34. Ebû Saîd el-Hudrî radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre,
Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Mescidlere devam etmeyi alışkanlık haline getiren
bir adamı gördüğünüz zaman, onun gerçek mü'min olduğuna şahitlik
ediniz". Allah Taâlâ şöyle buyurur: "Allah'ın mescidlerini,
ancak Allah'a ve âhiret gününe inanan, namazı kılan, zekâtı veren
ve Allah'tan başka kimseden korkmayanlar onarırlar. İşte onlar,
doğru yolu bulanlardan olabilirler" [Tevbe sûresi
(9), 18].
Tirmizî, Îman 8, Tefsîru sûre(9). Ayrıca bk. İbni Mâce, Mesâcid
19
Açıklamalar
Mescidlere devam etmek, beş vakit namazı orada kılmayı âdet edinmek,
bir mü'min için hiç de küçümsenmeyecek önemli bir niteliktir.
Bu özellik bir insanın ibadete düşkünlüğünü, Allah'ın evi olan
mescidleri sevdiğini, kalbinin ve gönlünün sürekli ibadetle meşguliyetini
ve cemaat şuuruna sahip olduğunu gösterir. Hadisin bir başka rivayetinden
açıkça anladığımız gibi, bu durum cami ve mescidleri onarmayı,
yenilerini yapmayı, onları korumayı, cami hizmetlerini yerine
getirmeyi de kapsar. Nitekim hadiste geçen âyet-i kerîme de buna
delil teşkil eder. Çünkü dikkat edilirse mescidleri onaranlar,
Allah'a ve âhiret gününe inananlardır. İnanmayanlar mescidleri
ya yıkar veya kullanılmaz hale getirirler. Fakat inanmak kâfi
değil, aynı zamanda namaz kılmak da şarttır. Zira mescidlerin
esas yapılış gayesi içinde namaz kılınması, Allah'a kulluk edilmesidir.
İnancı olmayanlar nasıl mescidleri yıkarlar veya tahrip ederlerse,
inananlar açısından içinde namaz kılınmayan mescidler de mânen
harap olmuş sayılır. İşin zekâtla da bir bağlantısı olduğu için
ayette namaz kılanlardan sonra zekât verenler de zikredilmiştir.
Farz olan zekât borcunu yerine getirmeyenler, fakirleri koruyup
gözetmeyenler mescid bina etmeyecekleri gibi, onu onarmayı da
düşünmezler. Bu da yeterli değil, bunlarla birlikte Allah'tan
başkasından korkmayan kimseler olmak gerekir. Esas olan da budur.
Çünkü Allah'tan başkasından korkanlar bir kâfirin, bir zalimin,
bir münafığın arzusuna uyarak mescidleri kendi elleriyle yıkabilirler.
Gerçek anlamda iman ehlinden mahrum kalan mescidlerin ne servetle,
ne sayı çokluğuyla ne de başka yollarla korunması mümkün olur.
Görüldüğü gibi mescidlerin imarı sadece şekil planında düşünülmemeli,
hem maddî hem mânevî anlamda mescidlere sahip çıkılmalıdır.
Mescidlere devam etmeyi alışkanlık haline getirenlerin, yukarıda
sayılan niteliklere de sahip oldukları var sayılır veya böyle
olmaları temenni edilir. İşte bu sebeple onların mü'min olduklarına
şahitlik edilir. İman esasen kalbî bir amel de olsa, onun tezahürleri
dışta görüldüğü için, bizler gördüklerimize göre hükmetmekle mükellef
kılınmışızdır.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Mescidlere devamı alışkanlık haline getirmek gerekir.
2. Bir kimsenin dış görünüşüne göre mü'minliğine hükmetmek ve
bu yönde şahitlik yapmak câizdir.
3. Mescidleri maddî ve mânevî anlamda imar etmek, bakımlarını
yapmak, hizmetlerini yerine getirmek ve gerektiği gibi korumak
müslümanların görevidir.
|