızbandut yapılı, siyah güneş gözlüklü polisin halinde bir bezginlik gözükmüyor. Kırmızı ışık yanar yanmaz düdüğünü çalıyor ve durduruyor arabaları. Hemen hepsi Cuma namazı için yolun karşısındaki camiye gidecek yayalar geçmeye başlıyorlar. Bir de cami görevlisi var polisin yanında. "Kardeşler" diye ikaz ediyor grubu, "lütfen yaya çizgilerinin dışına çıkmayalım." Gayri ihtiyari dönüp bakıyorum polisin yanında duran bu görevliye. Sonra gözlerim polise kayıyor: "Acaba" diyorum, "Ne geçiriyor şimdi içinden? Camiye gidecek yayaların güvenli geçişi için tahsis edilmiş, kaşlarının çatıklığında devleti görebileceğiniz bu polis akıp giden şu kalabalığa bakarak ne düşünüyor" diye merak ediyorum. Bu merakla giriyorum caminin kapısından içeri.

    ***

    Washington İslam Merkezi, ABD başkentinin en büyük camisi. Sefaretler caddesi olarak bilinen Massachusetts Caddesi üzerinde. Memluk dönemi eserlerini andıran, bununla beraber Osmanlı ve Endülüs unsurlarını da yansıtan hoş bir stili var. Mimarlığını Mario Rossi adlı bir İtalyan yapmış. 1957 yılında tamamlanmış cami dış avlu, iç avlu, iç avlunun birer köşesinde yer alan kütüphane ve alışveriş merkezi ve ana binadan oluşuyor. Dış avluya girişte İslam ülkelerinin bayrakları karşılıyor sizi. Söylendiğine göre bu bayraklar caminin, aralarında Türkiye'nin de bulunduğu tüm İslam ülkelerinin katkıları ile yapıldığını gösteriyor. Burasının bu açıdan Amerikan Müslüman toplumu için anlamı büyük.Türk Büyükelçiliğinin yanı başındaki bu camiyi her ziyaretimde yapımı ile ilgili anlatılan o ilginç anekdot geliyor aklıma. Cami 1957'de tamamlanmış ama yapım fikri ilk defa Kasım 1944'de Washington'da vefat eden Türk Büyükelçisi Mehmet Münir Ertegün (1882-1944)'ün cenaze namazının nerede kılınacağı sorusuna cevap aranırken doğmuş. Mehmet Münir Ertegün ABD'nin ilk Türk Büyükelçisi. 1956 yılında naaşı Missouri zırhlısı ile Türkiye'ye gönderilmiş bu zatın vefatı bir mübarek mekanın inşasına vesile olmuş. Bu vesileyi Ertegün'ün şeceresi ile düşününce içime hüzünle karışık duygular hakim oluyor. Ertegün, Üsküdar'daki Özbekler Tekkesi şeyhlerinden, aynı zamanda büyük bir taş oyma ustası olan, Aziz Efendi, Sami Efendi ve Necmettin Okyay gibi öğrenciler yetiştirmiş İbrahim Ethem Efendi'nin torunu. Muhtemelen, Milli Mücadele'de büyük hizmetler görmüş bu mekanda doğmuş ve kim bilir belki de tekkenin şeyhi dedesinin duaları ile hayata merhaba demişti. Ama kader canını çok uzaklarda almıştı. Geride bıraktığı oğlu da tıpkı dedesi gibi bir sanatkar olmuştu. Oğul Ahmet M. Ertegün TIME dergisinin kendisinden sayfalar boyu bahsedeceği kadar etkili bir sanat adamıydı. Ama ne Osmanlı, ne Özbekler Tekkesi, ne o şanlı medeniyet ve o medeniyetin taş oymacılığı kalmıştı geride. Yeni nesil Ertegün New York'ta yaşıyor, pop müzik endüstrisinin en gözde şirketlerinden Atlantic Records'ta bambaşka bir medeniyetin sanatkarı olarak müzik yapımcılığı ile meşgul oluyordu. Camiye girer girmez bizim seramiklerimiz dikkatimi çekiyor. Yerde ise İran halıları var. Bir tanesinin köşesinde bu bağışın Devrik Şah tarafından yapıldığı yazıyor. İçeride hemen herkes Kur'an okuyor. Ezan saatine doğru camide neredeyse boşluk kalmıyor. Biliyorum ki dış avluya kadar taşmıştır bu cemaat. Zaten bu yüzden şehirdeki hemen tüm camilerde Cuma ikişer kere kılınıyor. İç ezan öncesi İmam mikrofonu eline alıyor; sitayişkar sözlerle bir misafirden bahsederek minberi ve mihrabı bu misafire vereceğini söylüyor. Misafirin adını duyunca cemaatte bir dalgalanma oluyor; çünkü misafir Kabe İmamı diye meşhur Abdurrahman Sudeysi. Sudeysi herkesin aşina olduğu sesi ile alıyor tüm cemaati Kabe iklimine taşıyor. Cumanın bitimi ile cami içindeki heyecan yerini avluda devam edecek daha farklı bir heyecana bırakıyor. Herkes caminin arka tarafındaki bir meşrutanın önünde kuyruğa giriyor; çünkü ekmek, pilav ve tavuktan oluşan bereketli bir yemek dağıtılıyor. Gönüllerini doyurmuş müminler karınlarını da doyururlarken, yapılan hayrın bereketi sanki dört taraftan kuşatıyor camiyi. Bir bereket ki ikram eden hayır sahibini de, ikramı kabul etmekle hayır sahibine ikram eden cemaati de sanki aynı ulvi gayeye, Rabbimizin hoşnutluğuna götürüyor.

    Biraz sonra etraf tenhalaşmaya başlıyor. Caminin civarındaki tek güne mahsus hareketlenme artık son demlerini yaşıyor. Bir Washington cumasının sona ermesine az kaldı artık. Bu cuma Medine, Mekke, İstanbul ya da herhangi bir İslam şehrinin cumasından çok farklı değil. Nerede olursa olsun Müslümanların Cuma heyecanı ve coşkusu aynı tarifsiz irtifalarda seyrettiğinden midir nedir, yeni dünyada da Cuma tam bir bayram havasında geçiyor. Ne ki bu haftalık bayram hep bir "gurbetlik" taşıdığından mıdır, bilinmez hiçbir zaman menfi manada ülfetle, doygunlukla ya da sıradanlıkla zedelenebilecek gibi gözükmüyor. Muhtemeldir ki "Allah'ın arzı geniş" diyerek ana vatanlarından kopmuş ya da koparılmış inananlar, maddi anlamda rahat, dinlerini yaşama konusunda daha hür de olsalar rukularını, sucudlarını, kadelerini ve dualarını farkında olarak ya da olmayarak bir gariplik edasına bürüyüp gönderiyorlar Rablerine. Acaba bu yoğunlaşma mıdır buraların Cumasını hep böyle çöldeki ilk yudum hasretinde kılan? Yoksa bir hafta boyunca tek tük kardeş yüzleri haricinde dış dünyalarında şeairi İslam adına en ufak bir işarete bile hasret gariplerin birbirlerinin simalarında ve nazarlarında ferahladıkları yegane müşterek zaman olduğu için mi bu böyledir, kim bilir?

    ***

    Cumayı eda etmiş Müslümanlar büyük bir kalabalık halinde caddeden karşıya, arabalarını park ettikleri kilise otoparkına geçmeye başlıyorlar. Yolun ortasındaki aynı polis elini siyah camlı güneş gözlüğüne atıyor. Gözlüğünü çıkardıktan sonra tam yanından geçmekte olan gruba ellerini selam verircesine kaldırıyor. Müslümanların ibadetlerini ifa etmelerini kolaylaştırmak için devlet tarafından oraya konmuş ve üç saattir asfaltla beraber yanmış bu polis yüzünde hafif bir gülümseme ile "Hepiniz kendinize iyi bakın, umarım hafta sonunuz iyi geçer" diyor. Şaşırıyorum; çok hoşuma gidiyor. Yüzlerine Cuma aydınlığı vurmuş müminler de aynı duygular içerisinde. Pırıltılı tebessümlerle ve sözlerle mukabele ediyorlar. Benimse, nedendir bilmiyorum, müteakiben bir hüzün çöküveriyor içime. Bir türlü anlayamıyorum, nereden geldi bu hüzün diye düşünüp duruyorum.

    Vaktin Çağrısı
    Güncel
    Dini Hayat