• Kamçatka'da Bir Cuma Namazı


    21 Nisan Cuma. Kendim için hazırladığım mütevazi kahvaltımın başına otururken Türkiye uyumaya hazırlanıyor. Paltomu giyip temiz hava solumak için dışarı çıkıyorum, Türkiye uyuyor. Hakim bir tepeden denizi seyrederken fotoğraf makinemle 360 derece panoramik görüntüler elde etmek istiyorum. Türkiye hala uyuyor. İnip üç top dondurmadan oluşan bir tatlı ziyafeti çekiyorum kendime, sonra abdest alıp camiye gidiyorum. 25 kişilik cemaatle mütevazı bir Cuma namazı kılıyorum, Türkiye derin uykuda. Namazdan çıkıp oyalanıyorum, zaman geçsin diye. Maksat ikindiyi de aynı mekanda kılıp sonra çıkmak. Türkiye hala uykuda. İkindi namazını kılıyorum, Türkiye'de hafif hafif kıpırdamalar var. Sonra bir dostumun davetine icabet edip öğlen ve akşam karması bir yemek yiyoruz, Türkiye kahvaltı yapıyor. Ben 53 boylam, 158 enlemde Türkiye ise Ankara itibarı ile 39 Boylam, 32 enlemde. Burada saat 18.00, Türkiye'de 08.00. Bugün (bütün dünyadan önce) dini vecibelerimi yerine getirdim ya, ayrı bir haz duyuyorum. Üstelik dünyanın ilk ezanını okuyarak. Gerçi 7,7 şiddetinde bir depremle sarsılmak gibi önemsiz bir ayrıntı daha yaşadım ama, Türkiye'nin uyuyor olmasından olsa gerek emektar hatundan başka arayıp da öldün mü, kaldın mı diye soran olmadı.

    Burası Kamçatka. Rusya toprağı ama Çin ve Japonya'nın Kuzey doğusuna çengel ucu gibi sarkmış bir ada. Yeni nesil cep telefonlarında saat ayarları yaparken Londra için 0, İstanbul için +2 saat dilimi veriliyor ya, burası +12. Bundan sonra bir tek +13 var; Tonga. Yerini bilen varsa bana da söylesin. Burada 20.000 Müslüman var, çoğu Müslüman olduğundan habersiz. Bilmiyorum içlerinde sabah namazı kılan var mı? Olsa idi her gün dünyanın ilk ezanı, ilk kameti ve ilk namazı burada kılınacaktı, sonra Avustralya, sonra diğerleri. (Merakımı yenemeyip Cuma'ya gelen 25 kişiden lider olanına sordum. Sabah ezanı evde de olsa okunuyor mu diye, yakında bir arkadaşının tavsiyesiyle evindeki bilgisayara ezan programı koymuş, her sabah kendi kendine okuyormuş bilgisayar.)

    20.000 Müslüman; Tatarlar, Azeriler, Çeçenler, Özbekler, Ahıska Türkleri ve Dağıstanlılardan müteşekkil. Bir adet de Türkiye Türkü var, Erzurumlu, deri giyim ürünleri mağazası var. 6 yıldır burada. Gönlünü kaptırdığı Rus hanım ile evlenip buraya gelmiş. Türkiye'de pek dindar bir hayat yaşamamış olsa da burada Cuma'nın 25 müdaviminden biri. Ailesi henüz Müslüman değil, ama "inşallah kendisi en doğrusunu seçer" diyor. Dediğim gibi Cuma'nın 25 müdavimi var. Bayramda bu rakam 40'ı görüyormuş. Zaten namaz kıldığımız 30 metrekarelik yer daha fazlasını da almaz. Birkaç yıl önce burayı terk edip Kazan'a yerleşen bir Tatar evini bu maksatla hediye etmiş. 50 yaşının üzerindekilerin buraya inebilmesi için her halde bir teleferiğe ihtiyaç var. Gençler için ise Cuma'ya gelmek bir lüks. Çünkü arabası olmayanın kolay kolay gelip çıkamayacağı bir yol. Yerleşim yeri olduğundan ezan okunmuyor. Cemaatten Çeçen bir arkadaş internetten adresine girip günün mana ve ehemmiyetine uygun 2 sayfalık bir yazı indirmiş. Konu Hıristiyanların Paskalya Bayramı dikkate alınarak "İslam ile Hz. İsa ilişkisi" üzerine. Cemaatten genç bir arkadaşa veriyor, o da ayağa kalkıp vaaz niyetine okuyor. Sonra Özbek asıllı Rusça bilmeyen bir vatandaş öne geçip kısa bir Arapça hutbe okuyor, namazı kıldırıyor. Hatta müezzinliği bile kendisi yapıyor. Bu arkadaşı yeni getirmişler, sadece hutbe okunacağı zaman işe yarıyor, çünkü vakit namazı kılınmayan bir yerde Rusça bilmeyenin dini bilgisi sadece buraya kadar.

    İkindiyi müteakip cemaatin ileri gelenleri Azeri bir kardeşin evinde yemeğe davet ediliyor, söylemesi ayıp bizim şerefimize. Evlilikten sonra Müslüman olan Rus asıllı karısı bize nefis Azerbaycan yemekleri hazırlamış. Yukarda bahsi geçen bütün milliyetleri temsilen Müslümanlar var. Yemeğe benim için şaşırtıcı onlar için sıradan bir olay damgasını vuruyor. Azeri bir hanım vefat etmiş. Bunun istihbaratını alan Çeçen arkadaş telefon açıp ailesine Müslüman olduklarını ve İslami usullere göre gömülmesini teklif etmiş. Düşünmek için zaman isteyen ailenin cevabı da yemeğimize tesadüf ediyor. Müslüman usulü yıkanma, dua vs. hepsine evet, ama Müslüman Mezarlığına gömülmemek şartıyla. Yanımızdaki Azerbaycan diasporası'nın temsilcisi telefonu eline alıp enine boyuna anlatıyor, ikna etmeye çalışıyor. Ama bu rauntda da netice yok. Bundan önce gömülmüş bacı kardeş ve akrabalardan ayrılmasına rıza gösterilmiyor. "Cenaze Pazartesi kalkacak, o zamana daha kaç kez görüşür, inşallah ikna ederiz." diyor kardeşler. Zaman zaman ikna edebiliyor, bazen de çaresiz kendi haline bırakıyorlarmış. En çok zorluğu ise kefenle gömme konusunda çekiyorlarmış. Ev sahibimiz Merdan bey bölgede Pierre Cardin ve Aydınlı'nın resmi mümessili. Potansiyel müşterilerinin önemli bölümünü ölü erkekler oluşturuyor imiş. Hayatı boyunca 100 dolarlık takım elbise giymeyen erkekler öldüğünde "iyi adamdı" denerek 700 dolarlık Pierre Cardin ile son yolculuğuna uğurlanıyorlar. Ve maalesef daha uzun süredir bölgede yaşayan Tatarların hemen hepsi bu yöntem ile gömülüyor. "İyi bir adamı pejmurde bir kıyafetle son yolculuğuna göndermek olur mu?" kardeş!

    Sevindirici haberler de var. Artık Hıristiyanlar uyarıyorlarmış Müslümanları "Ne işiniz var bizim mezarlığımızda?" diye. Böylece duyuyorlarmış Müslümanların ayrı bir cenaze seremonisi olduğunu. Şanslı olanlar bir yıl önce bölgeye gelen Azerbaycanlı Anar'ın ayrılırken yerine cenaze yıkamayı öğrettiği tek cenaze mollasına bir tanıdık vasıtası ile ulaşıyor. Yüzde onu Müslüman 200.000 kişilik bir şehirde de bir caminin olmaması Müslüman gibi yaşamak isteyenleri çaresiz bıraktığı gibi hiç olmazsa Müslüman gibi ölmek isteyenleri de çaresiz bırakıyor. İmkanı olan Kafkas ve Orta Asya asıllı Müslümanlar ölünce tabutları modern dünya ile tek ulaşım yolu olan havayolu ile memleketlerine uğurlanıyor. Yerli Tatarlar ve fakirler ise çaresiz.

    Bir iyi haber daha; yakında İslamı kabul eden Koreli bir genci getiriyorlar camiye. Koreli dediysem yerli Koreli, zamanında iki Kore arasındaki savaştan kaçıp gelenlerden. Yemeğe de geliyor. Annesi Müslüman olduğunu duyunca pek sevinmemiş, ama yine de kabullenmiş. Hatta bu olayın şerefine bir pilav ziyafeti hazırlayarak Müslüman arkadaşlarını davet etmiş. Eski Valodya yeni Vahid'in Müslüman olduktan sonra en garibine giden şey yeni dininin köpek etine izin vermemesi olmuş.

    20.000 Müslüman'ın en büyük problemi kimlik sorunu. Caminin Müslümanlar için ne ifade ettiğini en iyi burada anlıyorsunuz. Yıllar önce belediye 10.000 metrekare toprak ayırmış cami yapılsın diye. Caminin çeyreğinin, minarelerinin ise tamamının temeli atılmış. Yıllardır inşaat yapılmadığı için şehrin en iyi yerinde olan bu alan şimdi de kumarhane yapmak isteyen bir zengine verilmek üzere. Müslümanlar zayıf, sesleri çıkmıyor. 10 kişi toplanıp belediye başkanına gitmişler. Moskova'ya Putin'in Kamçatka temsilcisi kanalıyla şikayet etmekle tehdid etmişler. Putin Müslümanların hakları konusunda hassas, son karikatür krizinde karikatürleri yayınlayan tek gazeteyi kapattırmış. O yüzden arsa ortada. Ne camiye dönüşebiliyor, ne kumarhaneye. Tekrar geri almak için belediyeye eskiden kalan 40.000 $ inşaat borcu ödenmeli önce, sonra da tahsis için ikna etmeli. Şimdi yana yakıla çare arıyorlar. Yok mu dünyanın ilk ezanının okunacağı camiyi yapacak? Yok mu 20.000 Müslümanın hiç olmazsa Müslüman gibi ölmek için müracaat edecekleri bir kubbe, bir minare, bir teneşiri hediye edecek? "Teker bir dönsün, Allah kerim. Biz de el verir bitiririz. Resmi bir mekanımız olsun. O zaman sadece ölülerle değil, sağlarla da meşgul oluruz." diyorlar. Çıkarken elime Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanı Ali Bardakoğlu'na hitaben yazılmış ve cami konusunda yardımlarını arz eden bir mektup tutuşturuyorlar. Dünyanın bu unutulmuş köşesindeki unutulmuş insanların bizim Diyanet İşleri Başkanımızın adını biliyor olmaları beni hakikaten şaşırtıyor, ama niye şaşırıyorum ki; başka kim var gönül rahatlığı ile kapısını çalacak? Kilometrekare başına bilmem kaç cami düşen Aziz Türk Milletine duyrulur.

    Kaynak: http://www.altinoluk.com

    Vaktin Çağrısı
    Miraç Gecesi
    Advertorial