Bizim
sözlerimizin hangisinden haberin olur demek istedim. Diyen o
kişiye Namazda sizin söz ve hareketlerinizin farkına varmaktansa
vücuduma ok saplanmasını tercih ederim. - Zeynel Abidin (r.a) Hazretleri de Her gün yüzlerce rekat
namaz kılarlardı. Teheccüt Namazını seferde olmadığı durumda
asla bırakmazlardı. Abdest alırken yüzü sararır, namaz kılmak
üzere ayağa kalkınca ayakları titrerdi. Sebebini sorana: Kimin
huzuruna durduğumdan haberin yok mu? diye cevap verdi. Bir gün
namaz kılarken evinde yangın çıktı. O
namaza devam ediyordu. Daha sonra hadiseyi anlatanlara, "
Ahiret yangını bana evimin yangınını unutturdu da haberim olmadı
" dedi.
Büyük zahitlerden Hâtem-i Esam -kuddise sirruh- Asım Bin Yusuf'u
ziyarete gitmişti. Asım ona:
"- Ey Hâtem! Namazını güzel kılar mısın?"diye sordu.
Hâtem:
"- Evet buyurdu. Asım nasıl kıldığını sordu. Hâtem -kuddise
sirruh- dedi ki:
"- Namaz vakti yaklaştığı zaman, Abdest azalarımı tam
yıkayarak güzelce abdest alırım. Sonra gelir namaz kılacağım
yere dikilirim. Bütün azalarımın sükunet bulmasını beklerim.
Kabe'yi iki kaş arasında, makamı sadrımda, Allah Teala'yı
üzerimde kabul ederim. O, kalbimde ne varsa bilmektedir. sonra
ayaklarımı sırat üzerinde, cenneti sağımda, cehennemi solumda,
ölüm meleğini de arkamda farz ederim. Ve bu namazıma son namazıma
son namazımmış gibi niyet ederim. sonra ihsan üzere yani Allah'ı
görürcesine bir tekbir alırım. Kıraatimi tefekkürle, rükûu
tevazuyla, sücudu tazarru ile yaparım. Bunları tam yapmış
olarak otururum. Reca üzere teşehhüd ederim, sünnet üzere
selam veririm, sonra bu namazımı ihlasla tamamlarım. sonra
havf ve reca (korku ve ümit) arasında yaşarım. Namazımı böyle
kılmaya sabırla devam ederim."
Bunları dikkatle dinleyen Asım dedi ki:
"- Ey Hâtem! Sen her zaman namazını böyle mi kılarsın?
Hâtem -k.s.- :
"Evet otuz senedir böyle kılarım." dedi. Bu cevabı
üzerine Asım ağladı ve dedi ki:
"Ben şimdiye kadar hiçbir namazımı böyle kılmadım."
(Ebü'l Leys Semerkandi, Gafletten Kurtuluş, c. 2 s 772)
Ebü'l Cüveyriye (r.a.) anlatıyor:
"Ben, Ebû Hanife'ye tam altı ay hiç ayrılmadan arkadaşlık
ettim. Bir gece olsun uzandığını görmedim."
Süfyan-ı Sevri derdi ki: "Ben, Ebû Hanife'den daha fazla
ibadete düşkün, kimse görmedim." (İmam-ı Şarani, İslam
Büyüklerinin Örnek Ahlakı ve Hikmetli sözler, s. 111)
Cüneyd-i Bağdadi kuddise sirruh, kırk yıl yatsı abdestiyle
sabah namazını kıldı. Namazda gece o kadar ayakta dururdu ki
ayakları şişerdi.
Veysel Karani Hazretleri kendini bildi bileli ömrü içinde bir
gece yatıp uyumamıştır. Bir geceye, "bu gece leyle-i sücud"
der, sabaha kadar secde ile geceyi ihya ederdi. Diğer bir geceye
de "bu gece leyle-i kıyam" der, sabaha kadar ayakta
ibadetle geceyi ihya ederdi. Bir gün:
"Namazda hûşu nedir? " diye soran bir zâta:
"Namaza durduğunda, biri keskin bir kılıçla sırtına vursa,
kılıcın ucu göğsünden çıksa, yine hiçbir acı duymamandır."
diye cevap vermişti.
Amr İbn-i Zer'in elinde bir hastalık hasıl olmuştu. Tabipler
elinin kesilmesi gerektiğini söylediler. O da;
"-Kesin" dedi. Tabipler;
"-Seni iple bağlayıp öyle kesebiliriz." deyince Amr
İbn-i Zer:
"-Buna lüzum yok, ben namaza durunca rahatlıkla kesebiliriniz."
dedi. Amr İbn-i Zer namaza durunca elini kestiler. O, bunu hissetmedi
bile! (İmam-ı Gazali, İlahi Nizam, s. 89)
İbni şirin hazretleri namaza durduğunda sapsarı kesilir bayılacak
gibi bir hale girerdi. Diyor ki:
"-Bana, cennete gitmekle iki rekat namaz kılmaktan birini
tercih et, deseler, iki rekat namaz kılmayı tercih ederim. Çünkü
cennete gitmek benim hoşnut olmam içindir. Namaz ise, Rabbimin
hoşnut olması içindir."
Abdullah bin Abbas -radıyallahü anhüma- her gün bin kere secde
ederdi. Kendisine çok secde ettiği için "seccâd" denilirdi.
Ömer bin Abdulaziz de, tevazudan kuru yerde namaz kılar ve
toprağa secde ederdi.
Kaynak: Osman ERSAN, Gözümün Nûru Namaz, Erkam Yayınları.
|