130. Yine Ebû
Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem cuma gününden söz ederek şöyle buyurdu:
"Cuma gününde bir zaman vardır ki, şayet bir müslüman
namaz kılarken o vakte rastlar da Allah'tan bir şey isterse, Allah
ona dileğini mutlaka verir."
Resûl-i Ekrem o zamanın pek kısa olduğunu eliyle gösterdi.
Buhârî, Cum`a 37, Talâk 24, Daavât 61; Müslim,
Müsâfirîn 166, 167, Cum`a 13-15. Ayrıca bk. Tirmizî, Cum`a 2;
Nesâî, Cum`a 45; İbni Mâce, İkâmet 99
Bir sonraki hadisle beraber açıklanacaktır.
131. Ebû Bürde İbni Ebû Mûsâ el-Eş`arî radıyallahu
anh şöyle dedi:
Birgün Abdullah İbni Ömer radıyallahu anhümâ bana:
- Cuma günü duaların kabul edildiği zaman hakkında babanın Resûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem'den bir hadis rivayet ettiğini duydun
mu? diye sordu. Ben de:
- Evet, duydum. Babam, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'i
şöyle buyururken işittiğini söyledi:
"O vakit, imamın minbere oturduğu andan namazın
kılındığı zamana kadar olan süre içindedir."
Müslim, Cum`a 16. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât 202;
Nesâî, Cum`a 45
Açıklamalar
Cuma gününe büyük değer kazandıran özelliklerden biri, yukarıdaki
iki hadiste görüldüğü üzere, duaların geri çevrilmeyeceği mübarek
bir vaktin bu günde bulunmasıdır. Cenâb-ı Hakk'ın kullarına olan
sayısız lütuflarından biri de, onlara böyle müstesna fırsatlar
vermesidir. Sanki O böyle eşsiz zamanlar ve fırsatlar yaratmak
suretiyle kullarına olan sevgisini göstermekte ve onlardan âhireti
kazanmak için gayrete gelmelerini beklemektedir. Cuma günü duaların
kabul edildiği bu değerli vaktin ne zamana denk geldiği konusu
ashâb-ı kirâmı da meşgul etmiştir. İkinci hadisimizde görüldüğü
üzere, Abdullah İbni Ömer de bu vakti öğrenmek istemiş, büyük
sahâbî Ebû Mûsâ el-Eş`arî'nin Kûfe kadısı olan fakih ve muhaddis
oğlu, tâbiîn neslinin ileri gelen âlimlerinden Ebû Bürde'ye, "Acaba
babandan bu konuda bir şey duydun mu?" diye sormuştur. Adının
Âmir veya Hâris olduğu da söylenen Ebû Bürde, "bu vaktin
imamın minbere oturduğu andan namazın kılındığı zamana kadar olan
süre içinde olduğuna" dair babasından duyduğu hadisi rivayet
etmiştir. İbni Mâce'deki rivayete göre icâbet vakti denilen bu
zaman dilimi, cuma namazı için kâmet getirildiği andan namazın
bittiği zamana kadar olan süredir (İkâmet 99).
Keşke duaların kabul edildiği bu "icâbet vakti" hadiste
geçtiği gibi net ve belirgin olsaydı da, müslümanlar o zaman diliminde
Cenâb-ı Hakk'a niyazlarını arz edebilselerdi. Bu konudaki diğer
hadisler araştırıldığı zaman meselenin pek de net, kesin ve belirgin
olmadığı görülmektedir. Bazı sahâbîler ve diğer âlimler bu sürenin
ikindi namazından güneşin battığı âna kadar olduğunu söylemektedir.
Ashâb-ı kirâmdan Abdullah İbni Selâm ile Ebû Hüreyre bu konu üzerinde
sohbet ederken Abdullah İbni Selâm bu vakti bildiğini söyledi
ve o vaktin cuma günü güneş batmadan önceki zaman dilimi olduğunu
belirtti. Ebû Hüreyre, hadisteki ifadeye onun dikkatini çekerek
bu duanın namaz içinde yapılması gerektiğini, güneş batmadan önceki
saatlerde ise namaz kılınmayacağını hatırlattı. O zaman Abdullah
İbni Selâm ona şu hadisi okudu:
"Bir kimse namaz kılar, sonra da diğer namaza kadar
oradan ayrılmadan oturduğu yerde beklerse, bu süre içinde devamlı
surette namaz kılmış sayılır" (Tirmizî, Cum`a 2; Nesâî,
Cum`a 45; İbni Mâce, İkâmet 99).
Bu sonuncu hadis, namazın içinde nasıl dua edileceğini haklı
olarak merak eden müslümanları da aydınlatmaktadır. Duaların kabul
edildiği bu vakit imamın minbere çıktığı andan namazın kılındığı
zamana kadar ki süre içinde bulunsa bile, müslümanlar câmide oturup
hutbeyi dinlerken namaz kılıyormuş gibi sevap kazanırlar. İmamın
hutbede bulunduğu sırada konuşmayı veya mânasız bir işle uğraşmayı
yasaklayan hadislerin hikmeti bir kere daha anlaşılmaktadır. Müslümanlar
bu değerli zamanı mânen uyanık ve şuurlu olarak geçirmelidir.Yine
bir hadîs-i şerîften öğrendiğimize göre Resûl-i Ekrem sallallahu
aleyhi ve sellem duaların kabul edildiği saati önceleri bildiğini,
fakat sonradan tıpkı Kadir gecesinin kendisine unutturulduğu gibi
bu saatin de unutturulduğunu söylemiştir (İbn Huzeyme, Sahîh,
III, 122: Kitâbü'l-Cum`a, bâbü insâti'n-nebî vakte tilke's-sâ`a).
Ebû Mûsâ el-Eş`arî'nin, yukarıdaki 131 numaralı hadisi, bu unutturma
hâdisesinden önce duymuş olması da mümkündür. Cuma gününde dileklerin
kabul edildiği zamanla ilgili olarak, İbn Hacer'in tamamını zikrettiği
(Fethu'l-bârî, II, 483-489) kırk bir rivayet bulunmakla beraber,
130 ve 131 numarayla geçen yukarıdaki iki hadis bu rivayetlerin
en sağlamı kabul edilmiştir.
Resûl-i Ekrem Efendimiz bu vaktin pek kısa bir zaman diliminden
ibaret olduğunu anlatmak üzere, baş parmağının içini orta ve küçük
parmaklarının ortasına koyarak mübarek eliyle işarette bulunmuştur.
Bu da bizim cuma gününü, özellikle yukarıdaki hadislerde belirtilen
zaman dilimini, son derece uyanık geçirmemizi gerekli kılmaktadır.
131 numaralı hadisteki "Allah'tan bir şey isterse" ifadesi, bu hadisin muhtelif rivayetlerinde "Allah'tan bir
hayır isterse" şeklinde geçmektedir. Demek oluyor ki Cenâb-ı
Hak'tan istenecek şey, fena bir dilek, bir haram değil, hayırlı,
dünya ve âhiret için faydalı bir istek olacaktır.
Hadislerden Öğrendiklerimiz
1. Cuma günü, içinde duaların kabul edildiği zamanın da bulunduğu
çok mübarek bir gündür.
2. Cuma gününü, duaların kabul edildiği zamanı yakalama ümidiyle
ibadet ve dua ile geçirmelidir.
3. Duaların kabul edildiği saat, birçok sahâbî ve büyük imamların
da belirttiği gibi, muhtemelen imamın hutbeye çıktığı an ile cumanın
farzının kılındığı zaman arasında veya ikindi namazı ile güneşin
battığı vakit arasındadır.
|