Bir de Gece Namazı Kılsa
İbn-i Ömer dedi ki: Hz Peygamberin sağlığında rüya görenler
onu O'na anlatırlardı, ben de bir rüya görmek ve onu Hz. Peygambere
anlatmayı diledim. O'nun zamanında bekar bir oğlandım ve mescidde
uyurdum. Bir defasında rüyamda iki melek beni Cehenneme götürdüler.
Baktım ki, o kuyu duvarı gibi örülmüş olup kuyunun ki gibi iki
boynuzu vardı; o da ne, orada kendilerini tanıdığım insanlar
vardı. Ben şöyle haykırdım: Cehennemden Allah'a sığınırım! Cehennemden
Allah'a sığınırım! O sırada bir başka melek diğer iki meleğe
katıldı ve bana şöyle dedi:Korkutulmayacaksın!
Ben bu rüyayı Hafsa'ya anlattım, Hafsa da onu Hz Peygamber'e
anlattı. O bunun üzerine şöyle buyurdu: Abdullah ne güzel, ne
iyi bir adamdır! Bir de geceleyin namaz kılmış olsaydı! Sâlim
şunu ilave etti "ve o günden sonra Abdullah gecenin sadece
az bir kısmında uyurdu. (Buhârî, Ashabu'n-Nebî, 19)
*
İstediğin yerde namazını
kıl
Şöyle bir güzel hikâye anlatırlar:
-Bir kimse mescidin çevresinde geziniyordu. Onu bir irfan sahibi
gördü:
-Ne arıyorsun? -Tenha bir yer arıyorum; namaz kılacağım, deyince,
irfan sahibi onu şöyle bir süzdü, ona şöyle dedi:
Kalbinde, Allah-ü Taâlâ'nın zatından başka ne varsa at ve İstediğin
yerde namazını kıl. S. 305
*
Gösteriş mi Yapıyor?
İbrahim Dusukî şöyle
anlatıyor.
-Zübeyr, r.a. namazda fazlasıyla huzurlu olurdu. Âdeta dış âlemle
ilgisi kesilirdi. Bazı kendini bilmezler:
-Gösteriş için yapıyor, dediler. Bir defasında secdede iken,
başına kaynar su döktüler. Yüzü haşlandı; ama namazda farkına
varmadı.. Selâm verir vermez, bağırmaya başladı. Halini sordu,
durumu anlattılar. Kızmadı:
-Yaptıkları bu işten dolayı Allah onları bağışlasın dedi. Hayli
zaman, yüzünün sancısını çekti.
*
Tuz ve Ekmek Hakkı
Osmanlı sarayındaki hanedan çocuklarını yetiştirmek üzere "muallime-i
selâtin" (sultan hocası) olarak tayin edilen Safiye Hanım'a
padişah VI. Mehmed Reşad'ın ilk iradesi:
"Namaz kılmayanlara, oruç tutmayanlara yedirdiğim tuz ve
ekmeği haram ediyorum. Bu iradem hoca hanım tarafından talebe
şehzade ve hanım sultanlara söylensin" olmuştur.
(Ünüvar, Safiye; Saray Hatıralarım, Cağaloğlu Yay., İstanbul/1964,
s. 21)
*
Osmanlı Ordusunun Gücü
Bir Avrupalı elçi, Macaristan ovalarında cuma molası veren Osmanlı
askerlerinin haşyet içinde cuma namazı kılmasını seyrettikten
sonra hayretler içinde kalıp:
"Muntazam saflar halinde dizilen 50 bin kişi, imamın bir
nidası ile el bağlıyor ve durup bir tek vücût haline geliyorlar.
Sonra yine bir tek nida ile 50 bin kişi birden Allah'ın huzurunda
secdeye kapanıyorlar. Böyle dev bir kitle karşısında perişan Hıristiyan
orduları nasıl tutunabilir?" diye düşüncelerini ifade etmiştir.
(Ersöz, Ahmet; Eğitimde Depremli Yıllar, İst./1993, s. 70)
*
Çanakkale'de Ezan Sesleri
Çanakkale Harbi'nin dehşetli günlerinin birinde, Tayyar Paşamız,
ordunun içinde sesi güzel ne kadar asker varsa sabah namazından
önce hep birden ezan okumaları emrini verir.
Emri alan yüzlerce asker, şafak kızıllığı ile birlikte, davudî
sedâlarıyla o lahutî nağmeleri Çanakkale'nin kanla karışık soğuk
sularına kadar dinletirler. Çok geçmeden düşman mevzilerinden
kağıda sarılı taşla bir mesaj gelir. Açıp bakarlar; Farsça yazılmış
bir not:
- "Bizler Hindistanlı Müslüman askerleriz.
İngilizler bize, Almanlara karşı Osmanlı'nın yanında savaşacağımızı
söylediler. Biraz önce ezan sesi duyduk, siz kimsiniz?"
Mehmetçiğin kanı donar. Tarih, kandırılmışlığın böylesine pek
az şahit olmuştur. Hemen cevap verilir:
- "Burası Osmanlı payitahtının kapısı... Bizler
de âsâkir-i Osmanî'yiz. "
(Sağıroğlu, Ahmed; Türkiye Takvimi; 21 Şubat 1991)
I. Cihan Savaşı boyunca Osmanlı'ya karşı savaşan
Hintli askerlerin zâiyatı seksenbeşbin kadardır ve bu rakam, bütün
cephelerdeki Hintli zayiatının %70'ini teşkil etmektedir.
(Bayur, Yusuf Hikmet; Türk İnkılabı Tarihi, cild 3, kısım 3, T.T.K.
Yay., Ankara/1987, s.182)
*
"Ezan Sesi Kesilecekse...
Öl De Köye Dönme"
I. Cihan Harbi'nin bütün cephelerde devam ettiği, vatanın her
tarafından barut ve kan kokusunun yayıldığı 1915 senesi sonbaharının
serin ve yağışlı günlerinin birinde, ak saçlı, bükülmüş, soluk
benizli ihtiyar bir ana, Bilecik İstasyonundan "Söğüt'ün
Akgünlü Köyünden Mehmed oğlu Hüseyin namlı tazecik oğlunu cepheye
uğurlamaktadır.
Uğurlarken de: - "Hüseyin'im, yiğit oğlum benim!..
Dayın, Şıpka'da, baban Dömeke'de, ağabeylerin Çanakkale'de şehit
düştüler. Bak, son yongam sensin. Eğer minareden ezan sesi kesilecekse,
camilerin kandilleri sönecekse, sütüm sana haram olsun. Öl de
köye dönme!
Yolun Şıpka'ya uğrarsa, dayının ruhuna bir fatiha
okumayı unutma. Haydi oğul! Allah yolunu açık etsin!..."
diyerek biricik oğlunu bağrına basar.
(Mısıroğlu, Aynur; Kuvay-ı Milliyenin Kadın Kahramanları, Sebil
Yay., İst./ Tarihsiz, s.44)
|