• Anasayfa ❭
  • Kuran Meali ❭
  • Sâffât  suresi ❭
  • Ali Fikri Yavuz ❭
  • Sâffât  suresi ❭
  • Sâffât  Suresi Türkçe Meali


  • Sâffât  1: And olsun, o saf bağlayıp duranlara (meleklere),
  • Sâffât  2: O (bulutları) sevk ve idare edenlere,
  • Sâffât  3: O Kur’an okuyanlara...
  • Sâffât  4: Muhakkak ki İlâhınız birdir.
  • Sâffât  5: O, göklerle yerin ve aralarındakilerin Rabbi’dir. Güneşin doğduğu yerlerin de Rabbi’dir.
  • Sâffât  6: Gerçekten biz, en aşağıda olan gökyüzünü, yıldızlardan ibaret bir süsle donattık.
  • Sâffât  7: (Hem o göğü), itaatten çıkan her şeytandan koruduk.
  • Sâffât  8: O şeytanlar, melekler topluluğunun kelâmını dinleyemezler, her taraftan koğulup atılırlar.
  • Sâffât  9: Uzaklaştırılırlar. Onlara (ahirette) devamlı bir azap var.
  • Sâffât  10: Ancak (o şeytanlar içinden, meleklerin sözünü) bir çalıb kapan olur. Onu da yakan parlak bir yıldız tâkib eder.
  • Sâffât  11: Şimdi sor Mekke halkına: (Öldükten sonra) kendilerini yaratış mı zor; yoksa bizim yarattıklarımız (melekler, gökler, arz ve yıldızlar) mı? Biz kendilerini (Adem’den, Adem’i de) yapışkan bir çamurdan yarattık.
  • Sâffât  12: Doğrusu (Ey Rasûlüm, Allah’ın kudretini ve öldükten sonra dirileceklerini inkâr etmelerine) sen şaştın. Onlar ise, seninle (ve taaccüb edişinle) alay ediyorlar.
  • Sâffât  13: Onlara Kur’an’la öğüd verildiği zaman da, düşünüp nasihat kabul etmiyorlar.
  • Sâffât  14: Bir mucize gördükleri vakit de eğlenceye alıyorlar.
  • Sâffât  15: Ve: “-Bu, ancak apaçık bir sihirdir.” dediler.
  • Sâffât  16: Öldüğümüz ve bir toprakla çürümüş bir yığın kemik olduğumuz zaman mı, biz mi diriltilecek mişiz?
  • Sâffât  17: Evvelki atalarımızda mı? (yine dediler).
  • Sâffât  18: (Ey Rasûlüm), de ki: “- Hem hepiniz zelîl ve hakîr olarak (diriltileceksiniz).”
  • Sâffât  19: Çünkü o, (Sûr’a ikinci defa) bir üfürüştür ki, derhal kabirlerinden kalkıb başlarına gelecek şeyi gözetlerler.
  • Sâffât  20: Şöyle derler: “-Eyvah bizlere! Bu, hesab günüdür.”
  • Sâffât  21: Bu, işte o sizin yalan dediğiniz (müminle kâfiri) ayırd etme günüdür.
  • Sâffât  22: (Allah meleklere şöyle buyurur): “- O kâfir olanları, bir de arkadaşlarını ve Allah’dan başka taptıkları putları, hep bir araya toplayın.
  • Sâffât  23: Toplayın da, götürün onları cehennem yoluna, (Sırat köprüsüne doğru).
  • Sâffât  24: Ve onları habsedin (tutuklayın); çünkü onlar sorguya çekilecekler.”
  • Sâffât  25: (Melekler o kâfirlere şöyle der): “- Ne oldu sizlere, (azabdan kurtulmak için) yardımlaşmıyorsunuz?”
  • Sâffât  26: Doğrusu, bugün (kıyamet günü Allah’ın emrine) boyun eğmişlerdir onlar.
  • Sâffât  27: Onlar birbirlerini suçlayıb çekişirler.
  • Sâffât  28: (Yardakçılar, öncülerine şöyle) diyecekler: “- Siz, bize sağdan (en sağlam taraftan) gelirdiniz.”
  • Sâffât  29: (Öncüler de yardakçılarına cevap verib şöyle) diyecekler: “- Hayır, doğrusu siz Allah’a iman etmemiştiniz.
  • Sâffât  30: Bizim de sizin üzerinize bir hakimiyetimiz yoktu; ancak siz azmış bir kavim idiniz.
  • Sâffât  31: Onun için Rabbimizin azabı üzerimize gerçekleşti. Muhakkak azabımızı tadacağız.
  • Sâffât  32: Çünkü biz, sizi, dinden çıkardık. Gerçekten biz azgın kimselerdik.”
  • Sâffât  33: O halde, hepsi o gün azabda ortaktırlar.
  • Sâffât  34: İşte biz, müşriklere böyle yaparız.
  • Sâffât  35: Çünkü onlara: “- Allah’dan başka hiç bir ilâh yoktur.” denildiği zaman, baş kaldırıyorlardı;
  • Sâffât  36: Ve: “- Hiç bir mecnûn şair için, biz putlarımızı bırakır mıyız?” diyorlardı.
  • Sâffât  37: Doğrusu O (Peygamber) Kur’an ile geldi ve bütün peygamberleri tasdik etti.
  • Sâffât  38: Elbette siz (ey Mekke halkı, tekzib etmekle) o acıklı azabı tadacaksınız.
  • Sâffât  39: Ve (dünyada) yapmış olduğunuz şeylerden başkasıyla cezalandırılmıyacaksınız.
  • Sâffât  40: Şu kadar ki, Allah’ın ihlâs sahibi kulları müstesnadır.
  • Sâffât  41: İşte bunlar için, (özellikleri) belli bir rızık vardır:
  • Sâffât  42: Türlü meyvalar... Onlar hep ikram olunurlar;
  • Sâffât  43: Naîm Cennetlerinde,
  • Sâffât  44: Karşılıklı tahtlar üzerinde...
  • Sâffât  45: Göze şarabından dolu bir kadehle, (hizmet için) etraflarında dolaşılır.
  • Sâffât  46: Bembeyaz, içenlere lezzetli...
  • Sâffât  47: Onu içmekte bir gaile yok ve onlar, ondan sarhoş da olmazlar.
  • Sâffât  48: Yanlarında, bakışlarını kocalarına hasretmiş iri gözlü hanımlar var.
  • Sâffât  49: Sanki onlar (tüylerle örtülü kalıb toz toprak değmiyen) berrak yumurtalar gibidirler.
  • Sâffât  50: Derken (cennet ehli olanlar) birbirleriyle konuşurlar.
  • Sâffât  51: İçlerinden bir sözcü şöyle der: “- Gerçekten benim (dünyada) bir arkadaşım vardı.
  • Sâffât  52: (Bana) derdi ki, sen cidden (hesab gününe) inananlardan mısın?
  • Sâffât  53: Biz öldüğümüz ve bir toprakla çürümüş bir yığın kemik olduğumuz vakit, gerçekten biz cezalanacakmıyız?”
  • Sâffât  54: (Sonra o sözcü, cennetteki kardeşlerine): “(Şimdi size o arkadaşı göstermek için cehenneme) bir bakar mısınız?”der.
  • Sâffât  55: Derken (bizzat kendisi) bakmış, onu tâ cehennemin ortasında görmüştür.
  • Sâffât  56: (Ona şöyle) der: “-Vallahi, doğrusu sen, az daha beni helâk edecektin.
  • Sâffât  57: Rabbimin nimeti olmasaydı, ben de (bu cehennemde seninle) tutuklananlardan olacaktım.
  • Sâffât  58: (İşte bak), biz dünyadaki ilk ölümümüzden başka bir daha ölecek değiliz;
  • Sâffât  59: Ve biz azaba uğratılacak da değiliz.”
  • Sâffât  60: İşte bu, şübhe yok ki en büyük kurtuluştur.
  • Sâffât  61: Böyle ebedî bir saadet için çalışsın çalışanlar...
  • Sâffât  62: Bu (cennet nimetlerine) konmak mı hayırlı, yoksa (kokusu kötü ve tadı acı olan cehennemdeki) Zakkûm ağacı mı?
  • Sâffât  63: Gerçekten biz zakkûm ağacını kâfirler için (ahirette) bir azab yaptık.
  • Sâffât  64: O bir ağaçtır ki, cehennemin dibinden çıkar.
  • Sâffât  65: Meyvaları, (çirkin) şeytanların başları gibidir.
  • Sâffât  66: Muhakkak o kâfirler bundan yiyecekler de karınlarını bundan dolduracaklar.
  • Sâffât  67: Ondan doyduktan sonra, onlar için kaynar bir içki var.
  • Sâffât  68: Sonra da dönecekleri yer şübhesiz ki yine cehennemdir.
  • Sâffât  69: Çünkü onlar, babalarını (dünyada) sapıklıkta buldular.
  • Sâffât  70: Kendileri de onların (sapık) izleri üzerinde koşturuluyorlardı.
  • Sâffât  71: (Ey Rasûlüm), senin kavminden önce eski ümmetlerin çoğu dalâlette idi.
  • Sâffât  72: Gerçekten biz onlara, azabla korkutucu peygamberler de gönderdik.
  • Sâffât  73: Şimdi bak, o korkutulanların akıbeti (helâk edilişleri) nasıl oldu?
  • Sâffât  74: Ancak Allah’ın, küfürden korunmuş, kulları müstesna; (onlar azabdan kurtulmuşlardır).
  • Sâffât  75: Gerçekten Nûh bize dua etmişti de ne güzel icabet etmiştik (duasını kabul edip kavmini suda boğmuş, kendisi ile iman edenleri kurtarmıştık).
  • Sâffât  76: Biz, hem onu, hem ehlini (kendisine iman edenleri) o büyük sıkıntıdan kurtardık.
  • Sâffât  77: Hem (Nûh’un kıyamete kadar) zürriyetini, bakî kalanlar kıldık.
  • Sâffât  78: Hem de Nûh için, sonradan gelenler içinde iyi bir yâd bıraktık.
  • Sâffât  79: (Onu şöyle yâd ederler): “- Bütün âlemler içinde Nûh’a selam olsun...”
  • Sâffât  80: İşte biz, güzel söz söyleyib güzel iş yapanları böyle mükafatlandırırız.
  • Sâffât  81: Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandı.
  • Sâffât  82: Sonra da diğerlerini, (kendisine iman etmiyenleri) suda boğduk.
  • Sâffât  83: Şüphesiz İbrahim de, Nûh’un (esasta aynı) dinindendi.
  • Sâffât  84: Çünkü Rabbine halis bir kalb ile gelmişti.
  • Sâffât  85: O vakit babasına ve kavmine şöyle demişti: “- Siz nelere tapıyorsunuz?
  • Sâffât  86: Yalancılık etmek için mi Allah’dan başka ilâhlar istiyorsunuz?
  • Sâffât  87: Âlemlerin Rabbine olan zannınız nedir?”
  • Sâffât  88: Derken yıldızlara bir baktı da,
  • Sâffât  89: (Sirayet korkusu ile etrafındakiler kaçsın diye) “- Ben hastayım” dedi.
  • Sâffât  90: O vakit (yanında bulunanlar) arkalarını dönerek başından kaçıverdiler.
  • Sâffât  91: Bunun üzerine gizlice onların ilâhlarına (putlarına) varıb dedi ki: “- (Şu yanınızda bulunan yemekleri) yemez misiniz?”
  • Sâffât  92: Ne oluyor size, konuşmuyorsunuz?”
  • Sâffât  93: Derken onlara sağ eliyle (kuvvetle) vurub (onları) parçaladı.
  • Sâffât  94: Bunun üzerine kavmi koşarak kendisine geldi.
  • Sâffât  95: (İbrahim, onlara) dedi ki: “- Siz, kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?”
  • Sâffât  96: Halbuki sizi de, yaptıklarınızı da Allah yaratmıştır.”
  • Sâffât  97: (Onlar şöyle) dediler: “- İbrahim için (duvarla çevrili) bir bina yapın da, onu ateşe atın.”
  • Sâffât  98: Ona böyle bir tuzak kurmak istediler. Biz de tuttuk onları çok alçak duruma düşürdük.
  • Sâffât  99: Bir de (İbrahîm) şöyle dedi: “- Ben Rabbime, (bana emrettiği yere) gidiyorum, O bana yolunu gösterir.”
  • Sâffât  100: Ey Rabbim! Bana salihlerden bir çocuk ihsan buyur, (diye dua etti).
  • Sâffât  101: Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.
  • Sâffât  102: Vakta ki, yanında koşmak çağına erdi, (ona şöyle) dedi: “- Yavrum! Ben rüyamda görüyorum ki, seni boğazlıyorum. Artık bak, ne düşünürsün?” (Çocuk ona şöyle) dedi: “- Babacağım! Sana, ne emrediliyorsa yap; İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.”
  • Sâffât  103: Vakta ki, bu suretle ikisi de, (baba-oğul Allah’ın emrine) teslim oldular. İbrahim, çocuğu yanı üzerine yıktı.
  • Sâffât  104: Biz de ona şöyle nida ettik: “- Ey İbrahîm!
  • Sâffât  105: Gerçekten rüyana sadakat gösterdin. Şüphe yok ki biz, güzel amel işliyenleri işte böyle mükafatlandırırız.”
  • Sâffât  106: Muhakkak ki bu, açık bir imtihandı.
  • Sâffât  107: (Oğlunu kesmeğe karşılık) ona büyük bir kurbanlık, (semiz koç) fidye verdik.
  • Sâffât  108: Yine ona, sonradan gelenler içinde iyi bir yâd bıraktık.
  • Sâffât  109: Bizden saadet ve selâmet olsun İbrahim’e...
  • Sâffât  110: Güzel amel işliyenleri, işte böyle mükafatlandırırız.
  • Sâffât  111: Çünkü o, mümin kullarımızdandı.
  • Sâffât  112: Bir de ona salihlerden bir peygamber olmak üzere İshâk’ı müjdeledik.
  • Sâffât  113: Hem İbrahîm’e, hem İshâk’a bereketler verdik. Her ikisinin soyundan mümin olan da var, nefsine açık zulmeden de var.
  • Sâffât  114: Gerçekten biz, Mûsa ile Harûn’u da (peygamberlikle) nimetlendirdik.
  • Sâffât  115: Hem kendilerini, hem (kendilerine iman eden) kavimlerini o büyük felâketten, (suda boğulmaktan) kurtardık.
  • Sâffât  116: Onlara yardım ettik de, galib gelenler onlar oldular.
  • Sâffât  117: İkisine de (helal ve haramı) açıklayan Tevrat kitabını verdik.
  • Sâffât  118: Kendilerine doğru yolu gösterdik.
  • Sâffât  119: Sonradan gelenler içinde onlara güzel bir yâd bıraktık.
  • Sâffât  120: Bizden Mûsa’ya ve Harûn’a saadet ve selâmet olsun...
  • Sâffât  121: Gerçekten biz, güzel amel işliyenleri böyle mükâfatlandırırız.
  • Sâffât  122: Çünkü ikisi de mümin kullarımızdandı.
  • Sâffât  123: Doğrusu İlyas da, gönderilen peygamberlerdendi.
  • Sâffât  124: O vakit kavmine şöyle demişti: “- Siz Allah’dan korkmaz mısınız?
  • Sâffât  125: O en güzel yaradanı bırakıb da Ba’l isimli puta mı tapıyorsunuz?
  • Sâffât  126: Allah sizin de Rabbinizdir, evvelki atalarınızın da Rabbidir.
  • Sâffât  127: Fakat onlar İlyas’ı tekzib ettiler. Muhakkak onlar hazırlanıb (cehenneme) götürüleceklerdir.
  • Sâffât  128: Ancak Allah’ın ihlâs sahibi (mümin) kulları müstesnadır.
  • Sâffât  129: Biz ona, sonradan gelenler içinde güzel bir yâd bıraktık.
  • Sâffât  130: Bizden saadet ve selamet olsun İlyas’a...
  • Sâffât  131: Gerçekten biz, güzel amel işliyenleri böyle mükafatlandırırız.
  • Sâffât  132: Doğrusu o, mümin kullarımızdandı.
  • Sâffât  133: Şüphesiz Lût da gönderilen peygamberlerdendi.
  • Sâffât  134: Hani hem onu, hem de ehlini toptan kurtarmıştık.
  • Sâffât  135: Ancak (imansız zevcesi) bir koca karı azab içinde kalanlar arasında oldu.
  • Sâffât  136: Sonra diğerlerini helâk eyledik.
  • Sâffât  137: (137-138) Elbette siz, sabah ve akşam onlara (harabeye dönmüş yurdlarına ticaret maksadıyla gelib geçerken) uğrarsınız. Artık düşünüb ibret almaz mısınız?
  • Sâffât  138: (137-138) Elbette siz, sabah ve akşam onlara (harabeye dönmüş yurdlarına ticaret maksadıyla gelib geçerken) uğrarsınız. Artık düşünüb ibret almaz mısınız?
  • Sâffât  139: Şüphesiz Yûnus da gönderilen peygamberlerdendi.
  • Sâffât  140: Hani o, (kavmine vaad ettiği azab gelmeyince aralarında çıkıb) yüklü gemiye kaçmıştı.
  • Sâffât  141: (Gemiye binince gemi durdu. O zaman, gemicilerin inancına göre geminin durması, aralarında kaçak bir kölenin bulunmasından ileri gelirdi. İşte kaçağı bulmak için aralarında) Kur’a çekti de mağlublardan oldu. (Bunun üzerine kendini denize attı).
  • Sâffât  142: (Kavminden kaçmış olduğundan ötürü) nefsini kınamış bir halde iken, hemen balık onu yuttu.
  • Sâffât  143: Eğer çok tesbih edenlerden olmasaydı.
  • Sâffât  144: Muhakkak (kabirlerden) dirilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı.
  • Sâffât  145: Hemen onu sahile attık, hasta idi.
  • Sâffât  146: Üzerine (gölge vermek için) kabak cinsinden bir ağaç bitirdik.
  • Sâffât  147: Biz onu yüzbine, hatta daha ziyadesine peygamber göndermiştik.
  • Sâffât  148: Nihayet (Yunus peygamberin gaybubetinde azab gören kavmi) ona iman ettiler de onları ömürlerinin sonuna kadar geçindirdik.
  • Sâffât  149: (Ey Rasûlüm), şimdi Mekke halkına sor: “- Kızlar Rabbinin de, oğullar onların mı?
  • Sâffât  150: Yoksa biz, melekleri dişi yaratmışız da onlar şahid mi bulunuyorlarmış?
  • Sâffât  151: Haberin olsun ki, onlar, uydurmalarından dolayı şöyle derler:
  • Sâffât  152: “- Allah doğurdu.” Mühahakkak ki onlar (sözlerinde) yalancıdırlar.
  • Sâffât  153: (Yoksa Allah), kızları oğullara tercih mi etmiş?
  • Sâffât  154: Ne oluyor size, nasıl (bu kadar kötü) hüküm veriyorsunuz?
  • Sâffât  155: (Allah’ın evlâd edinmekten münezzeh olduğunu) hiç de mi düşünmezsiniz?
  • Sâffât  156: Yoksa, sizin (gökten inen) açık bir hüccetiniz, (kitabınız) mı var?
  • Sâffât  157: Doğru söyliyenlerseniz, getirin kitabınızı...
  • Sâffât  158: Bir de Mekke kâfirleri, Allah ile cinler (melekler) arasında tuttular bir hısımlık uydurdular. Gerçekten cinler bilirler ki, onlar yakalanıb cehenneme götürüleceklerdir.
  • Sâffât  159: Allah, onların isnad ettikleri bütün noksan vasıflardan münezzehtir.
  • Sâffât  160: Lâkin Allah’ın ihlâs sahibi (mümin) kulları müstesna; (onlar böyle noksan vasıfları söylemezler ve cehennemlik değildirler).
  • Sâffât  161: (Ey Mekke’liler), siz ve Allah’dan başka taptıklarınız,
  • Sâffât  162: Allah’a karşı kimseyi kandırıb ifsad edemezsiniz.
  • Sâffât  163: Meğer ki, (Allah’ın ezelî ilminde) cehenneme girecek kimse olsun.
  • Sâffât  164: (Cebrail şöyle dedi) “- Bizden (melekler topluluğundan) herkes için belli bir makam vardır, (orada Rabbine ibadet eder).
  • Sâffât  165: Gerçekten biz, (Allah’ın emri karşısında) saf bağlayanlarız.
  • Sâffât  166: Ve Muhakkak ki biz, (Allah’ı şanına lâyık olmayan şeylerden) tenzih edenleriz.”
  • Sâffât  167: Doğrusu (Peygamberin gelmesinden önce Mekke halkı) şöyle diyorlardı:
  • Sâffât  168: “- Eğer yanımızda evvelkilerin kitablarından bir kitab olsaydı,
  • Sâffât  169: Herhalde Allah’ın ihlas sahibi kullarından olurduk.”
  • Sâffât  170: Fakat şimdi onu, (Peygamber’i ve Kur’an’ı) inkâr ettiler. Artık ileride (başlarına gelecek azabı) bileceklerdir.
  • Sâffât  171: Gerçekten elçilikle gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmiştir:
  • Sâffât  172: “- Muhakkak onlar (peygamberler), bizzat onlar muzaffer olacaklardır.
  • Sâffât  173: Ve elbette bizim (mümin) askerlerimiz; muhakkak onlar galib geleceklerdir.”
  • Sâffât  174: Onun için bir zamana kadar o kâfirlerden yüz çevir (Rasûlüm).
  • Sâffât  175: Gözetle onları, yakında (kendilerine ne yapılacağını) görecekler.
  • Sâffât  176: Şimdi çabucak azabımızı mı istiyorlar?
  • Sâffât  177: Fakat civarlarına (ansızın azab) indiği vakit, ne fenadır o kendilerine acı haber verilenlerin sabahı!...
  • Sâffât  178: Yine sen (Ey Rasûlüm), bir zamana kadar onlardan yüz çevir.
  • Sâffât  179: Gör onları, yakında (azabı) göreceklerdir.
  • Sâffât  180: İzzet sahibi Rabbin, onların (uygunsuz) vasıflamalarından münezzehdir.
  • Sâffât  181: Bütün peygamberlere selâm olsun;
  • Sâffât  182: Âlemlerin Rabbi olan Allah’a da hamd olsun...
  • Vaktin Çağrısı
    Güncel
    Dini Hayat