Bilindiği gibi abdest almak için önce niyet
edilir, eller güzelce yıkanır, ağız ve burun su ile temizlenir,
yüz ve kollar yıkanır. Baş, boyun ve kulak arkaları ıslak elle
silinir. Nihayet ayaklar iyice yıkanır. Bütün bu hareketlerin
ne gibi anlamları olabilir?
Abdest, Allah'ın huzurunda bulunmak demek olan namaza hazırlıktır.
Vücutça temiz olmak için alınan abdest veya boy abdesti, namazın
ön şartıdır. Tabiî ihtiyaçlarını giderdikten sonra bu uzuvlarını
temizlemek, ardından elleri yıkamak, nihayet abdest almak, sadece
dış temizlikten ibaret hareketler değildir. Pislikler maddî
olduğu kadar mânevî de olduğundan, abdest alırken manevî kirlerden
arınmak da söz konusudur. Bu sırada geçmiş hatalardan pişmanlık
duyup gelecek için iyi kararlar alınabilir. Pişmanlık ve tövbe
geçmişimizi temizleyip arıtır.
İyi veya kötü hareketleri organlarımızla yaparız. El işler
yapar, yıkar ve yazar; ağız yer içer, iyi ve kötü sözler söyler,
konuşur; burun koklar, gözler görür, kollar saldırır ve yakalar;
kulaklar işitir ve dinler; ayaklar ise bizi pek çok yere götürür.
Bütün bunlar zaman zaman günah ve yasak sınırını aşabilir.
İşte abdest sırasında içimizden geçireceğimiz dualarla, söz
konusu edilen olumsuz hareketlerin etkisinden kurtulmaya çalışabiliriz.
Abdest alacak kimse önce niyet eder. Bu bir rûhî-mânevî hazırlıktır.
Hakk'ın huzuruna çıkmaya niyet etmek ve hazırlanmak demektir.
Sonra besmele çekerek ve Allah'ın yardımını dileyerek abdeste
başlar.
Ağıza ve buruna su verirken insan şöyle düşünür veya duâ edebilir:
" Allah'ım, adını anmak ve senin kitabını okumak için bana
yardımcı ol. Cehennem kokusunu uzaklaştırıp bana cennetin kokusunu
koklat."
Yüzünü yıkarken: " Mevlâm, senin dostlarının yüzleri ağaracağı
gün yüzümü ağart, o sırada benim yüzümü kara çıkarma." der.
Sağ kolunu yıkarken: " Allahım, beni defteri sağ taraftan
verilenlerden eyle, hesabımı kolay kıl." Sol kolunu yıkarken
" Allah'ım beni, defteri sol taraftan verilenlerden eyleme." der.
Başını meshederken: " Ya İlâhî rahmetin beni bürüsün, üzerime
feyzini ve bereketini indir, senden başka hiçbir kimsenin gölgesinin
bulunmayacağı yerde beni Arş'ın gölgesinde gölgelendir." der.
Kulaklarını meshederken: " Allah'ım, beni söz dinleyip sözün
en güzeline uyanlardan kıl, iyilerle birlikte cennete çağıran
sesi işitmemi nasip et" diye düşünür.
Boynunu silerken: " Allahım beni cehennemden âzat et, boynuma
mahcupluk zinciri geçirme." diye temennide bulunur.
Ayaklarını yıkarken: " Rabbim, ayağımı doğru yolda, sâbit
kıl, beni senin yolundan ayırma." der.
Daha sonra kelime-i şehadet getirip şöyle niyazda bulunur:
" Ya Rabbi, kötü işler yapmış olabilirim, insan gafildir,
kendine zulmeder. Ama ben pişmanlık duyuyorum, sana dönüyorum.
Affet beni, tövbemi kabul et, zira Sen tövbeleri kabul edensin.
Beni pişmanlık duyanlardan ve tertemiz olanlardan kıl, iyi kullarının
arasına kat. Beni çok çok şükreden, sabreden ve Seni
ananlardan eyle."
Abdest alan insan samimî bir dille ve içten bir duyguyla, eksiklik
ve hatalarını Hakk'ın huzurunda itiraf edip, bunları yumasını,
yıkamasını ve silmesini kulluğa yakışan bir tavırla O'na arz
eder, duasının kabulü için yalvarıp yakarır. Böylece bilinci
ve içtenliği ölçüsünde ruhen temizlenip arınmış bir halde huzura
varmaya, namaza durmaya hazır hâle gelir.
Bu tavrıyla kişi el, kol, yüz, ağız, burun ve ayaklardaki veya
tüm bedendeki kirlerin su ile yıkanmasını sağlar. Ayrıca da,
dua ve kulluk duygusuyla, bütün bunları, ruhun manevî kirlerden
arınıp temizlenmesinin bir sembolü saymış olur. Su nasıl maddî
kirleri temizliyorsa, tövbe de manevî kirleri yok eder diye
düşünür. Halkın gördüğü yer olan bedenimi ve elbisemi temiz
tutar da Hakk'ın nazar ettiği yer olan kalbimi tertemiz tutmazsam
yanlış yapmış olurum diye inanır. Bedeni gibi kalbini de kötü
ve kirli şeylerden arındırmaya çalışır.
Saygıdeğer bir şahsın yanına giren kimse yunup yıkandığı gibi,
Allah'ın huzuruna varan kişi de temizlenir, kendisine çeki düzen
verir. Dış temizlikle yetinen kimse, evine padişahı davet eden,
bu amaçla evin dışını badana yaptığı halde içinin bakımını dikkate
almayan kimseye benzetilir. Şemsî'nin dediği gibi: " Pâdişah
konmaz saraya hâne mâmur olmadan." 2
Temizlik iki nevidir, biri beden temizliği öteki ruh temizliğidir.
Beden temizliği olmadan namaz sahih olmadığı gibi, kalb temizliği
olmadan da mârifet sahih olmaz. Beden temizliği mâ-i mutlak
(temiz su) ile yapılır. Kalb temizliği için de hâlis ve saf
bir tevhid gerekir. Olgun kimseler sürekli olarak zâhirde temizlik,
bâktında tevhid üzere bulunurlar. Devamlı olarak abdestli olanı,
sağ ve solundaki muhâfız meleklerin sevdiğine inanılır.3 Hakk'ın dergâhına yönelenlerin zâhirde ve bâtında abdestli olmaları
gerekir. Zâhir abdesti su ile, batın abdesti tövbe ve Hakk'a
dönmekle mümkün olur.
Yûnus Emre söylüyor: " Tanla durup başın kaldır ellerini
suya daldır / Hem şeytanın boynunu vur hem nefs dahi ölse gerek." 4
Beyazid-i Bistâmî şöyle dermiş: "Ne zaman dünya düşüncesi gönlümden
geçse abdest alırım; âhiret düşüncesi geçince de gusül yaparım."
*
Gönül ehli kimseler iç anlam olarak abdestin ve temizliğin
beş derecesinden söz ederler. İçten dışa doğru bunun sıralanışı
ve doğacak sonuçlar şöyle ifade edilir.
1. Rûhun abdesti: Rûhun, hayvanlık seviyesine ait bilgisizlikten
ve Allah'tan gayri şeyleri görme gafletinden arınmasıdır. Bunu
başarabilen kimsede Cenâb-ı Hakk'ı müşahede istîdâdı gelişir
ve kalb aynasında tecellî parıltıları yanmaya başlar. Ruh Allah'tan
gayrı şeyleri görmekten arınsa, Gaffar olan Allah'ın nûru onu
kuşatır. Kötü düşüncelerini temizlese takvâ elbisesine kavuşur.
Nefsin hîlelerini yıkasa, yani onların tuzağına düşmekten arınsa,
iç huzuruna ve itmi'nâna ulaşır.
2. Sırrın abdesti: Burada "sır", rûhun rûhu demek olup;
onun abdesti gösterişten (riyâ), arzu ve isteklerin esiri olmaktan,
kendini beğenmişlikten, baş olma tutkusundan, aşırı dünya isteği
ve mevki sahibi olma ihtirasından arınmaktır. Bunun sonuçları
şöyledir: Sır, riyâ ve nefsanî arzular kirini yıkadığı takdirde,
ihlâs nûru ortaya çıkar. Dünya sevgisinden arınırsa âhiret sevgisi
doğar. Hırs ve tamahkârlığını yusa, kanaat ve tevekkül nurları
görünür.
3. Kalbin ve gönlün abdesti: İki yüzlülük, bozgunculuk
ve kötü ahlâktan uzak durmaktır. Büyüklenme yıkanınca, alçak
gönüllük doğar. Çekememezlik kirleri yıkansa, iyilik; düşmanlık
yıkansa, Allah sevgisi görünür. Hıyanet kirleri yıkansa, sözünde
durma ve güven nûru doğar.
4. Dilin abdesti: Yalan, dedi-kodu, iftira ve boş sözden,
insanların ayıplarını merak etmekten ve gizli hallerini ortaya
çıkarmaktan, faydasız konuşmaktan uzak durmaktır. Yalan ve koğuculuk
yıkansa, doğruluk ve vefâ doğar. İftira ve itham etme yıkansa,
sevgi görülür. Faydasız ve boş söz bırakılsa yararlı şeyler
konuşulur veya Allah'ın adı anılır. İnsanların ayıplarını araştırma
huyu temizlense hoşgörü ışıkları parıldar.
5. Zâhir abdesti: Bu, bildiğimiz abdesttir. Yani dînî
bilgi olarak öğrendiğimiz şekilde, temiz su ile abdest organlarını
yıkamaktır. Sonuçları ise şöyle temenni edilir: Abdest alan
kimsenin yüzünü yıkaması, mahşer günü yüzünün nurlu olmasına
yol açar. Kolunu yıkayınca cömertlik nurları hasıl olur. Ayrıca
amel defterinin sağ eline verilmesi gibi bir lûtfa erişir. Ayağını
yıkayınca, âhiretteki manevî engelleri kolaylıkla geçme imkânı
doğmuş olur. İşte bu tür temizlik ve bu mânâda abdest alış,
Allah'a yaklaşmayı ve O'na kavuşmayı sağlar.5
*
Abdest alırken gerçekleşen dış temizliğin, iç temizliği ile
birlikte gelişmesi için şunlar da tavsiye edilir: Eller yıkanırken
kalbin de aşırı dünya sevgisinden yıkanması gerekir. Ağıza su
alınırken, onunla boş şeyleri anmamaya azmetmelidir. Yüz yıkandığı
zaman, yüzü Hak'tan başka şeylere çevirmemeye söz vermelidir.
Ayağı yıkarken, Hak yolda bulunma gayreti pekiştirilmelidir.6
Abdest Hakk'a yönelmeye hazırlıktır. Hak kapısına yönelenler
dış ve iç abdestine sahip olmayı hedeflemelidir. Zâhirle yetinen
kimse için, dış temizlik kâfi gelebilir. İçi ile de yakınlık
elde etmek amacında olan kimsenin ise, içini de temizlemesi
gerekir. Dış temizlik su ile, iç temizlik ise tövbe ile ve Hakk'ın
kapısına dönmekle mümkün olur.
Abdestin vücut temizliği ve sağlık açısından faydaları çok
açık olduğundan, bu konuda fazla sözü gereksiz buluyoruz. Sadece
şu kadarını söyleyebiliriz. Ağız ve burnun bir kaç defa yıkanması,
boynun ıslak elle meshedilmesi, el ve ayakların yıkanması, vücuttaki
kan dolaşımının, en uzak noktalardan uyarılması gibi bir pratik
yarar sağlamaktadır.
Sevgili peygamberimizin şu sözünde, abdestin hem fizyolojik
hem de manevî faydasını içeren derin bir hikmet gizlidir: "Öfke
şeytandandır, şeytan ateşten yaratılmıştır. Ateş ancak su ile
söndürülür, o halde öfkelendiğiniz zaman onu yenmek için abdest
alınız."7
Dipnotlar: 1.Abdestin bu türlü izahları için bk. Muhammed
Hamidullah, İslama Giriş , 86, çev. Cemal Aydın, TDV
yayını, Ankara 1996; Süleyman Uludağ, İslamda Emir ve Yasakların
Hikmeti, 76, TDV yayını, Ankara 1989. 2. Şemseddin
Sivasi'nin bir gazelinden alınan beytin tamamı şöyledir: "Sür
çıkar ağyârı dilden tâ tecellî ede Hak / Pâdişah konmaz sarâya
hâne ma'mûr olmadan". Bk. Büyük Türk Klâsikleri (Ötüken Söğüt),
IV, 328, İstanbul 1986. 3. Hucviri, Keşfü'l-Mahcub, çev.
Süleyman Uludağ (Hakîkat Bilgisi), 426 ve 428, Dergâh yayını,
İstanbul 1982. 4. Yunus Emre Divanı, hazırlayan: Mustafa Tatçı, 116, Akçağ yayını, Ankara 1991. 5. Ahmed Yesevi yolunun temsilcilerinden biri olan Hazînî'nin bu
yorumlarının tamamı için bk. Cevâhiru'l-ebrar, s.
11-16, İÜK T.y. no. 3893. Aynı eserin bir neşri: Cihan Okuyucu, Hazînî Cevâhiru'l-Ebrar Min Emvâci'l-Bihar (Yesevi Menâkıbnâmesi), s. 7-11, EÜ Gevher Nesibe Tıp Tarihi Enstitüsü yayını
Kayseri 1995. Eser hakkında ayrıca bk. Nihat Azamat, "Cevâhiru'l-Ebrar", TDV İslam Ansiklopedisi, I, 432. 6. Bk. İbn
Arabî - Ahmed Avni Konuk, Tedbîrât-ı İlâhiyye Tercüme
ve Şerhi, 431, yayına hazırlayan: Mustafa Tahralı, İz yayınları,
İstanbul 1992. 7. Ebu Davud, Edeb, 3.
Kaynak: Altınoluk Dergisi
|