2. Ebû
Hüreyre radıyallahu anh şöyle dedi:
Ben dostum sallallahu aleyhi ve sellem'i şöyle buyururken işittim:
"Mü'minin nuru ve beyazlığı, abdest suyunun ulaştığı
yere kadar varır."
Müslim, Tahâret 40. Ayrıca bk. Nesâî, Tahâret 109
Açıklamalar
Bir önceki hadisi açıklarken, abdestte yıkanan uzuvların kıyamet
gününde ve mahşerde nurlu ve parlak olacağının ve ibadet ehli
sâlih mü'minlerin diğer ümmetler ve insanlar arasında böylece
kolaylıkla tanınacağının müjdelendiğini söylemiştik. Abdest uzuvlarının
nurunu ve parlaklığını artırmak için, yıkanılması farz kılınan
uzuvlarda belirlenen hudutları birazcık aşarak yıkamanın faziletine
de işaret etmiştik. Bu rivayet de aynı mahiyette olup, hadisin
Müslim'de geçen metninden öğrendiğimize göre, Ebû Hüreyre'nin
tâbiînden olan ravisi Ebû Hâzim, onu namaz için abdest alırken
görmüş, kollarını koltuğunun altına kadar yıkıyormuş. Bunun üzerine:
- Ey Ebû Hüreyre bu abdest ne? diye sormuş. Ebû Hüreyre de:
- Yâ Benî Ferrûh! Siz burada mıydınız? Sizin burada olduğunuzu
bilsem böyle abdest almazdım,
dedikten sonra Efendimiz'in bu sözünü nakletmiştir.
Ebû Hüreyre'nin abdesti mübalağalı şekilde aldığını, yani abdestte
yıkanan uzuvları belirlenen farz hudutların daha yukarısından
itibaren yıkadığını birçok rivayetten öğrenmekteyiz. Fakat onun
bunu farz veya sünnet saymadığını biliyoruz. Buradaki açıklaması
da bu anlayışını ortaya koymaktadır. Onun böyle hareket etmesi
şahsî bir davranış olup bundan fayda ve bereket ummaktadır. "Sizin
burada olduğunuzu bilseydim böyle abdest almazdım" demesi,
görenlerin bunu sünnet zannetmelerinden endişe etmesi sebebiyledir.
Oysa insanlar bir zaruretten ve mazeretten dolayı ruhsatla hareket
etmek isterler. Onun abdest aldığını gören bilgisiz insanlar farz
olan abdestin böyle olması gerektiği kanaatine sahip olabilirler.
Ebû Hüreyre böyle bir şeye vesile olmaktan çekinmiştir. Onun muhatabı
olan Ebû Hâzim, Arap asıllı olmayan bir kişiydi. Kendisine Benî
Ferrûh diye hitap etmesinin sebebi de budur. Rivayete göre, İbrahim
aleyhisselâm'ın İsmâil ve İshak dışındaki üçüncü oğlunun adı Ferrûh imiş. Arap olmayan milletler onun soyundan türemişler. Bu sebeple
Araplar, kendileri dışındaki milletlere mensup olanlara Benî
Ferrûh derlermiş.
Hadiste bizim nur ve beyazlık diye tercüme ettiğimiz "hılye" kelimesini, mü'minin cennetteki ziyneti ve süsü anlamına alanlar
da olmuş, bu takdirde mâna "onların ziynet ve süsleri, abdest
uzuvlarının nurlu olan ve parıldayan yerine kadar ulaşacaktır"
şeklinde olacaktır. Buna: "Cennet ehlinin ziyneti mü'minin
abdest suyunun ulaştığı yere kadar varır" anlamındaki hadisi
delil olarak getirirler (Müttekî el-Hindî, Kenzü'l-ummâl, 39379).
Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Abdesti bütün edeplerine riayet ederek almak, mü'minin kıyamet
gününde nurunun artmasına vesile olur.
2. Abdest uzuvlarının nuru ve parlaklığı, cennette, mü'minin ziynet
ve süs mahalli olacaktır. Bu, Muhammed ümmetine has bir özelliktir.
|