Yoksa evdeki ışıklardan biri yanık mı kalmıştı? Sonra televizyonun
fişinin çekmediğini hatırladı. Derin bir oh çekti. Ama içini derinden
kemiren şeyin bu unutma ile ilgisi azdı. Çünkü uzun bir zamandan
beri aynı tedirginlik ve içinde doldurulamayan bir köşe, bir duygu,
bir istek kalıyordu. Bu huzursuzluğun bir tanımı yoktu. Hele sebebi
de hiç belirgin değildi. Ne zaman kafasındaki yoğun düşünceler dağılsa
kendi için düşünmeye başlasa; lokantaya girip, yemeği yedikten sonra
hesabı ödemeyen müşteri gibi hissediyordu kendini.
Aynaya
baktığı zaman yüzünde kırışık yoktu. Ama bununla birlikte huzur
da yoktu. Bu yüzden uzun süreden beri aynaya gönül huzuruyla bakamıyordu.
-ama dedi ben kendimle barışık bir kızım. Görevlerimi eksiksiz
yerine getiririm. Öyleyse sorunum ne? Neden huzursuzum?
Bu sorunun kaynağını bulmak için zaman kaybetmeden
harekete geçmek gerekliydi. Öyle de yaptı. Önce çalıştığı şirkete
birilerine borcu var mıydı? Hayır. Bilakis çoğu kişi ondan yardım
alırdı. Ailesi onu çok severdi. Gerçi ayrı bir evde yaşıyordu.
Ama sorunun bundan kaynaklanmadığından emindi. Yoksa bu sözünü
ettiği şey herkeste var mıydı? Bazen herkes için hayatın bu kadar
amaçsız ve anlamsız kaldığı bir zaman dilimi oluyor muydu. Evet
evet belki de herkes aynı sorunlarla boğuşuyordu da o çok abartıyordu
bu durumu. Yazı yazdığı klavyeyi ileri doğru itti. Gözlüklerini
çıkarıp, becerikli hareketlerle gözlüğün camlarını sildi. Gözlüğünü
kabına yerleştirip bilgisayarın ekranını kapattı. Çalıştığı masanın
karşısındakileri bir bir süzmeye kendince tahlil etmeye koyuldu.
Cemal Bey; telaşlı bir kişiydi ona göre yüzünde huzurlu bir adamın
çizgileri yoktu. Masasının üzeri kağıt tomarından geçilmezdi ve
sürekli meşgul bir adamdı. Hayatını hep plansız yaşar, sürekli
zamanın kısıtlı olduğundan şikayet ederdi. Aslın pek o kadar da
yaptığı bir iş yoktu. Elif'in aradığı yüz yoktu Cemal Bey'de.
sonra kendinden imzaya gidecek raporları isteyen Sekreter Nuran
Hanım'a baktı uzun süre. Temiz ve bakımlı bir kadındı. Tam bir
asistandı. Şirkette bir şeflerin söküklerini dikmediği kalırdı.
Her şirkete bir Nuran gerekliydi. Ancak garip olansa Elif'in ne
aradığını bilmediği ama aradığını sandığı şeyin Nuran Hanımın
yüzünde olmamasıydı. -Yeter dedi. Bu modern hayat karmaşası tüm
insanları hasta ediyor. Ne aradığımı bilmeden çırpınıyorum. Buna
daha fazla dayanamayacağım.
Öğle tatilinde bir değişiklik yapıp yemeğini büroya söylemedi.
Dışarıya çıktı. Sokaktaki insan selinin arasına karıştı. Mağazalar,
insanlar, binalar yanından sel gibi akıp gidiyordu. Aslında dedi.
Akıp giden zaman bizi de içinde sürüklüyor. Yolun karşısın metal
sandalyeden kaldırımı mekan tutmuş bir lokantaya ilişti gözleri.
Buraya oturayım zaten zaman da dar. Yemeğini garsona söyledikten
sonra etrafı seyre koyuldu. Ilık bir rüzgar yüzüne vurdu. Rüzgarın
geldiği yöne doğru çevirdi başını. Yan masada genç bir çift vardı.
Muhtemelen sevgili olmalıydılar. Kumrular gibiydiler. İkide bir
kıkırdama sesleri duyuluyor. Bu sesler yoldan geçenlerin ayak
seslerine karışıyordu. Evet dedi. Elif, buldum bende aşk yok,
bak şunlara belki de dünyanın en mutlu çifti. Aradan biraz zaman
geçtikten sonra kıkırdama sesleri kesildi. Sonra geri döndü mutlu
çifte son bir kez bakmak için. Bir mutluluk tablosu görebilmek
umuduyla. Bu tabloyu zihnine kazıyacak ve mutluluk sembolü olarak
hatırlayacaktı. Ancak az önce gülüp etrafa neşe saçan bu mutlu
çift, şimdi bir birine yaslanmış kayıtsız gözlerle yoldan geçenlere
bakmaya koyulmuşlardı. Tüm arayışlarının bittiğini sanan Elif
için bu durum bir hayal kırıklığıydı. Çünkü yüzlerinde derin kaygılar
taşıyan bu çiftte de gönül huzuru yoktu.
Büroya yeniden döndü bulmak istediği şeyin fantastik, hayal ürünü
bir şey olduğuna karar verdi. Artık bu defteri kapatmalıydı. Koltuğuna
yaslandı. Bir kahve söyledi. Evraklarla boğuşmak için masasına
yumuldu. Bir süre sonra;
- Abla kahveniz. Sesiyle doğruldu.
Çaycının elinden kahvesini aldı. Masaya koyarken çaycıya dikkatle
baktı. Birden gözbebekleri büyüdü. - "Aradığım şey bu yüzde"
dedi. O olaydan iki hafta sonra Elif çaycının namaz kıldığını
öğrendi. Ve çaycının yüzündeki Gönül huzurunun namazdan dolayı
huzur ve sükun içinde olduğunu keşfetti. Kısa bir zaman sonra
çok kimse bilmese de Elif gizli gizli namaz kılmaya başladı. Şimdiden
gönlündeki huzur yüzüne yansımaya başlamıştı. Daha sonra Elif
aynaya, gönül huzuruyla bakmanın tadını doyasıya çıkartacaktı.
|