Zamanı güzel kullanıyor, işini en ince ayrıntısına
kadar hesaplıyordu.
İki gündür çalışarak dereden getirdiği su, ne de güzel akıyordu.
Biraz da tarlasına ark kazmalıydı. Sonra domates ve biber fidelerini
belli aralıklarla yerleştirmeliydi. Toprağı öyle özenle aralıyordu
ki bir ucundan bakıldığında tarlanın diğer ucuna kadar hiçbir
eğrilik göze çarpmıyordu. Bu düzen ona inanılmaz haz veriyordu.
Sık sık yoldan geçenlere gururla gösteriyordu yaptıklarını.
Köydekiler bu Almancı emeklinin yaptıklarına gıpta ile bakıyorlardı.
Yaptığı iş çok basitte de olsa, o bunu bir sanat icra eder gibi
yaptığı için köy halkı bu insanın emeğine ve işine saygısına
çok önem veriyordu. Böyle bir çaba ancak alkışlanırdı.
Sonra birkaç tavuk alıp onlara kümes yapmayı düşündü. Her şey
doğal olmalıydı. Bir o kadar da estetik. Bu iş için kümesin
duvarlarını kerpiçten yapmaya karar verdi. Ne de olsa kerpiç
çok doğaldı ve çevreyi kirletecek hiçbir atık üretmiyordu.
Üste ise kiremitler döşeyecek ve harika bir kümes yapacaktı.
Tüm bu çabalar aslında ticaret kaygısında değildi. Yıllarca
halini kurduğu emekli yaşamdaki düşünceleriydi. Onları gerçekleştiriyordu.
Aslına bakılırsa o bu hayalleri yalnız kurmamıştı Selim Amca.
Ne var ki, hayatını birlikte geçirdiği eşi yanından erken ayrılmış
ve ebediyete göçmüştü. Şimdi o hayalleri yalnız yaşamak zorundaydı.
Ertesi gün kiremit siparişlerini verdi. Kendisi de kerpiç kalıplarını
çakmaya başladı. Kalıplar tam bir dikdörtgen olmalıydı. Hepsinin
boyu aynı olmalıydı. Hem Hegel demiyor muydu "Güzellik
simetridir" diye. Her şey simetrik olacaktı. Yani güzel
olacaktı.
Henüz kümes yapılmamıştı ama o birkaç tavuğu şimdiden almıştı.
Önlerine biraz yem attı ve işini yapmaya koyuldu. Kiremitçi
de nihayet gelmişti. Ona yapacağı kümesi uzun uzun anlattı.
Adeta üniversite kürsüsünden ders verir gibi hiçbir ayrıntıyı
kaçırmıyordu. Tüm bu bakış açısına Almanya'da sahip olduğunu
söylüyordu. Kiremitçi, bu Selim Amca'ya hayran kalmıştı. Nasıl
da ince düşünüyordu. Her ayrıntıyı hesaplıyordu.
Vakit öğleyi biraz geçiyordu. Selim Amca kiremitçiyi çaya davet
etti. Kiremitçi çayını yudumlarken Selim Amca'da öğle namazını
kılmak için Kiremitçinin yanından ayrıldı ve abdestini alarak biraz ilerdeki
ağaç gölgesine gitti. Namazını kendinden beklenmeyecek şekilde bir
hızla bitirdi. Geri Kiremitçinin yanına döndü.
Kiremitçi bu
kadar ince düşünceli bir adamın bu kadar hızla namaz kılmasını
yadırgadı. Ama saygısından ona bir şey söyleyemedi. Kiremitçinin
gözleri Selim Amca'nın tavuklarına takıldı. Hızla gagalarını
yere vururcasına yem topluyorlardı. Tavukları da sahiplerine
benziyor, Selim Amca nasıl namaz kılıyorsa tavuklar da aynı
şekilde yemlerini yiyorlar diye geçirdi içinden. Sonra bu düşüncelerinden
utandı ve Selim Amca'ya bu durumu anlatmaya karar verdi.
Selim Amca namazını bitirince Kiremitçi namaz için izin istedi
ve abdest alıp aynı ağacın altına gitti namazını yavaş yavaş
kıldı. Duasını etti. Selim Amca uzaktan Kiremitçiyi seyrediyordu.
Bu adamın bedeni ne kadar huzur içindeydi. Hiç acelecilik yoktu.
Rükunun ve secdenin hakkını vererek namaz kılıyordu. Sanki her
hareketinde rüzgâr gamının bir parçasını alıp götürüyordu. Ruhundaki
sükûn bedenine yansımıştı.
Kiremitçi namazını bitirip Selim Amca'nın yanına geldi. Belli
ki, Selim Amca da Kiremitçiden etkilenmişti.
- "Her zaman böyle yavaş mı kılarsın" dedi. Selim
Amca
- "Genellikle" dedi. Kiremitçi
- "Seni izledim, böyle yavaş kılınca büyük bir tat alıyorsun
gibi. Çok farklı bir atmosfere giriyorsun sanki"
- "Aslına bakılırsa ben Annemi dinliyorum. Benim ilk namaz
öğretmenim annemdi. Bana hep tavukların yem yediği gibi namaz
kılma yoksa o namaz senden davacı olur" derdi.
- "Çok güzel" dedi Selim Amca. Ben hiç böyle düşünmemiştim.
Tamamen alışkanlık eseri çok hızlı kılıyorum.
Muhabbet ilerledikçe Selim Amca'nın mütebessim yüzü geriliyordu.
Kiremitçi bunu fark etti ve konuyu değiştirdi. Anlatmak istediğini
anlatmıştı. Bu noktadan sonra her şey Selim Amca'ya kalıyordu.
Selim Amca, Kiremitçi gittikten sonra uzun uzun düşündü. Hep
kendine ve diğer insanlara karşı sorumlu olduğundan dolayı işini
mükemmel yapmaya gayret ediyordu. Bunu da fazlasıyla başarıyordu.
Ya kendini yaratana karşı sorumluluğu tüm bunlardan daha mı
azdı? Yaratıcı daha mı az saygıya, özene ve estetiğe değerdi?
Elbette cevap hayır olmalıydı. İşe gösterilen hassasiyet elbet
hakka da gösterilmeli, namazın hakkı verilerek kılınmalıydı.
Tüm bunlar için kiremitçi büyük bir teşekkürü hak etmişti.
|