Namaz; cemaat halinde
eda edildiği zaman,
aynı saftaki müslümanı sosyal ve siyasi eşitliğe, evrenselliğe,
kardeşliğe ve diğer kardeşleriyle ilgilenmeye,
onları desteklemeye teşvik eder.
İslam'da namaz Peygamber Muhammed (s.a.v.)'e vahiy suretiyle
anlatılmış, sınırları ve şekli belirlenmiş özel bir ibadettir.
Biçimindeki herhangi bir değişiklik onu hükümsüz kılar. Namaz,
formal olduğu kadar, bütün müslümanlara farz kılınmış bir disiplindir.
Onu mü'minlere mecbur kılmakla İslam, mensuplarını disipline etmeyi
amaçlamış ve Allah'ın varlığının sonsuz bilincini korumuştur.
Namaz, zamanı bölümlere ayırarak müslümanı sağlıklı ve düzenli
bir hayata alıştırır. Temiz suyla alınan abdestle o, tazeleyici
ve temizleyici bir ameliye olarak kabul edilir. Ayağa kalkma,
diz çökme, secde ve oturma değişimleriyle, aynı zamanda vücut
içinde bir egzersiz görevi görür . Namaz maddi ve manevi itminanı
ve ruhi hazzı beraberinde getirir. Zihni günlük işlerden uzaklaştırmak, |
Allah'a ve O'nun emirlerine ve varlığına konsantre olmak, kendini
mutlak ve evrensel hükümdarlığa yükseltmektir. İbadet eden kişi,
bu gibi uygulamalarla hayata ve onun problemleriyle karşılaşmaya
öncekinden daha hazır olarak çıkar. Namazın mahiyeti, dini ibareler
yoluyla akla gelen fikirler, insanı arzu dolu kılar; onu hayırlı
işlere yöneltir; kötüden kaçınmaya, dünyayı iyilikle doldurmaya
olan azmini güçlendirir. Nihayet cemaat halinde eda edildiği zaman,
aynı saftaki müslümanı sosyal ve siyasi eşitliğe, evrenselliğe,
kardeşliğe ve diğer kardeşleriyle ilgilenmeye, onları desteklemeye
teşvik eder (*).
Kainattaki bütün varlıklar; güneş, çayır, çimen, ağaçlar, zikir
halindedir. Sürü halinde uçan kuşlar, dağlar, taşlar keyfiyeti
bize meçhul bir tesbihat ile Allâh'a kulluk ederler. Bitkilerin
ibadeti kıyam halinde; hayvanlarınki rükû halinde; cansız olarak
isimlendirilen nesnelerinki de yere kapanmış vaziyette, yani secde
halindedir. Sema ehlinin durumları da böyledir. Meleklerin bir kısmı kıyamda bir kısmı rükûda,
bir kısmı secdede bir kısmı da tespih ve tehlil'de... Ancak Allah'ın
mü'minlere bir miraç olarak ikram ettiği namaz ibadeti ise bütün
ibadetlerin camî (tamamını bünyesinde barındıran) bir muhtevadadır.
Dolayısıyla gerçek namaz kılanlar yerde ve gökte tüm varlıkların
yaptığı ibadeti içine alan bir ibadet yapmış olurlar.
Peygamber (s.a.v.) buyurdular ki:Namaz, yüce ve büyük olan Allah'ın
rızasını kazandırır. Meleklerin sevgisine nail eder. Peygamberlerin
yoludur. Mârifet nurudur. îmanın aslıdır. Duanın icabetine vesiledir.
Amelleri makbul kılar. Rızka bereket getirir. Vücuda rahatlık
verir. Düşmanlar üzerine silahtır. Şeytanı uzaklaştırır. Ölüm
meleği ile musallî arasında şefaatçidir. Kabirde kandildir ve
orada yaygıdır. Münker ve Nekir meleklerine cevaptır. Kıyamete
kadar kabirde can yoldaşıdır. Kıyamet günü olduğunda namaz kılanların
üzerine bir gölgeliktir. Başına taçtır. Bedenine elbisedir. Önünde
giden nurdur. İnsanlarla arasına getirilen bir perdedir. Rableri
huzurunda mu'minlerin hüccetidir. Mizanda ağırlıktır. Sıratta
geçiştir. Cennete anahtardır. Çünkü namaz tesbihtir, hamttır,
tâzimdir, kırât ve duadır. Hasılı faziletli amellerin tümü, vaktinde
kılınan namazdadır. (Tenbîhü'l-Gafilîn, 293)
Namaz Nasıl Farz Kılındı?
Farzlar, Hazret-i Peygamber - sallâllâhü aleyhi ve sellem-'e
Cebrâil vasıtasıyla bildirilmiştir. Fakat beş vakit farz namaz,
bunlardan ayrı olarak mirâc gecesi bizzât Cenabı Hak tarafından
Âlemlerin Efendisi'ne bir hediye kabîlinden takdim buyurulmuştur.
Başlangıçta elli vakit olarak farz kılınan namaz, Musâ -aleyhisselâm-'ın
semâda Hazret-i Peygamber -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'e ;"
- Yâ Rasûlallâh! Ben, senden evvel İsrâîl oğulları'nda tecrübe
ettim. Elli vakte senin ümmetin de güç yetiremez!"
şeklindeki tavsiyesi dolayısıyla Rasûlallâh -sallâllâhü aleyhi
ve sellem-, o gece Cenâb-ı Hakk'a beş defa mürâcaat ve münâcat
eyledi. Nihayet namaz beş vakte indirildi.
Hazret-i Mûsâ, Peygamber Efendimiz -sallâllâhü aleyhi ve sellem-'e
;"
- Buna da güç yetiremezler!" dediyse de Rasûlallâh -sallâllâhü
aleyhi ve sellem-;"
- Bundan başka tenkîsi Rabbimden istemeye hayâ ederim." diyerek
beş vakitte karar kıldı.Ancak Cenâb-ı Hak, Hazret-i Peygamber
- sallâllâhü aleyhi ve sellem-'in duâsı bereketiyle merhamet eyleyip
namazı beş vakte indirmenin yanında o vuslat gecesi olan mirâcda
Resûlü'ne şu müjdeyi de lütfetti:"Ey Resûlüm! Benim katımda söz
asla değişmez. Bu beş vakit namazın karşılığında sen, elli vaktin
ecrini alacaksın." (İbn-i Mâce, İkâmetü's salât, 194)
Hazret-i Peygamber - sallâllâhü aleyhi ve sellem-, ümmetine bu
beş vakit hususunda şöyle buyurur:Allâh Teâlâ buyurdu ki; "Senin
ümmetine beş vakit namazı farz kıldım. Kendi katımda verilmiş
bir söz vardır. Kim o namazları tam vaktinde kılarsa, onu mutlaka
cennete sokacağım. Kim de o namazları korumazsa, katımda ona verilmiş
hiçbir söz yoktur."(İbn-i Mâce, İkâmetü's salât, 194),
(*) İslam Kültür Atlası, İsmail Raci ve Luis Lamia el-Faruki s.162.,
İnkılab Yay., İSTANBUL.
|