"- Formlar" dedi heyecanla. Bunlar üniversiteye
giriş formlarıydı. Muhtemelen de son gün olmalıydı bu gün. Olabildiğince
acele giyinmeye başladı.
Bir yandan da saatini kontrol etmekten kendini
alamıyordu-. "-yarım saat kalmış nasıl yetişeceğim" diye geçirdi
içinden. Hay Allah bankaya parayı da yatırmamıştı. Neden bu
terslikler onu buluyordu ki. Her zaman olduğu gibi hiçbir işini
son ana bırakmayacağına dair onlarca kez söz verdi. Gerçi banka
yakındı hem de üniversite ama en değerli şeydi kısıtlı olan.
Zamanla yarışacaktı. Formları eline aldı. Telaşla evden çıktı.
Kapıda gördüğü ve her zaman selamladığı Rıza Amcaya bile selam
vermeyi unutarak hızla koştu. Öyle ya hayat memat meselesiydi
bu sınav. Aylardır bunun için uykusuz kalmıyor muydu? Hayatını
bu sınav için bir düzene sokmamış mıydı? Neden bu kadar önemli
bir şeyi ihmal edip de son güne kadar bırakmıştı? Cevapsız onlarca
soru birbirini kovalıyordu. Tıpkı akrebin yelkovanı kovaladığı
gibi.
Sonra annesini hatırladı. "-oğlum bak benim yüzümü kara çıkarma.
Seni ceketli kravatlı bir öğretmen olarak görmek istiyorum".
Ha gayret oğlum Cemil biraz daha hızlı yürümelisin. Ama olmaz
yetişemem. Hayır hayır koşmalıyım. Doğrusu haklıydı da bu konuda,
çünkü zaman azalıyordu ve bankaya yetişse bile üniversiteye
formu veremeden zaman bitmiş olabilirdi. Nitekim bu duygu onu
koşmaya ikna etti ve cemil bacaklarına tüm gücüyle yüklendi.
Tüm insanların bir şeyler için böyle koştuğunu düşündü önce.
Sonra acaba bu koşmaya değmez bir sınav mıydı? Hemen toparlandı.
Bu saçma düşünceleri kafasından kovmak için. Bacakları ağırlaşmaya
başlamıştı bile, ama yol bitmek üzereydi ve yokuş aşağı koşuyordu.
Bankaya yaklaştıkça hayallere dalmaya başladı. Ne de güzel öğretmen
olurdu ondan. Tüm öğrenciler çevresinde toplanırlardı. Öğretmenim
öğretmenim diyen onlarca öğrenci, ondan bir şeyler öğrenebilmek
için birbirleriyle yarışırlardı. Boyu da uzundu kravat pek iyi
giderdi bu fiyakaya. Hele de bir Ayşelerin oğlu öğretmen olmuş
dediler mi tamamdı. Köyde ona kız vermeyecek adam yoktu. Hele
de Karahasanların Fadime'si de ona pek yakışırdı. En güzel bu
hayali seçti. Ohh nihayet bankanın önündeydi artık. Hızla içeri
girdi. Kan ter içinde kalmış bu gençe çevredekiler acıma karışımı
bir sempatiyle bakıyorlardı. Önüne gelen ilk banka görevlisine
-"Sınav parası yatırmam gerek lütfen yardım edin" diyebildi.
Görevli gülümsedi ve "-birinci express gişe sınav için ayrıldı"dedi.
Yorgunluktan bunu fark edemeyen cemil baktı ve görevlinin
gösterdiği gişeye parasını yatırdı. Saatine tekrar baktı. Yirmi
dakika geçmişti aradan. Olamazdı bu. Geri hem de yokuşa doğru
koşmak zorundaydı ama bir farkla geldiğinin iki kat hızıyla.
Ama koşmak bir yana o zor yürüyordu. Şaşkın bakışlarla ne yapacağını
düşünürken bir el dokundu omzuna ve;
-"Sen de mi formu yatırmak için geç kaldın?" dedi.
Adam gülümsedi benim afacan da geç kalmış hadi taksi tutacağım.
Sende gel istersen" dedi. Cemile sadece
-"Olur" demek kalmıştı.
Hem ne kadar da mutlu olmuştu. Nerdeyse adamın elini ayağını
öpecekti. Ne büyük iyilikti. Aman Allah'ım yoksa bu adam melek
miydi. Taksi üniversiteye doğru yola çıktı.
Sınav formlarını teslim etmek için aceleyle arabadan indi cemil.
Kendine taksi tutan adama kocaman bir teşekkür etti ve hızla
sınav formlarını yatırmak için üniversiteye girdi. Son dakikalarda
yetişmişti. Sınav formlarını da böylece yatırmıştı. Artık o
hayallerine kavuşabilirdi. En sevdiği hayali gerçekleştirmek
için en büyük adımlardan birini atmıştı. Ama birden içini tuhaf
bir duygu kapladı. Ee formsa yatırmıştı. Bu neydi şimdi. Onu
rahatsız eden yataktan kalktığında unuttuğunu sandığı şeyi görünce
içine doğan gariplikti bu. Sanki formu yatırmamış mıydı. Hava
yavaş yavaş kararırken içine düşen unutmuşluk ve tedirginlik
artıyordu. Derken kendisini rahatsız eden şey bir anda açığa
çıktı ve sırını ifşa etti "-Allahu Ekber, Allahu Ekber..." olamaz
olamaz. İkindi namazını kılmamıştı. Başının üzerinde durup da
bir türlü boşalmayan su, şimdi boşalmaya başlamıştı. Onu rahatsız
eden duygu aslında sadece formları unutmuş olması değildi. Beş
vakit alınması gereken cennet biletlerinden biriydi. Bir hayat
için bu kadar zahmet çekmek, bu hayata o kadar ehemmiyet vermek
gerekiyor idiyse; içinde sonsuz hayatların bulunduğu ahiret
için ne kadar çile çekilmeli ve ahirete ne kadar ehemmiyet verilmeliydi?
Allah'ım bu ne ağır imtihan beni affet diye sayıklamaya başladı.
Bir yandan da gerçekten sesler gelmeye devam ediyordu. "-Essalatu
hayrun minen nevm" gözlerini açtı. Ve duyduğu şey sabah ezanıydı.
Ağzından "-Elhamdülillah" kelimesi döküldü".
|