42. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan Allah'a yemin
ederek söylüyorum, içimden öyle geçiyor ki, odun toplamayı emredeyim,
odun yığılsın. Sonra namazı emredeyim, ezan okunsun. Daha sonra
bir adama cemaate imam olmasını emredeyim. En sonunda cemaate
gelmeyen adamlara gidip onlar içindeyken evlerini yakayım."
Buhârî, Ahkâm 52, Ezân 29; Müslim, Mesâcid 251-254.
Ayrıca bk. Tirmizî, Salât 48; Nesâî, İmâmet 49
Açıklamalar
Bu hadisin bazı rivayetlerinden öğrendiğimize göre,
Resûl-i Ekrem Efendimiz bir namazda bazı kimseleri göremeyince
bu sözleri söylediler. Bir başka rivayete göre, yatsı namazı,
bir diğerinde sabah namazı, bir rivayete göre de cuma namazı hakkında
bunu söylemişlerdir. Ama her hâlükârda namaz için söyledikleri
kesindir. Bazı rivayetlerde ise münafıklara en ağır gelen namazların
sabah namazıyla yatsı namazı olduğunu belirttikten sonra namaza
gelmeyenleri böyle tehdit etmişlerdir. Buhârî'nin rivayetinin
sonunda şu nebevî beyan da yer alır:
"Canımı gücüyle elinde tutan Allah'a yemin
ederim ki, bu cemaatten geri kalanların herhangi biri burada semiz
etli bir kemik parçası veya iki tane güzel paça bulacağını aklı
kesse hemen yatsıya gelirlerdi." Böylece namaza gelmeyenlerin
dünya menfaatini düşündüklerine, âhiret nimetini hesaba katmadıklarına
işaret buyurulmakta ve bu kimseler kınanmaktadır.
Cemaatle namazı terkedenleri tehdit eden hadisler
gerçekten büyük bir yekun tutar. Daha önce de işaret edildiği
gibi, âlimlerimizden bir kısmı cemaate devam etmenin farz-ı ayın
olduğunu söylemişlerdir. Hatta İmam Ahmed İbni Hanbel ile İmam Şâfiî'nin de başlangıçta böyle bir görüşünün
olduğu bilinmektedir. Daha sonra her ikisinin de cemaate devam
etmenin farz-ı kifâye olduğunu söyledikleri ifade edilir. Yani
tek başına namaz kılan bir kimse, cemaati terkettiği için günahkâr
olur fakat namazı sahihtir. Hanefîlerden Tahâvî de farz-ı kifâye olduğu görüşündedir. Onların bu husustaki dayanakları
bu hadis ile benzerleridir. Çünkü onlara göre sünnet olsaydı,
terkedenler yakılmakla tehdit edilmezlerdi. Hanefî mezhebinin
yaygın görüşü, sünnet-i müekkede olduğu yönündedir. İmam
Mâlik de bu görüştedir. Fakat Hanefî mezhebi imamlarından
vâcip olduğunu benimseyenler de vardır. Onlara göre sünnet denilmesi,
vâcipliği sünnetle sabit olduğu içindir. Şayet evini yakma tehdidi
gerçekten namazı terkedenlerin cezası olsaydı, onların peşlerini
bırakmaz bu cezayı yerine getirirdi. Oysa böyle bir durum söz
konusu değildir. Konuyla ilgili olarak şu hususlara da önemle
dikkat çekilir: Cemaate devam zahmetsizce gidip gelmeye gücü yetenlere
vâciptir. Bu vücûbiyet özürlülerin üzerinden düşer. O özürlerin
neler olduğuna biraz önce temas etmiştik. Bir yerleşim birimindeki
halkın tamamının cemaati terketmesine müsaade edilmez. Çünkü bu
bir isyan ve ibadete karşı tavır almaktır. Özürsüz olarak cemaate
gitmeyene ta'zir cezası verilir. Cemaate hiç gitmeyen kimseye
ses çıkarmayan komşularının da günahkâr olacağı görüşü benimsenmiştir.
Bu, ictimâî sorumluluğun, toplumun birbirini murakabe etmesinin
ve sosyal dengeyi sağlamanın, insanlarla iyi ilişkileri devam
ettirmenin ve düşmanlıkları önlemenin bir yolu ve tedbiri kabul
edilebilir. Hadis şerhleri ile fıkıh kitaplarımızda bu konular
üzerinde uzunca durulduğunu görürüz.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Bir özrü olmadan cemaate devam etmemek, çok büyük
vebali mûciptir.
2. Âhiret kazancını dünya menfaatinin önüne geçirmek gerekir.
3. Peygamber Efendimiz'in tehdidi bulunan konulardaki emir ve
yasaklara riayet etmekte hassas davranmak gerekir.
4. Cemaate gitmenin farz-ı ayın, farz-ı kifâye, vâcip ve sünnet-i
müekkede olduğu yönünde görüşler vardır. Bunların hangisini kabul
edersek edelim, cemaatin terkedilmesi câiz değildir.
5. Cemaati terketmek, münafıkların âdeti olduğu için mü'minlerin
bundan şiddetle sakınması gerekir.
6. Cezayı gerektiren bazı hususlarda önce tehdidte bulunulur,
eğer sonuç alınırsa cezaya gerek kalmaz.
7. Bir hak uğruna aranan kimseyi evinden çıkarmak için her çareye
başvurulur.
|