Her dinin bir fıkhı var. "Amentü"den "Hayat"a
kadar her alanı düzenleyen ölçüleri ihtiva eder. Bir tür dinin
hayat - kişilik ölçüleridir.
"Karma namaz" veya "Başörtüsüz namaz" olayında
asıl aksayan şey, sanırım, insanlarımızın fıkıh konusunda bilgisizlikleri
ve fıkhın önemi konusundaki duyarsızlıklarıdır.
Yani, böyle bir duyarlılık ve bilinç gelişmemiştir
diye düşünüyorum.
Bazı tasavvufi yönelişlerde bu var: Fıkıhsız, şeriatsız
tasavvuf.
Hatta kimi Batı ülkelerinde "İslam'a inanmadan tasavvufa
bağlananlar" var.
Tabii ki bunun adı "İslam tasavvufu" değil.
Ya da buna "tasavvufun yoldan çıkmış hali" demek
mümkün. Ki tasavvuf, "yolun hukuku"nu kalbe
nakşetmek anlamına gelir. Yol Allah yolu, Hazreti Muhammed Mustafa
(s.a.) yoludur. "Tarikat" da yol demektir. Tasavvuf
yolculuğunun adı "seyrü süluk"tur.
Tasavvuf elbet kalbi bir yoğrulma işidir. Yani kalbi Allah Teala
ile birliktelik şuuruna erdirme, O'na yakınlık bilincini kazanma,
dolayısıyla adeta "O'nun murakabesi altında bir hayat
sürme" idrakidir.
İslam tasavvufu, bütün bunların bir hayat disiplini
oluşturacağına inanır.
Bir tür "Peygamber ahlakı ile ahlaklanmaktır - Ki
o ahlak, Allah Teala tarafından bildirilen Kur'an ahlakıdır.
-" bu. Ya da O'nun eğittiği ilk neslin kalb ve hayat
kıvamına ulaşmaktır. "İslam'ın Peygamberinin hayatındaki
Müslümanlık kıvamı" dır ideal İslam kıvamı...
Buna, İslam tasavvufu içinde kalblerini yoğurmuş ve Kur'an'ın
ifadesiyle "Allah dostu" diye nitelenebilecek
kişilik arınmasına erişmiş insanlar, çok özel bir ihtimam gösterirler.
Kur'an'la yoğrulmak ya da Peygambere benzemek, onlar için sonsuz
bir koşudur adeta. "Peygamber"in önem verdiği
her şeyi önemsemek, ihmal etmemek, "Peygamber"in
hayatında yer almayan şeyleri hayat dışında tutmak aynı şekilde
bir hassasiyet konusudur. Bütün çağların merkez insanı, önderi
O'dur bir anlamda. O ve elbet, O'nun getirdiği Kitap'tır... Kur'andır.
Fıkhın kaynağı da Kitaptır ve Peygamberdir.
"Fıkıh duyarlılığı" bir kalb iklimi yaşamak
demek olan tasavvufta, duygu fırtınalarında savrulmayı ve çizgi
kaymalarını önler... "Kalb evrilip çevrilebilen bir organ" olarak
görülür tasavvufta. Onun için Hazreti Peygamber "Ey kalbleri
evirip çeviren Rabbim, benim kalbimi senin dinin üzerinde sabit
kıl" diye dua etmeyi öğretir mü'minlere... Tasavvuf
kalble uğraşır, ama kalbi savruluşlara kapılıp gitmek değildir
amaç, kalbi "Allah'a yakınlık" bilinciyle yoğurmaktır.
Onun adı takvadır, ihlastır, haşyettir, imandır...
Bu yol savrulmasını önlemek için İslam tasavvufunda "Mürşid"lik
belki de en önemli disiplindir. Ona "Mürşid-i kamil" adını
verir İslam tasavvufu. Mürşid , "yol gösteren" insan
demektir. Kalb terbiyesinin bir tür yol göstericiliği zaruri
kıldığına inanılır. Ve bu işi "kemal sahibi bir insan"ın
yapması istenir. Bu ifadenin mefhumu muhalifinde "Mürşid-i
nakıs" gibi bir hadise var demektir. Yani hem irşad
makamında bulunup, hem de o makamın "kemal" ölçüsüne
ulaşamayan insanın, yol göstericiliği meselesi... İnsanları İslam"la
yoğuracaksınız ama İslam'ı bilmiyorsunuz. İnsanları Allah Teala'nın
yolunda yürüteceksiniz ama Allah Teala'nın insanoğluna bildirdiği
hayat çerçevesinden kopuksunuz... Nasıl olacak bu iş o zaman?
Son olaya iştirak etmiş insanlar, belli ki Cuma namazını önemsiyorlar.
Bu, "İslam Fıkhı"nın bir yansıması... Peki ya
ötesi? İşte görülüyor ki "Ötesi"nde sorunlar
var. Oysa "Cumanın farziyyeti" de fıkıhla belirlenmiştir, "tesettür" de,
namazda böylesine "ihtilat"ın olmaması da...
İslam bünyesinde oluşmuş bilgi disiplinleri var. Tefsir,
Hadis, Fıkıh... Bunların bilginleri yetişmiş... Sormak gerekir
onlara... Ben biliyorum ki, bir çok Allah dostu, tereddüt ettikleri
konularda, -ki herkes her alanın alimi değildir- o sahanın alimine
sormaktan kaçınmamışlardır.
Çünkü Kur'an'da bildirilir ki, "Allah'a en çok onun
kulları arasında alim olanlar haşyetle yaklaşırlar, (yani)
O'nun hoşnutluğunu kaybetmekten kaçınırlar, korkarlar." (Fatır
Suresi, 28) Ve ben inanırım ki, Allah dostları, Allah'ın huzuruna
O'nu hoşnud edecek bir "İslami hayat kıvamı" ile
çıkma konusunda son derece duyarlıdırlar.
Fıkıh, insanı savruluşlardan koruyan bir hayat çerçevesi
kazandırır insana...
Çağımızda, iletişim alanında biriken güç ve onun oluşturduğu
tahakküm müthiş savruluşlara itiyor insanları... İnsan kendisini
belirli disiplinlere bağlı hissetmezse, öyle bir savruluş içine
düşer ki, her uzvu bir çalı parçasında kalabilir.
Başa dönersek;
Birilerinin, namaz kılacak bir insana, "Abdestsiz namaz
olmaz" demesi gerekir.
-Ben kıldım oldu, ile Müslümanca bir hayat oluşturulamaz.
Kaynak: http://www.ahmettasgetiren.com.tr
|