• Bıçakları bilemişlerdi - Ahmet Taşgetiren


    Evet, bıçakları bilemişlerdi. Mermiler namluya sürülmüş, pusuya yatılmıştı. Teammüden bir cinayete hazırlanılıyordu. 28 Şubatçı tüm hassasiyetler harekete geçmişti... Ve kurban tökezlemişti, tam da üzerine çullanılabilecek bir pozisyona düşmüştü...

    Ve ilk darbeler gelmişti bile...

    Bir korku romanından söz etmiyorum.

    Şu kısacık Dünya Kupası günlerinde yaşanan ve ancak ilk darbelere rağmen, kurban adayları göz yaşartıcı bir hamle ile ayağa kaltıkları için akamete uğrayan bir cinayet tasarımına işaret ediyorum.

    Sonu hüsranla bitse de tam bir hesap işi bu...

    Takmışsınız. Orada bir grup var. Milli Takım'da... Belki taa Galatasaray'da iken takmışsınız. Namaz kılıyorlar. Kimileri sabah namazlarında Eyüp'e gidiyorlar. Dua ediyorlar. Bir kısmının eşi başörtülü. Onlar lig maçlarında gösterdikleri başarı sebebiyle Milli Takım'a da alınmışlar.

    Milli Takım maçları, her ülke için özel bir motivasyon ikliminde yapılıyor. Kim nasıl kendini moral güçle doyuracaksa - donatacaksa ona sarılıyor. İstavroz çıkararak, ya da Afrika usulü büyülerle donanarak... Bizim çocuklar da, namazla, dua ile doyuracaklar yüreklerini... Türkiye'de olsa belki Eyüp'e gider dua ederlerdi. Ama Kore'de, Japonya'dalar. Ne yapabilirler? Bir cami bulunsa da namaz kılınsa, özellikle Cuma namazı kılınsa... İnançlı bir insan için Cuma özel bir namaz. Sanki Yaratan'la ahidlerin yenilendiği bir iklim. Günlük bütün namazlar kaçırılmışsa bile haftada bir Cuma'da ahidleri yenilemeli, diye düşünür insan. Onlar da öyle düşünüyorlar. Bir Cuma namazı kılsak; bu ortam hazırlanamaz mı?

    Her şey son derece sade ve tabii akışında...

    Ama yaşadığımız süreç, paranoya ile beslenmiş süreç, her şeye özel anlam yüklemeyi gerektiriyor. Ve her şeyi, yeniden kurgulamayı...

    "Namaz kılmak ayrımcılık diye yorumlanmalı.

    Namaz kılanlar ötekileri dışlamış olmalı.

    Milli Takım'ı namaz kılanlar-kılmayanlar diye bölmeye çalışmış olmalısınız.

    Ayrıcalıklar istemiş olmalısınız. Seul'den imam getirtmelisiniz... vs"

    İşte size cinayet gerekçesi...

    Daha önce bu yöntemlerle ne cinayetler işlenmemişti ki?

    Tekvando takımının başörtülü kızları veya namaz kılan erkekleri, güreş takımının namaz kılanları... bir "irtica" operasyonunun hedefi olmamışlar mıydı? "Müsabakaya ayyıldızsız forma ile çıkma", dolayısıyla "irticanın aslında milli hassasiyetlerle de bağdaşmadığı" komplosuna kurban verilmemişler miydi? Spor hayatları sona erdirilmemiş miydi? Üstelik onlar başarılı iken bu yapılmamış mıydı? Biz bir adama "irtica damgası" vurmuşsak, başarıyı falan bir kralemde göz ardı edecek kadar gözü kara olmaz mıydık?

    Hele siz, Brezilya'ya yenilmişsiniz... Kostarika ile berabere kalmışsınız...

    Ve bir de namaz kılıp "ayrımcılık" yapıyorsunuz!!!

    Sizi ipe çekilmekten kim kurtarır?

    Sütunlarda sehpalar kurulmuştu...

    Çete başı kimdi? Hakan mı, Rüştü mü, Arif mi? Bunlar kime karşı cepheleştirilmeliydi? Acaba takımın belirlenmesinde, hatta oyuncu değişiminde bile "ayrımcılık"tan söz edilebilir miydi? Tüm bu bozgun, bu ayrımcılığın ürünü değil miydi? Ülke futbolda irtica" yuvalanmasına kurban gitmiyor muydu?

    Nasıl bir senaryo?

    Böyle bir kurgunun sonunda beş-on futbolcu ipe çekilirse kamuoyu ancak doyuma ulaşmaz mı?

    Cinayet yarım kaldı...

    Çünkü o çocuklar, orada, bıçak tam sırtarına saplanırken ayağa kalktılar...

    Çin maçı dönüm noktası oldu. Turu geçtiler.

    Ve daha önemlisi Japonya'yı kendi sahasında 50 bin kişi önünde yenip ikinci turu geçtiler...

    Alınlarından öpüldüler. Yüreklere yerleştiler...

    Sokaklara taşan bayrak çağlayanının bir parçası oldular.

    Onları vurmak, bu ülkenin yüreğini vurmakla eşdeğer oldu.

    Bıçakları bileyenler, sehpaları kuranlar sus pus...

    Köşeleri yutkunuyor. Ses yok.

    Yazık!

    Bölücülüğün danıskasını yaptılar. Ne yazık ki bu ülkede kaç yıldır bölücülüğün danıskası yapılıyor. Böyle kaç değere, kaç insana bıçak saplandı "irtica heyulası"nın kol gezdiği bir ara dönemde... İpten döndü milli takımın çocukları... Kimilerinin yüreklerinde çoktan kurulmuş olan sehpalardan döndü. Ya geçtiğimiz yıllarda ipten dönemeyenler, kurulan sehpalarda ümitleri söndürülenler...

    Bu ülkede birilerinin yüreklerini sorgulamaları zamanı geldi. Orada kurulu sehpaları sökme zamanı geldi. Biledikleri bıçakları kinlerine, öfkelerine, yanlış Türkiye yorumlarına, kaba militanlıklarına, jakobenliklerine çalma zamanı geldi.

    Bu ülkenin namaz kılan çocukları ile kılmayanları, bu ülkenin başörtülü çocukları ile başörtülü olmayan çocuklarının birbiri ile kavgası yok. Onlar ülke deyince, bayrak deyince, kutsal değerler deyince tek yürek olabiliyor, canlarını, alın terlerini ortaya koyabiliyor. Sehpacılar, Japon maçı sonrası görüntülerine baktılar mı bilmem, orada namaz kılanlarla kılmayanların birbirlerine karşı tavırlarını gözlediler mi, oradan bir düşmanlık yazısı çıkarmaya uğraştılar mı?

    Ne kötü bir arayış bu!

    Zaferin, sevincin, kucaklaşmanın, birbirinde fani oluşun içinden bile öfke, nefret, düşmanlık çıkarmak ve bunu korumaya çalıştığın sistem adına yapmak!!! İnsanı sistemden, ya da tam tersi sistemi insandan soyutlamak değilse nedir bu? Ve gerçek yürek marazı değilse nedir?

    Altın adamlara yürek dolusu sevgi...

    Ve sehpa üreticilerine "Yüreklerindeki demir parlaklıklardan Allah kurtarsın" duası...

    Garip değil mi yine yolumuz duaya çıktı... Onlar için de dua...

    Vaktin Çağrısı
    Güncel
    Dini Hayat