--Namaz, oruç, hac, zekât veya diğer ibadetlerden bir tanesi
yapılmadığı zaman, farz yerine getirilmediği zaman, Allah onu
cezalandırır, günah yazar. Ama ne kadar ceza verecek, ne yapacak,
kendisi bilir. Bazen bir küçük terbiyesizlikten dolayı, çatır
çatır cehennemde yakar. Bazen de kulun gönlünün paklığından,
temizliğinden dolayı affedebilir.
Yalnız, fıkıh kitaplarında, itikad kitaplarında yazılan şudur
ki: Bir insan ibadetleri yapmasa, inancı itikadı olsa, İslam'dan
çıkmaz. Müslümandır ama, günahkâr, kusurlu, eksikli, suçlu müslümandır.
İşi Allah'a kalmıştır. Sonradan tövbe edip doğru yola geldiği
zaman, eğer Allah affederse, affeder. Affetmezse; o ihmali kadar
cehennemde yanar, azabını görür. Ondan sonra, imanı dolayısıyla
kurtulur amma, Peygamber Efendimiz SAS'in bir hadis-i şerifini
bu sözümün arkasından hatırlatıvereyim; diyor ki:
"Cenenneme düşmemeğe çalışın!.." Çünkü, cehenneme
insan bir kere düştü mü, sonunda çıkacak bile olsa, --öyle bir
şeyler söylüyor ki Peygamber Efendimiz, hesaplıyoruz-- milyonlarca
sene kalıyor. En aşağı ikiyüzelli sene sene kalıyor.
Sonra, cehennemdeki azabları küçük görmemek lâzım!.. Cehennemde
meselâ, cehennem ehlinin zakkum yiyeceği söyleniyor. Zakkumun
dünyada bile zehir olduğunu artık gazetelerden anladınız. "Cehennemin
zakkumundan bir damla dünya denizlerine damlasaydı, bütün dünya
denizlerini zehir gibi acı yapardı." diye bildiriyor Peygamber
Efendimiz... Cehennemde onu böyle, sabah akşam yiyen bir insanın
ne ızdırab çekeceğini, ne azaplar göreceğini tahmin edebilirsiniz.
O bakımdan cehenneme düşmeyecek şekilde tedbir almak, akıllı
insanların yapması gereken doğru iştir. Cenneti kazanmak için
çalışmak çabalamak, akıllı insanların işidir. Günaha ancak cahiller
cesaret eder. Yoksa, "Günahın büyüğü küçüğü olmaz!"
diyor bazı büyüklerimiz... Çünkü, günahı kime karşı yapıyorsun?
Kime asi geliyorsun? Allah'a...
Asi geldikten sonra, bakarsın Allah bir sille tokat indirtir
ki, helâk olursun!.. İnsanın malına geliyor, arabasına geliyor,
evine geliyor... Vücuduna amansız hastalık geliyor. O zaman
diyar diyar şifa arıyor, çare arıyor. "Bunun çaresi nedir?"
diye gözyaşları içinde arıyor. Sen ilkönce edepsizlik yaptın,
bu ceza ondan geldi.
Onun için dünyada da çeker, ahirette de çeker. Bu hususlarda
hiç bir kimse gevşek olmasın!..
Soru:
--Kıldığım namazdan feyz alamıyorum; ne tavsiye edersiniz?
--Feyz almak için çok şeyler lâzım; başta, lokmanın helâl olması
lâzım!.. Haram lokma ile feyizli ibadet yapılmaz. Lokma haram...
Midesinde duruyor... Allah sevmez ki!..
Sevilmeyen bir kimse senin kapına gelmiş, kapıyı çalmış, içeri
girmek istiyor. Nasıl bakarsın? Düşün, ordan anla!
Lokma helâl olacak; bir... Abdesti tamam olacak; iki... Yüznumaraya
gidiyorlar, doğru düzgün istibrâ, istincâ olmuyor. Üstleri,
başları temiz olmuyor. Paçalı pantolonların paçaları yerleri
süpürüyor. Şimdi bizim pantolonlarımızın hepsi, --moda dolayısıyla--
paçaları arkadan yerleri süpürür. Temiz şeyler gelir, pis şeyler
gelir. Elbisesi temiz olmayınca, namaza tesir eder.
Bilgisi az, söylediği söz hakkında bilgisi yok, tekbir hakkında
bilgisi yok... Tabii ordan huzur alamaz.
Onun için bir kere helâl lokma yesin!.. Ondan sonra, abdestini
düzgün alsın!.. Ordan başlıyor iş... Dualarını yapa yapa güzel
abdest alsın!.. Temiz olsun; hem kalbi temiz olsun, hem elbisesi
temiz olsun!.. Ondan sonra, biraz dinî bilgi sahibi olsun, dinî
kitapları okusun!.. "Allahu ekber" ne demek, "Sübhânallah"
ne demek? Fâtihâ'nın mânâsı ne, İhlâs'ın mânâsı ne?. Namazda
rükû ne oluyor, secde ne oluyor; bunları düşünsün tefekkür eylesin!..
O zaman inşaallah feyzini çok alacak, Allah'ın lütfuyla...
Soru:
--İbadet ettiğimde bile içimde bir boşluk var; bunu
neyle doldurayım?
--Bu içindeki boşluğun muhtelif sebepleri olabilir. Bir kere
lokmanın helâl olmasına dikkat etmek lâzım!.. Ondan sonra, abdestin
güzel alınmasına dikkat etmek lâzım!.. İbadeti tadını çıkarta
çıkarta, duya duya, aceleye getirmeden yapmak lâzım!.. O zaman,
Allah insanın içine ibadetin tadını verir.
O ibadetin tadını Allah'ın insana vermesi için hadis-i şerifte
buyuruluyor ki: "Allah'ı ve Rasûlüllah'ı her şeyden daha
çok sevecek ve günaha dönmemek azminde olacak! Günaha, tekrar
eski haline dönmektense, ateşe atılmaya razı olacak bir halde
olacak!.." Bu duyguları taşıdığı zaman, ibadetin tadını
duyar diye hadis-i şeriflerde bildiriliyor.
Soru:
--Namazda aklımıza olmadık şeyler geliyor; bunun sebebi
nedir, çaresi nedir?
--Abdesti güzel almaktır. Olmadık şeyler şeytandandır. Namazda
huzuru bozmağa çalışıyor, ibadetten sevap kazanmamasını sağlamağa
çalışıyor.
İradesine hakim olup kendisini söylediği söze, yaptığı ibadete
verecek ve güzel şeylerle meşgul edecek... "Allah'ın huzurundayım!"
diyecek, "Kâbe'nin karşısındayım!" diyecek... "Elhamdü
lillâhi rabbil âlemîn" derken mânâsını düşünecek, kendisini
okuduğu şeylerle meşgul edecek.
Soru:
--Namazda vesvese gelince tekbiri tazeleyelim mi?
--Hayır! Öyle yaparsanız, işin sonunu alamazsınız. Vesvese gelir
tekbir alırsınız, bir daha tekbir alırsınız, bir daha alırsınız,
bir daha... Çünkü şeytan insanı ordan yakalar. Kat'iyyen vesveseye
hiç yüz vermeyeceksiniz. Aldın tamam, yürüyeceksin.
Vesveseye bir kere itibar ettin mi: "Namaz pek iyi olmadı...
Oldu galiba ama? Yok, yok olmadı. Haydi bir daha kılayım!.."
Bir daha kılarsan, bir daha bir vesvese gelir. Onu kılarken
bir daha bir vesvese gelir, batağa saplanırsın.
Sakın vesveseye hiç yüz vermeyin!.. Doğru olduğuna kanaat ettiğiniz
şeye göre devam ettirin işi, olsun bitsin.
Soru:
--İmsaktan 15 dakika sonra, ezan okunmadan sabah namazın
kılabilir miyiz?
--Kılınabilir. Şimdiki takvimlerin tertibi, imsak bittiği andan
itibaren sabah namazının vaktidir. Hattâ, orucu oraya kadar
bırakmamak bile lâzım, daha önceden yemeği kesmek lâzım! O tam
sabahın girdiği saattir. Arada boşluk bırakmamışlardır, ihtiyatı
kaldırmışlardır. Ondan sonra 15 dakika geçince, haydi haydi
kılınır.
Soru:
--Öğle namazı, ikindi okunduktan sonra 45 dakika geçinceye
kadar kılınabilir mi?
--Aslında ikindi ezanı okundu mu, ikindinin vakti girmiş olur
ama; bir asrı evvel var, bir asr-ı sâni var... İmamlarımızın
rivayetine göre: Dik bir çubuğun öğle üzeri bir gölgesi var,
diyelim 30 cm... Bu 30 cm üzerine, çubuğun boyu kadar daha gölge
uzadığı zaman ikindinin vakti girer diyenler var; gölge çubuğun
boyunun iki katı kadar daha uzadığı zaman ikindinin vakti girer
diyenler var... Bu ikisinin arasında yarım saat -kırkbeş dakika
bir zaman olduğundan, "Bu ihtilâftan faydalanarak acaba
kılabilir miyiz?" demek istiyor. E kaçırmışsa, kılıversin;
olur.
Aslında ikindi vaktine kadar tehir etmesi doğru değil... "En
faziletli amel nedir?" diye soruyorlar Peygamber
Efendimize...
(Essalâtü lievveli vaktihâ) "Evvel vaktinde kılınan namazdır."
buyuruyor. Namazı evvel vaktinde kılmak sevaptır. Tâ o vakte
kadar tehir, zaten kusurdur, kabahattir. Ama baktı, öyle bir
durum oluverdi; yine kılsın!..
Soru:
--Namaza yeni başlayıp da kaza namazları çok olan bir
kimse, vakit namazlarındaki sünnetleri terkedip kaza namazı
kılabilir mi?
--Câiz değildir. Vakit sünnetlerini kılacak. Ayrıca bizim tarif
ettiğimiz işrak namazı, duha namazı, evvâbin namazı, teheccüd
namazı ve sâireyi de kılacak, onları da bırakmayacak. Ötekisini
de ödemeye geçecek. Bizim mezhebimiz --Hanefî mezhebi-- böyledir.
Bazı başka kaviller var... Şafiî mezhebinde, "Önce farzları
ödesin!" demişler ama, bizim mezhebimizde büyüklerimiz
diyorlar ki: "Bu namazları vaktinde kılmadın, bir edepsizlik
yaptın, bir günaha girdin, bulaştın. Şimdi o günahı telâfi edeceğim
derken, bu sefer Peygamber Efendimizin sünnetlerini kılmayıp,
oradan bir başka kusur yapıyorsun; uygun olmuyor.
Sen onları kıl; ötekilerini de belirli bir plan dairesinde,
yavaş yavaş ödemeğe giriş. Allah nasıl olsa, rûz-i mahşerde
kulların namaz ibadetlerini hesaplarken, farzlarını hesaplayacak;
farzlarda eksik varsa, sünnetlerle tamamlayacak. Ondan sonra
nafilelerle tamamlayacak. Hesabı Allah'a ait... Sen Allah'a
güzel kulluk et; o hesabı doğrultur. Yoksa, kimse ameliyle cennete
girecek değil...
Büyüklerimiz bu kanatte, bizim mezhebimiz bu... Başka
mezheplerde,
başka türlü düşünceler olabilir.
Soru:
--"Kazası olan kimse, akşamdan sonra evvabin namazını
ve diğer nafile namazları kılamaz; kılsa bile Allah kabul etmez!"
diyorlar. Lütfen bunun hakkında açıklama yapar mısınız?
--Muhterem kardeşlerim! Akılla mantıkla gelin bu meseleyi çözelim.
"Kılsa bile Allah kabul etmez!" diyormuş. Yâhû sen
Allah'ın vekili misin? Bir kul namaz kılıyor, "Kılsa
bile Allah kabul etmez!" diyor. Kimsin sen yâhu, Allah'tan
mesaj mı aldın? Bu ne biçim laf?
Bizim ulemamız, "Kılsa kabul olur." diyor, niye kabul
olmayacakmış? Kabul olur kardeşlerim. Peygamber Efendimiz'in
hadis-i şerifte, "Kılın! Denizlerin köpüğü kadar günahınız
olsa bile affeder." diye teşvik ettiği bir namazı, "Rasûlüllah
emretmiş, tavsiye etmiş; ben de kılayım!" diye kılsam,
niye kabul etmesin Allah? Bu nerden çıkıyor, bu ne biçim laf?
Bizim Hanefî mezhebimizde böyle bir mesele yok... Kılınan nafile
namazlar sevaptır, kılınır.
--Kaza borcu varsa hocam?
--Kaza borcu varsa, kaza borcunu ödesin!
Zaten namazı vaktinde kılmamış, kazaya bırakmış, bir günah
işlemiş; şimdi onu ödeyeceğim diye bu sefer burdaki sevaplı
işleri bırakıyor. Olur mu? Bir kabahat işlemiş, o kabahati
temizlemek için, bir çok iyi şeyi yapmıyor. Olur mu? Olmaz!..
Onun için, kardeşlerimiz duha namazını kılacak, işrak namazını
kılacak, evvâbin namazını kılacak, gece namazını kılacak, teheccüd
namazını kılacak. Ondan sonra Allah'tan öteki borçlarını da
ödemesi için yardım isteyerek, fırsat buldukça ötekileri de
kılmağa girişecek. Mâdem zamanında kılmamış, bir edepsizlik
etmiş; onu yavaş yavaş ödemeğe gayret edecek. Hadis-i şeriflerde
kılın diye Efendimiz'in tavsiye ettiği namazları kılmamak sûretiyle,
ikinci bir edepsizlik yapmayacak. İkinci bir fırsat kaçmış oluyor
bu sefer elinden...
O bakımdan bu mantık mantık değildir. Bizim mezhebimizde böyle
şey yok... Onları kılacak!.. Hem, kabul olmaz sözü bayağı ayıp...
--Allah bunu kabul etmez!..
--Nerden bildin? Sen Allah'ın vekili misin? Allahın gönderdiği
selâhiyetli şahıs Peygamber Efendimiz, "Şu namazları kılın!"
diyor. Sen de dikilmişsin kılacak insanın karşısına: "Sen
kılma, kabul etmez Allah!.." diyorsun.
Tövbe estağfirullah... İnsanların aklı karıştı mı, nasıl karışıyor.
Sen bizi akıl nimetinden mahrum etme yâ Rabbi!..
Soru:
--Kaza namazına nasıl niyet edilir?
--Kaza namazına niyet edilirken, "Yâ Rabbi, kılmam gereken,
üzerime borç olan, kazaya kalmış olan en son öğle namazını ödemeye...
En son ikindi namazını ödemeye..." diye sondan da başlayabilir;
"En evvelki borcumu ödemeye..." diye baştan ödemeye
de başlayabilir.
Soru:
--Nafile namazlarda, sağlıklı ve sağlam olduğu halde
oturarak kılınması efdal olan var mı; varsa, hangileridir?
--"Ayakta kılınacak bir namaz, oturarak kılındı mı, fazileti
%50 azalır, yarı yarıya iner." diye hadis-i şerif var...
Yalnız Pakistanlı kardeşlerimizde gördüm, burda da bir iki defa
söyledim; bizim Rahmetullahi Aleyh Hocamız da gece yatma namazında
bazan yapardı. Yatsıdan sonra abdest alıyor, yatacak. O yatmadan
evvel kılınan namazı, oturarak kılıveriyorlar.
Peygamber Efendimiz'den öyle bir rivayet var da, ondan yapıyorlarsa,
o rivayete uygun olsun diye yapıyorlarsa; o zaman uygun olur.
Peygamber Efendimiz'e uyma aşkıyla yapmış oluyorlar.
Soru:
--Namazda otururken, Ettahiyyatü'yü okurken şehadet
parmağını kaldırmak nasıl olacak?
--"Eşhedü en lâ ilâhe" derken parmak kalkacak, ondan
sonra inecek. Hadis-i şerifte bildirilmiştir. Peygamber Efendimiz
de böyle parmağını kaldırırdı.
Soru:
--Sehiv secdesini Tahiyyat'tan sonra mı yapacağız,
yoksa Allahümme Salli ve Barik'ten sonra mı; bilgi verir misiniz?
--Sehiv secdesine varmak için, Allahümme Salli'yi, Bariği okuyup,
ondan sonra selâm verip secde etmesi gerekiyor.
Soru:
--Memleketimiz Konya... Okulumuz Ankara'da... İstanbul'a
üç ay için çalışmağa geldik. Ankara'ya birkaç günlüğüne gittiğimizde
namazlarımızı seferî olarak mı kılacağız. mukim olarak mı kılacağız?
--Bir insanın asıl vatanı, doğduğu, evinin olduğu yerdir. Onbeş
günden fazla durmak niyetiyle gittiği ve ikamet ettiği yer de
vatan-ı ikamettir. Yâni, ikametten dolayı vatan olmuş oluyor;
ordan ikameti kalkarsa vatan değildir. Bir insan vatan-ı ikametten
ayrıldığı zaman, vatan-ı ikamet bozulur; onun vatan-ı ikametliği
kalmaz
Onun için, şimdi İstanbul'a gelmiş, üç aylığına burada mukim
olmuş. Kendisi Konyalı olduğu için, iki-üç günlüğüne Ankara'ya
gittiği zaman seferî olur.
Soru:
--Namaz kılmayan bir kadının yaptığı yemekler yenir
mi? Namaz kılan bir kimse, namaz kılmayan eşiyle bir arada
yatabilir mi?
--Bir kimse namaz kılmıyorsa, mü'minse, imanı varsa inkâr etmiyorsa...
"Namaz da ne imiş?" derse kâfir olur. "Namazın
rükûsu da ne imiş? Kıraat de ne imiş?" derse yine kâfir
olur. Neden? Farz olduğunu biliyoruz çünkü... Bir farzını
inkâr etse bile yine kâfir olur, dinden çıkar. Çünkü Allah'ın
belli olan bir emrini, belli olduğu halde reddetmiş ve inkâr
etmiş oluyor; kâfir olur. Ama red ve inkâr etmiyor da, alışmamış,
tembel, haylaz, şeytana uyuyor, nefse uyuyor, kılamıyor; günahkâr
olur. O zaman kâfir olmaz. Aradaki farkı iyi bilmek lâzım!..
Günah-ı kebâir, yâni büyük günahlar insanı imandan çıkartır
mı? Çıkartmaz. İşlediği günahlardan dolayı boyundan büyük
veballer yüklenir, çok günah yüklenir ama; imandan çıkmaz. Kâfir
diyemeyiz, müşrik diyemeyiz, günahkâr müslümandır deriz. Tevbe
edebilir. Allah affederse affeder veya cezâlandırır; onu Rabbimiz
bilir.
Binâenaleyh, bir kadın namaz kılmıyorsa... Mü'min ama kılmıyor.
Keşke, küçükten anası babası öğretseydi. Alışkanlık haline gelmeyince,
sonra nasıl zor oluyor. Küçükten öğretmek lâzım!.. Büyüyünce
şimdi, kocası zorlasa kılmaz, babası zorlasa kılmaz. Evlendim
der, sana ne der... İş işten geçmiş oluyor. Bu bir ayrı facia...
Çocuklarımızı namazı seven, Rasûlüllah'ı seven, sünneti seven
insanlar olarak yetiştirmek gayretinde olmalıyız.
Ama, bir kadın sırf tembelliğinden, şeytana uymasından namaz
kılmıyorsa, bundan dolayı kâfir olmaz. Yaptığı yemek yenir.
Namaz kılan eşiyle bir arada yatabilir.
Soru:
--Müslümanım deyip namaz kılmayan kimseyi, namaz kılması
için zorlamak var mıdır?
--Vardır. Çocuğu ise, döğecek bile... İlkönce ikaz edecek, biraz
korkutup alıştıracak. Büyük insanda, mezheplere göre târikus
salâtın, namazı terkedenin hükmü nedir diye çeşitli görüşler
olmakla beraber, kılmamakta ısrar ederse hapis bile edilir;
sen niye kılmıyorsun diye... Hattâ bazı sert mezhepler vardır;
"Kılmamakta ısrar eden öldürülür!" diye hükmedilmiştir.
İmâm-ı Ca'fer-i Sâdık'ın mezhebinde, Ca'ferî fıkhında öyle yazar.
Soru:
--Kısa kollu elbise ile namaz câiz mi?
--Kısa kollu elbise ile namaz câizdir (erkekler için). Hem de
kerahatsiz caizdir. Ama şu şartla: "Bir insanın üzerindeki
elbisenin kolu uzun olup da, kolunu kıvırır da namaza öyle durursa;
mekruh olur. Çünkü uzun koldu, kıvırdı, kısa yaptı; bu, saygısızlık
alâmeti... Ama, elbisenin biçilişi kısa kolsa; kısa kollu olduğu
için, onda kerahat yoktur." diyor. Ömer Nasûhî Bilmen kitabında
böyle yazmış.
Fakat, genel bir kaide olarak kardeşlerimiz şunu bilsinler:
Cami ibadet yeri olduğundan, Allah'ın huzuru olduğundan;
(Yâ benî âdeme huzû zîneteküm inde külli mescidin) Her mescide
giderken, insanın en güzel, en temiz, en alımlı şekilde giyinmeğe
çalışması, ibadete saygısının gereğidir. O bakımdan, camiye
mümkün olduğu kadar ciddî kıyafetle gelmeye çalışmak da tavsiye
edilir.
Benim temennim, arkadaşlara tavsiyem --kendi de öyle yapıyorum,
görüyorsunuz-- uzun kollu giyinmeleridir. Hem çocuklarınıza,
hem kendinize, hem bebelere, kim olursa olsun mümkünse uzun
kollu giydirmeğe çalışın!..
Uzun kollu yazlık elbise arıyoruz çarşıda pazarda; bulmakta
bayağı zorluk çekiyoruz. Suudî Arabistan'a gidiyorsun; etekler
uzun, kollar kısa... Biz uzun yapalım!..
Ama bir insanın gömleği kısaysa, onunla camiye gelmişse, namaz
kılmışsa; namazı caizdir. Bunu da peşin olarak söylüyoruz. Yâni,
alacağınız zaman uzun kollu almanızı tavsiye ederim, fakat bunun
da mahzuru yok...
Soru:
--Sarık sardığımız ve secdeye gittiğimiz zaman, alnımız
ve burnumuz yere değmiyor; namaz kabul olur mu?
--Peygamber Efendimiz'in, sarık üzerine secde ettiğine dair
hadis-i şerif geçen derslerde okuduk. Sarık alınla yer arasına
girmişse, bir mahzuru yoktur. Ama, tamamen sarığa dayalı olarak
secde yapılıyorsa, o zaman olmaz. Alnın, burnun yere değmesini
sağlamak lâzım. Arkaya ittirirsiniz, sağlarsınız.
Soru:
--Sandalyede namaz kılınır mı? Bugün bazı camilerde
ön safa sandalye konulması doğru mu?
--Bir insan namazı ayakta tam kılabilirse ayakta kılar. Kılamazsa,
oturarak kılması caizdir. Kılamazsa, başıyla imâ ederek kılması
olur. Mazereti ağırlaştıkça, namazı da hafifler, rahatlaşır.
Onun için, insan oturarak namaz kılabilir. Fakat, sandalyeyi
camiye getirmek ve camide sandalyeyle namaz kılmak doğru değildir.
Adam sandalyesini yükleniyor sırtına, camiye getiriyor, kenara
koyuyor, orda kılıyor. Arkada kılıver, ayağını uzatarak otur.
Yâni, sandalye olmadığı yerde, eğilemeyen insan başka türlü
oturabilir.
Camilerin tertibini bozmayalım, bid'atlar çıkarmayalım!..
Soru:
--Yatsı namazından sonraki tesbihler bid'at mıdır?
--Hayır! Namazlardan sonraki bütün tesbihler sünnet-i seniyyedir.
Peygamber Efendimiz'den tavsiyedir. Bizim sabah ve yatsı namazından
sonra bu camide yaptığımız özel zikir de hatm-i hâcegândır.
Hatm-i hacegân da Hızır AS'ın öğrettiği bir sevaplı zikirdir.
Soru:
--Namazlardan önce camide ihlâs okumanın bir mahzuru
var mıdır? Bazıları mekruh diyorlar, bazıları da okumayınca
karşı çıkıyorlar.
--Yoktur, çünkü Kur'an suresidir, sevaptır. Bu bizim camilerde
daha önceleri böyle aşikâre okunuyordu. Bunun faydası şu oluyor:
"Bak artık sünnet kılma zamanı azaldı, biraz sonra kamet
getirilecek!" gibi bir mânası, işareti oluyordu. O bakımdan
faydalı... Ama, Kur'an okumak sevap olduğundan, aynı zamanda
da sevaplı...
Soru:
--Uyumadan seher vakti kılınan namaz da teheccüd namazı
olur mu?
--Tabii, teheccüd namazı uykuyu bölüp, uykudan kalkıp kılınan
namazdır ama; işin oldu, uyuyamadın, geç geldin... vs. O vakitte
kılınınca yine teheccüd namazı olur.
Soru:
--Bir arkadaş hem namaz kılıyor, hem içki içiyor. "Bu
kötü alışkanlığını bırak!" dediğimizde, "Onun yeri
ayrı, onun yeri ayrı..." diye cevap veriyor. İkisinin bir
arada yapılması hakkında bilgi verir misiniz?
--Aziz ve muhterem kardeşlerim, bu çok büyük bir hastalıktır.
Bizim Türkiye'de müslümanlar, fikrî bakımdan çok çeşitli hastalıklara
tutulmuşlardır. Kimisi veremden beterdir, kimisi kanserden beterdir,
kimisi AIDS'ten beterdir. Bir büyük meşhur fikir hastalıklarından
bir tanesi budur. "Onun yeri ayrı, onun yeri ayrı..."
Öyle saçma şey mi olur? Bu kadar saçma şey olamaz yâni...
İnsan Allah'ın emrini tutacak, Allah'a teslim olacak. Müslüman
ne demek, müslim ne demek? Kendisini Allah'a teslim eden kul
demek...
Hani geliyor askerlik şubesine, 19 yaşında - 20 yaşında delikanlı...
Diyor ki: "Tamam, ben geldim; filâncanın oğlu falancayım,
askerlik yapmağa geldim!" diyor ya... Müslim ne demek?
Kendini Allah'a teslim eden... Onun emrini tutacak; onun emrine
razı, buyruğuna razı... Haramlarını haram belleyecek, haramlardan
sakınacak... Helâlleri helâl belleyecek, emirleri emir belleyecek,
yapacak... Müslüman bu demek... "Yâ Rabbi ben senin buyruğunu
tutmağa razı oldum. Tevbe ettim, yanlış yolu bıraktım, doğru
yola geldim." demek...
Şimdi böyle söyleyen insanların hali ne olur, biliyor musunuz?
Sonunda imansız gider. Çünkü oyuna gelmez bu iş, oyuncak değil;
alaya gelmez!.. İnsan elinden geldiğince Allah'ın yolunda gitmeğe
çalışacak, her günahtan kaçınmağa çalışacak!..
Hattâ büyüklerimiz demişlerdir ki: "Günahın küçüğü bile
olmaz."
--Canım küçük günah aldırma!..
--Hayır! Küçük günahlar bile yapıla yapıla büyür, ejderha gibi
olur. Solucan gibiyken ayağınla def edebilecekken, ejderha gibi
olur, yedi başlı olur. Ondan sonra, padişahın oğlu gelse kesemez
kafasını...
O bakımdan bu kötü huyları atmak lâzım!.. Bu çok fena bir hastalıktır.
--Onu da yaparım, onu da yaparım... Onun yeri başka, onun yeri
başka...
--Haa, böyle yaparsan cehenneme gidersin. Çünkü bu, Allah'ın
diniyle alay etmek gibidir. İnsan elinden geldiğince Allah'ın
yolunda gitmeğe çalışacak da, nefse uyarsa, şeytana uyarsa,
ayağı kayarsa kayacak; o ayrı... Kayarsa, yine tevbe edecek,
yine yola gelecek. Ama "Onun yeri başka, onun yeri başka..."
diye haramı helâl sayarsa, o zaman kâfir olur insan... Bu, küfür
kokan bir duygudur, çok tehlikeli bir hastalıktır.
Bir de "Zaman sana uymazsa, sen zamana uy!" diyorlar.
Bu da "Bu zaman küfür zamanıdır, gel kâfir ol!" demenin
bir başka ifadesidir. Öyle şey yok!.. İslam'ın emirleri 1400
yıldır hep aynıdır. Kâinat var olduğu müddetçe, kıyamet kopuncaya
kadar hep aynı olacaktır, hiç değişmeyecektir. İçki haramsa,
haramdır. Namaz farzsa, farzdır.
--Üç vakte indiremez miyiz?
--Hayır! Dörde de indiremezsin, üçe de indiremezsin, bire de
indiremezsin.
--Pazar günleri kılsak olmaz mı?
--Hıristiyanlar öyle yapıyor. Onlar dinlerini kestiler, kestiler,
kestiler... Onların dinleri artık işe yaramaz hale geldiğinden,
Allah İslam'ı gönderdi. Bozdukları için gönderdi. Bozmasalardı
devam edecekti. Kâfirler gibi, hristiyanlar gibi olmayalım!..
Allah'ın emirlerini ciddiyetle uygulamağa çalışalım.
Eğer ciddiyetle uygulamazsa insan, bir edepsizlikten, bir böyle
şapşal konuşmaktan, bir böyle edepsizce düşünceden dolayı --Allah
saklasın-- öyle bir felâkete uğrar ki, belini doğrultamaz. Sülâlesinin
beli doğrulmaz. Onun için bu gibi hallere düşmeyin!..
Müslüman nasıl olacak? İmana geldikten sonra tekrar günah
işlemekten, tekrar o eski hale gelmekten, ateşe atılmaktan korkar
gibi korkacak!..
Bunlar züğürt tesellisidir, beynamaz özrüdür. Günaha devam
etmek için şeytanın uydurduğu bahanelerdir. Şeytan insana çok
bahaneler bulur, insanları çok aldatır. Zâlimi zulüm yönünden
aldatır, âbidi ibadet yönünden aldatır; ille bir kusura, günaha
sokar. Bu kardeşimizi de demek ki öyle aldatıyor. "Onun
yeri ayrı, onun yeri ayrı..." O zaman insan mahvolur. Allah
saklasın...
Kur'an-ı Kerim'de buyuruyor ki Allah-u Teâlâ Hazretleri:
(Efetü'minûne biba'dıl kitâbi ve tekfurûne biba'd) "Allah'ın
bazı ayetlerine, kitabının bazı cümlelerine inanıyorsunuz da,
ba'zılarına kâfir mi oluyorsunuz? Bunun cezâsı ne kadar büyüktür,
biliyor musunuz?" diye Allah-u Teâlâ Hazretleri, böyle
ikili, kaypak, oynak olanların cezâsının büyüklüğünü bildiriyor
bu ayet-i kerimede... Sakın ha, böyle cahilliklere düşmeyin!..
Kaynak: M. Esad Coşan - Güncel Meseleler 2
1. Soru:
--Kur'an-ı Kerim'de: (İnnes salâte tenhâ anil fahşâi
vel münker) "Namaz insanı kötülüklerden alıkoyar." buyruluyor.
Namazın hikmetini izah eder misiniz?
--Namaz Allah tarafından emredilmiş
bir ibadettir. Her ibadetin sebebi, hikmeti, faydası vardır.
Namaz insanı, günün beş vaktinde çekip çekip Allah'ın çizgisine
getirme ibadetidir. Günün beş vaktinde ayarlama ibadetidir.
Dünyanın yaşamına, meşgalesine, hay huyuna dalan insanın, günde
beş defa akordunu düzeltme ibadetidir.
İnsan bu ibadeti yaptıkça; abdest
almasıyla stresi gider, sinirleri gevşer, vücudu rahatlar...
Şöyle olur, böyle olur, bir rahatlık olur. Yatıp kalkmasıyla,
secdesiyle rükûsuyla, kıyamıyla kuuduyla, beyninin kanla yıkanıp,
yeni kanın gelip yorgunluk malzemelerinin gitmesiyle kafası
dinlenir. Kalbi de mânevî bakımdan temizlenir, kötü duygular
silinir. Bir önceki namazla bu namaz arasındaki yaptığı kusurlar
bağışlanır ve temizlenir. Namazların böyle günahları da affettirme
faydası vardır.
Sıhhî faydası vardır. Eklemler
hareket eder, adaleler çalışır, bir bakıma jimnastik olur, egsersiz
olur. Vücudu faydası vardır, kafaya faydası vardır. Yorgunluğu
izâle edicidir. Ruha faydası vardır, dünyaya faydası vardır,
ahirete faydası vardır.
İnsan bir namaza gelince insafa
da gelir. Bir kötülüğe niyet etmişse bile, o kötülükten vaz
geçer. Kötülüğü yapmayı bırakır. Böylece namazın, bir de kötülükten
uzaklaştırma özelliği vardır. Ayet-i kerime böyle...
2. Soru:
--Zihni devamlı olarak günlük işlerle meşgul olmaktan
kurtarmak için ne yapmalıdır?
--İbadet etmeli, namaz kılmalıdır.
Neden namaz günde beş defa farz olmuştur? Öğleyin namaza gitsin,
abdest alsın, huzurlu bir namaz kılsın; dünya işlerinden sıyrılsın
diye... İkindi vakti gitsin, abdest alsın; usûlüne uygun, aceleye
getirmeden namaz kılısın, dünya işlerinden kurtulsun diye...
Şimdi millet namazları öyle kılıyor
ki... Meselâ ticarethanede, kendisini yoran bir işte çalışıyor,
çalışıyor, çalışıyor, çalışıyor... Gidiyor seccadeye... Takır
tukur, takır tukur namaz kılıyor. Hop geliyor. Bunun bir faydası
olmaz. Öbür tarafın harareti soğumuyor bile... Bir duraklıyor,
ondan sonra tekrar işine, gücüne...
Öyle olmayacak! Şöyle bir gidecek,
namazı bir kılacak... Suudlular çok hoşuma gidiyor, herkes tenkid
eder ama... Namaza ezan okunmadan önce gidiyorlar. Güzel abdest
alıyorlar. Kur'an-ı Kerim okuyorlar. Bekliyorlar. Namazı kılıyorlar.
Namazdan sonra dua etmeden kalkarlar diyorlardı, hiç de doğru
değil... Herkesten fazla dua ediyorlar. Duayı yapıyor ama, tek
başına yapıyor; sen onun ne yaptığını görmüyorsun. Gayet güzel
de dua yapıyorlar.
İbadetler insanı kurtarır. Günde
beş vakit namaz insanı günlük meşgaleleirn sıkıntısından çekip
sıyırmak içindir.
3. Soru:
--Namaz kılan insan neyi düşünmeli?
--Namaz kılarken insan Kâbe'yi
düşünecek karşısında... Evliyâullahtan bir zât diyor ki: "Namaza
durduğum zaman abdesti güzel alıyorum bir kere... Kâbe'yi karşımda
düşünüyorum. Ayağımın altında sıratı düşünüyorum, kayarsam cehenneme
gideceğimi düşünüyorum. Arkamda Azrâil'in beklediğini düşünürüm.
Kıldığım namazın son namaz olduğunu, bundan sonra bir daha namaz
kılamayacağımı düşünürüm. Korku ile, zârilik ile namaz kılarım."
diyor. Namazı böyle kılmağa çalışmak lâzım!..
4. Soru:
--Bir insan ibadetten feyz alamıyorsa,
bunun sebebi nedir, ne yapması gerekir?
--Feyz alamamak, insanın kazancında
haram olmasından olabilir. Kazancında haramlık varsa, ibadetten
feyz almamağa başlar, zikirden feyz almamağa başlar. Soğur,
gittikçe yanlış yollara sapar. Onun için, lokmanın helâl olmasına
çok dikkat etmek lâzım!..
Bunun dışında, abdesti sağlam
olmadığı zaman feyz almaz. Abdesti eksik almışsa veya yüznumaraya
giriyorlar... Hani, İslam'da ayıp yoktur, söylemek lâzım! Küçük
abdest yapmanın, büyük abdest yapmanın İslam'a göre ölçüsü vardır.
Müslüman deve gibi ayakta küçük abdest yapmaz!.. Salıvermez,
şaldır şuldur etrafa sıçratmaz. Kabir azabına uğrar sonra...
Dikkat edecek, çömelecek, korunacak, sakınacak... İstibrâ edecek,
arkası kalmayacak idrarın... Güzelce temizlenecek. Bunları yapmadan,
bakıyorsun adam yüznumaraya giriyor; şar şar ses duyuyorsun.
Dışarıya çıkıyor, şadırvandan abdest alıyor, camiye geliyor.
Donu ıslak... Her adım attıkça bir damla çıkıyor dışarıya...
O zaman, o namazdan feyz alamaz ki!.. Abdest yok ki, namazdan
feyz alsın.
Onun için bir camide gördüm,
şadırvana yazmışlar: "Birçok kimseler namazın burdan başladığının
farkında değildir." diye... Aferin, çok güzel yazmışlar. Namaz
nerden başlıyor? Güzel abdest almaktan... Şaldır şuldur abdest
alıyor; kollarını tam yıkamıyor, yüzünü tam yıkamıyor, sakalına
tam gitmiyor, ayaklarını tam yıkamıyor... Geliyor, "Feyz alamıyorum!"
diyor. Bundan oluyor. Yâni, abdestteki kusurlarından oluyor.
Bazen de insanların kötü alışkanlıkları
oluyor; gıybet ediyor, dedi kodu ediyor, günahlar işliyor...
Bunlar da insanın feyzini kaçırıyor, ağzının tadı kalmıyor.
Allah'ın rızâsına uygun, takvâya uygun bir iş yaptı mı; Allah
ibadetin tadını verir gönlüne... Bir neşe gelir, bir zevk gelir,
bir şevk gelir... Günahlı bir şey yaptığı zaman da, ibadetten
tad almamağa başlar.
Demek ki, ibadetten tad almanın
şartı, günahlardan sakınmaktır. Haramdan dilini korumaktır,
gönlünü korumaktır, elini korumaktır. Midesini haram lokma yemekten
korumaktır... Güzelce abdest almaktır. Takvâlı olmaktır.
Binâen aleyh, dönüp dolaşıp her
şey takvâya bağlanıyor. Takvâlı olursa bir insan, feyiz de alır.
5. Soru:
--"Namaz kılmayan müslüman değildir." denilebilir mi?
--Namaz kılmayan ihmalkârdır,
günahkârdır. "Lâ ilâhe illallah, Muhammeder rasûlüllah" diyorsa,
müslüman değildir denemez. İmanı da var, kusuru da var...
6. Soru:
--Bir muhasebecide çalışıyorum, odaların birisinde
namazımı kılıyorum. Patronum, namaz kılarsam işlerin aksayacağını
söylüyor. Şayet böyle namaz kılmaya devam edersem, benimle çalışmayacağını
ve işten atacağını söylüyor. Ben de tuvalete diye gidiyorum,
vakit kaybolmasın diye sadece farzlarını kılıyorum. İşimden
de atılmak istemiyorum. Ne yapmamı tavsiye edersiniz?
--O işyerinde çalışmak farz mı,
ilmihal kitabında mı yazıyor? Başka işyerine gidersin! Öyle
bir herif-i nâşerifle iş yapacağına, güzel bir iş ararsın.
Ama o adam râzı olmasa bile,
"Sen namaz kılamazsın!" dese bile, namazını kılar. Çünkü, namaz
Allah'ın emridir, ötekisinin bunu yasaklamağa hakkı yoktur.
Gücü yeterse, başka yerde bir
iş bulsun! Gücü yetmezse, şu anda başka yerde iş bulamıyorsa,
orda çalışsın, namaz kılmağa devam etsin!.. Sünnetleri de kılmağa
çalışsın!..
Öğle tatilinde kimse bir şey
diyemez. Kalıyor bir ikindi... İkindinin sadece farzını kılabilir;
çünkü, sünneti gayr-i müekked sünnettir. Sabah namazını camide
kılacak. Akşamla yatsıyı da evde kılacak. Bu kadar basit!..
Çok büyük bir dert değil yâni...
7. Soru:
--Çalıştığımız yerde namaz kılmaya müsaade etmiyorlar.
Bu durumda kılamadığımız namazları eve gittikten sonra kaza
etsek olur mu?
--Olmaz!.. Namazın farzlarından
birisi de vakittir. Vaktinde edâ edilmesi farzdır. Bir farz
yerine gelmemiş oluyor. Dünya üzerinde sadece o işyeri olmadığına
göre, daha binlerce, milyonlarca işyeri olduğuna göre, ya o
işyerinde namaz kılmayı sağlayacak, rica ederek, anlatarak;
ya da kendisine daha iyi bir iş arayacak!..
Bir kere öğle tatilinde öğle
namazını kılabilir. Sabah namazını da evde kılar. Geriye bir
ikindi namazı kalıyor. Yâni, dediği kadar değil bu iş, işin
doğrusuna bakılırsa... İkindi namazında da; ötekiler süt molası,
çay molası, sigara molası yaparken, o da abdestini hazır tutar.
O hazır tuttuğu abdestiyle kısa tarafından namazı kılıverir.
Yanında seccâde bulundurur.
Biz askere gittiğimiz zaman bir
arkadaşımız, bir muşambayı katlamış katlamış, sokmuştu beline...
Çamurda, toprakta, tarlada, bayırda, nerde olursa; namaz vakti
geldi mi çıkarırdı onu, sererdi, namazını kılardı.
İlk gün bir bocalıyor insan...
Eğitim alanında abdest alacak yer yok, abdest bozacak yer yok,
su yok... Ne yapalım? Haa, abdestli gezmem lâzım demek ki...
Öğleyin yemek yedikten sonra alel acele abdest alıyor, abdestli
oluyor insan ikindiye kadar... İkindide zâten on dakika bir
mola oluyor. Mola düdüğü çaldığı zaman kimisi sigara içiyor,
kimisi yatıyor, kimisi kitap okuyor... Kimisi güreşiyor birbiriyle...
Bizimkiler de namaz kılıyor.
8. Soru:
--Haram para ile inşa edilen bir camide namaz kılınabilir
mi?
--Kılarsın. Onsuz cami zor bulursun.
Vebali yapanlarındır. Hepsini kurcalayacak, karıştıracak olursan,
adımını basacak yer bulamazsın, halin harap olur. O kadarını
karıştırmadan namazını kılarsın, vebal onların boynuna...
9. Soru:
--Seferilik mesafesi 90 km midir yoksa 18 saatlik yol
mudur?
--Seferilik mesafesi üç günlük
yoldur. Bu da, "Günde altı saat yaya yolculuk yapacak, ondan
sonra dinlenecek. İnsanın bir tâkati var, normal şekilde böyle
seyahat ediliyor." diye hesaplanır. İnsan ortalama olarak saatte
5-6 km yürür. Günde ortalama 30-35 km'dir. Bu da üç günde 90
km civarında bir mesafe eder.
Mesafe önemlidir, saat önemli
değildir. Meselâ uçağa biniyor, İstanbul'dan Ankara'ya 45 dakikada
gidiyor ama, 450 km'lik mesafeye gittiği için Ankara'da seferidir.
Seferilik saat hesabı değildir.
Yaya bir yolcunun üç günde gittiği mesafe kadar gittiği zaman
seferi olur.
10. Soru:
--Seferi halde iken dört rekâtlı bir namazın son rekâtına
yetişen kişi namazını nasıl tamamlar?
--Seferî haldeki bir insan mukim
bir imama uydu mu, seferîlik bahis konusu değildir. Normal insanın
yetişemediği rekâtları nasıl tamamlaması gerekiyorsa, öyle tamamlar.
11. Soru:
--Cuma namazının esasen 10 rekât olduğunu, 16 rekât
olmadığını, şek şüpheye düşmemek için 6 rekâtın kılındığını,
halbuki namazda şek şüphe olamayacağını söylüyorlar; ne dersiniz?
--Ezan okunduktan sonra, dört
rekât cumanın ilk sünnetini kılıyoruz. Ondan sonra imam minbere
çıkıyor, hutbesini irad ediyor. İniyor, mihrabda farzı iki rekât
kıldırıyor. Ondan sonra dört rekât cumanın son sünnetini kılıyoruz.
Cuma tamam oluyor.
Onun arkasından, eğer cumanın
şartları yerine gelmemiş ise, zuhr-u ahîr'i kılmış olalım diye,
en sonuncu öğle namazının farzını kılıyoruz. İki rekât de vaktin
sünnetini kılıyoruz.
Bunu fukahâmız asırlardır, seneler
senesi böyle yapmışlar, tavsiye etmişler; ben bunu değiştirmeğe,
bunun üzerinde konuşmağa lüzum görmüyorum. Öyle büyük meselelerimiz
var ki, konuşulmuş bir meseleyi tekrar münakaşa etmeğe lüzum
görmüyorum. Bunun münakaşası fıkıh mesleğine ait bir münakaşadır.
Ulemâmız münakaşa etmiş.
Ben şahsen Ömer Nasuhi Bilmen
Hocamız'a (Rh.A) çok itimad ediyorum. İlmi, fazlı, kemâli müsellem
olan bir zât-ı muhterem... O bize ne demişse öyle yaparım, geçer
giderim. Büyük alim... Ben onun kadar fıkıhta alim olamayacağıma
göre, bu işi ona bırakırım. Filânca doktor kadar tıpta ileri
gidemeyeceğime göre, tedaviyi onda olurum. Filânca avukat kadar
hukuku iyi bilemeyeceğime göre, işimi o avukata havale ederim;
biter.
Bu mübarek insanların konuşup
da kendi aralarında vardıkları kararlarda, ihtilaflar olabilir.
İmam Şâfiî başka demiş, İmam Ebû Hanife başka demiş, İmam Mâlik
başka demiş, Ahmed ibn-i Hanbel başka demiş olabilir. Şimdi
ben fakih değilken, fıkıh mesleğini meslek edinmiş bir insan
değilken, tekrar o işlerin üzerine eğilip, bir beşinci mezhep
de ben mi çıkartacağım? Hayır!..
İmam-ı Azam Hazretleri'nin yolunda
gidiyoruz. Memnunuz. Allah razı olsun, şefaatine erdirsin. Gayet
güzel bir mezheptir. Yedi asır Türkiye'de pâyidar olmuş, koca
bir imparatorluk bununla idare olunmuştur. Asırlar boyu Hint
kıtasında milyonlarca insan ondan istifade etmiştir. Çok gelişmiş,
olgun bir hukuk sistemi teşekkül etmiştir. Çok teferruatlı bir
hukuk külliyatına sahip olmuşlardır. Cümle alem istifade ediyor.
Son derece ince fikirli insanlardır, hassas insanlardır. Ben
onlara karışmam. Bir tanesinin eteğinden tutarım, yapışır giderim.
Benim mesleğim başka... Senin
mesleğin de başka, sen de karışma!.. Kıl gitsin. Öyle uygun
görmüşler, ona pek itiraz etme!..
12. Soru:
--Beş vakit namaz üzerimize farz olduğuna göre Kuzey
Kutbu'nda durum ne olacak?
--Namaz vakitleri teşekkül etmiş
olan en yakın merkeze uygun olarak, takdir ederek orda namazları
kılması gerekiyor.
İsveç'e, Norveç'e gittiğiniz
zaman bir noktadan sonra, altı ay gece altı ay gündüz olan yerler
başlıyor. Güneş altı ay hiç batmıyor, şöyle bir çıkıyor, bir
iniyor. Altı ay da hiç görünmüyor. Ne yapacak orda? Beş vakit
namaz vakitlerinin teşekkül ettiği en yakın yerde vakitler nasılsa,
ona göre vakitleri takdir edecek, kılacak. Başka kaviller de
var ama, ulemanın genellikle görüşü budur.
13. Soru:
--Tahiyyat okurken şehadet parmağını kaldırmak sünnet
midir?
--Peygamber Efendimiz "Eşhedü
en lâ ilâhe" derken şehâdet parmağını kaldırırdı, "illallah"
derken indirirdi. Sünnettir.
14. Soru:
--Farz namazlarından sonraki istiğfar, sadece ikindi
ve sabah namazlarına ait bir şey mi; yoksa, diğer farzlardan
sonra da istiğfar etmek gerekir mi?
--Her namazın farzından selâm
verdikten sonra üç defa estağfirullah denilmesini burda okuduk,
Râmûzül Ehâdis'te geçti. Yâni her namazda, "Esselâmü aleyküm
ve rahmetullah... Esselâmü aleyküm ve rahmetullah..." dedikten
sonra istiğfar edilir.
15. Soru:
--Namazda abdesti bozulan bir kimse ne yapmalı? Sonra
tekrar kılmak niyetiyle namaza devam etse, olur mu?
--Olmaz! Abdest bozuldu mu, namaz
bozulur. Namaza abdestsizken devam edilmez! O zaman bozacak
namazı... Çıkabiliyorsa, çıkar; çıkamıyorsa, oturduğu yerde
oturur.
16. Soru:
--Seccade örtüsünde Kâbe resmi var... Bunun üzerinde
namaz kılınır mı?
--Kılınır. Kâbe resmi mahzurlu
bir resim değildir. İnsan resmi olsa olmaz, hayvan resmi olsa
olmaz! Tabii, sade olsa daha iyi olur; çünkü, insanın zihni
her hangi bir şeye takılmaz. Düz olsa, dümdüz olsa daha güzel...
Ama hiç olmazsa, Kâbe'yi hatırlatıyor.
17. Soru:
--Teheccüd namazlarına gece kalkamıyorum. Yatmadan
önce 12 ile 12.30 civarında kılsam olur mu?
--Olur. Kalmayacağını anlayan
bir insan böyle yatmadan önce kılsa, olur. Ama teheccüd namazına
kalkmak için kolaylıklar vardır. Akşam yemeğini erken yersiniz,
biraz da az yersiniz. Kalkarsınız o zaman... Çünkü çok yemek
insanı uyutuyor.
Erken yatarsınız, kalkarsınız
teheccüd namazına... Çünkü, geç yatmak insanı teheccüde kaldırtmıyor.
Basit tedbirlerle çözümleyebilirsiniz. Duası vardır, duasını
edersiniz, Allah'a sığınırsınız; Allah kaldırır.
18. Soru:
--Daha önceleri gece namazına kalkabildiğim halde,
son iki aydır kalkamıyorum. Halbuki, kış geldi, kalkmak daha
kolay... Gece yatarken tok karnına yatmamağa çalışıyorum. Abdestsiz
de yatmıyorum. Başka ne yapmamı tavsiye edersiniz?
--Abdestsiz yatmaması güzel...
Çok tok bir halde yatmaması, o da güzel... Buna rağmen kalkamamak;
belki yediği lokmalara haram karışıyordur da ondan Allah nasib
etmiyor. Öyle bir durum olmasın diye lokmanın helâl olmasına
dikkat etsin!..
Bir de, her zaman söylüyorum,
şöyle küçük bir saat aldım ben... Tek bir kalem pille çalışıyor.
Kuruyorsun, "Dıt dıt... Dıt dıt..." diye uyandırıncaya kadar
çalıyor, sinirini bozuyor insanın... Çok güzel... Biraz da yataktan
uzağa koyarsanız, "Dıt dıt... Dıt dıt..." ille kaldırıyor.
Herkes rüya anlatıyor burda,
kâğıt gönderiyor; bir rüyamı da ben anlatayım: Yaz tatilinde
çoluk çocuk burda Hocamız'ın yanında... Ben Ankara'ya gittim.
Yoruldum, yattım öğleyin... Ama, yine fakülteye gitmem lâzım...
Bu marifetli saati kurdum, yattım. Çok yorgunum, çok uykusuzum,
yolculuk da yaptım; derin bir uykuya dalmışım. Rüya görüyorum:
Rüyamda şöyle 25 cm kadar küb
şeklinde bir kutu... "Dıt dıt... Dıt dıt..." diye sinyal veriyor.
Sağına bakıyorum, soluna bakıyorum, altına bakıyorum, üstüne
bakıyorum, eviriyorum, çeviriyorum... Başka arkadaşlar geliyor,
inceliyoruz... "Yâhu bunun düğmesi yok, iğnesi yok!.. Nereden
ses geliyor?" diyoruz. Sonra, rüyanın içinde: "Yâhu, bu benim
uyanmak için kurduğum saat olmasın?" diyorum. Uyanıyorum, hakîkaten
o saatmiş. Çeşitli senaryolar, rüyalar göstertiyor ama, sonunda
böyle uyandırtıyor bizi..
Kaynak: M. Esad Coşan - Güncel Meseleler 2
|