43. İbni Mes'ûd radıyallahu anh şöyle dedi:
"Yarın Allah'a müslüman olarak kavuşmak isteyen
kimse, şu namazlara ezan okunan yerde devam etsin. Şüphesiz ki
Allah Teâlâ sizin peygamberinize hidayet yollarını açıklamıştır.
Bu namazlar da hidayet yollarındandır. Şayet siz de cemaati terkedip
namazı evinde kılan şu adam gibi namazları evinizde kılacak olursanız,
peygamberinizin sünnetini terketmiş olursunuz. Peygamberinizin
sünnetini terk ederseniz sapıklığa düşmüş olursunuz. Vallahi ben,
nifakı bilinen bir münafıktan başka namazdan geri kalanımız olmadığını
görmüşümdür. Allah'a yemin ederim ki, bir adam iki kişi arasında
sallanarak namaza getirilir ve safa durdurulurdu".
Müslim'in bir rivayetinde İbni Mes'ûd şöyle demiştir:
"Şüphesiz Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bize hidayet
yollarını öğretmiştir. İçinde ezan okunan mescidde namaz kılmak
da hidayet yollarındandır".
Müslim, Mesâcid 256-257. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd,
Salât 46; Nesâî, İmâmet 50; İbni Mâce, Mesâcid 14
Açıklamalar
Abdullah İbni Mes'ûd'un sözlerinden ibaret olan
bu rivayet mevkûf bir hadistir. Sahâbîlerin sözleri, davranışları
veya tasviplerini belirten rivayetler mevkûf hadis olarak adlandırılır. Ancak bu rivâyetlerin muhtevası herhangi
bir şekilde Resûl-i Ekrem Efendimiz'le irtibatlı kılınırsa, o
mevkûf rivayet hüküm itibariyle merfû olur. Hükmen
de olsa sahih merfû bir hadisin, müstakil olarak,
dînî hükümlere kaynak olma vasfı taşıdığı ulemâmızın genel kabulüdür.
Bu rivayette geçen ve hidayet yolları diye tercüme
ettiğimiz "sünenü'l-hüdâ" tabiri fıkıh usulü ilmine
göre sünnetin iki çeşidinden biri olup, diğeri de "sünenü'z-zevâid" dir. Sünen-i hüdâ, dinin mükemmelliği içinde
bir unsur olarak yer alan, ibadet olarak yapılan ve terkedilmesi
uygun görülmeyen sünnetlerdir. Bunları terketmek mekruhtur. Terkedenler
zemme ve ta'zîre müstehak olurlar. Topyekün insanların terketmesi
halinde ise müdahale edilir. Cemaate devam etmek, ezân okumak,
kamet getirmek bunlardandır.
Sünen-i zevâid, Resûl-i Ekrem Efendimiz'in
âdet olarak yaptığı hareket ve davranışlarıdır. Oturup kalkması,
yiyip içmesi, yürümesi, yatması, uyuması, kısaca sîretiyle ilgili
şeyler bu çeşit sünnete girer. Bunlara uyanlar güzel bir davranış
sergilemiş olurlar. Ancak uymamak veya terketmekte herhangi bir
kerahet veya ceza söz konusu değildir.
İbni Mes'ûd, Peygamber Efendimiz'in zamanınında
münafıklardan başka hiç kimsenin cemaatten geri kalmadıklarını
açıkça belirtmektedir. Bazı rivayetlerde camiye gelemeyecek derecede
hasta olanların da bu istisnaya ilave edildiğini görürüz. Birilerinin
yardımıyla getirilip camide safa dahil edilen hasta kişilerin
bile olduğunu yine bu rivayetten öğreniyoruz. Bunları örnek alan
ulemâmız, cemaate devam etmek uğruna birtakım güçlüklere ve zorluklara
katlanmak gerektiğini, şayet hastalık yürümeye engel teşkil etmiyorsa
veya hasta olduğu halde bir vasıta ile cemaate gelme imkânı bulunursa
camiye gitmenin büyük sevap olduğunu belirtmişler, müslümanları
bu yönde teşvik etmişlerdir. İbni Mes'ûd cemaate devamın ve farz
namazları mutlaka cemaatle kılmanın sünen-i hüdâ olduğunu ısrarla
tekrarladıktan başka, bu nevi sünnetleri terkedenlerin dalâlete,
sapıklığa düşeceği uyarısında bulunmaktadır. Ebû Dâvud rivayetinde
dalâlet yerine küfre düşer denilmektedir. Cemaate devam hususunda
gevşeklik gösterip bunu önemsemeyenlerin, hafife alan veya hak
olduğuna inanmayanların şeriata karşı lâübali sayılacaklarını
söyleyen İslam âlimleri, şeriattan olan bir şeyi terketmenin küfür
olacağı kanaatindedirler. Bütün bunlar cemaatin ne kadar önemli
olduğunu ortaya koyan gerçeklerdir. Günümüzdeki müslümanların
birçoğunun cemaate devam hususundaki dikkatsizlikleri, üzerinde
önemle durmamız ve mutlaka çareler aramamız gereken problemlerimizden
biridir. Cemaat rahmetinden ve bereketinden mahrum olan bir toplum,
İslam toplumu olma vasfının en önemli özelliklerinden birini kaybetmiş
sayılır. Büyük muhaddis Hattâbî'nin belirttiği
gibi, bir insan hayırlı ve faziletli birtakım amelleri birer birer
terkederek neticede tamamen dinden uzaklaşabilir. Aynı şey toplumlar
için de söz konusudur. Biz, günümüzde yaşayan birçok toplumda
bunun örneklerini hem fert, hem de cemiyet plânında görmüş bulunmaktayız.
Bu gibi konularda her müslüman önce kendisi fert olarak gayret
göstermenin yanında, aile çevresinden başlamak üzere, yakın dost
ve arkadaşlarına, komşularına hayırhâh olmalı, herkes birbirini
camiye ve cemaate teşvik etmelidir. İyi yetişmiş din davetçilerine
her asırda ve her coğrafyada ihtiyaç vardır. İslam toplumlarının
birçoğu günümüzde gerçek davetçilerden mahrum bulunmaktadır. Ümmetin
üzerine düşen en önemli görev, istenilen nitelikte insan yetiştirmektir.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Ezan okununca camiye gidip, namazı cemaatle kılmaya
özen göstermek gerekir.
2. Namazı cemaatle kılmak için güçlüklere göğüs germek faziletli
bir davranıştır.
3. Namazı cemaatle kılmak sünen-i hidâyettendir.
4. Sünen-i hidâyeti terketmek sapıklıklardan biridir.
5. Cemaati sürekli terketmek, münafıkların huylarındandır.
6. Camiye birilerinin yardımıyla veya bir vasıtayla gelmeye gücü
yetenlerin cemaate katılması büyük sevap ve üstün faziletlerdendir.
|