Bu konuyla ilgili olarak İbni
Ömer radıyallahu anhüma'nın "Ben Resûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem ile birlikte cumanın farzından sonra iki rek`at namaz
kıldım" dediğine dair (72 numaralı) hadis daha önce geçmiştir.
100. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet
edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Biriniz cumanın farzını kılınca, ardından dört
rek`at namaz daha kılsın."
Müslim, Cum`a 67-69. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Salât
238; Tirmizî, Cum`a 24; Nesâî, Cum`a 42; İbni Mâce, İkâmet 95
Bir sonraki hadisle beraber açıklanacaktır.
101. İbni Ömer radıyallahu anhümâ'dan rivayet
edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem cumanın
farzından sonra evine gitmedikçe namaz kılmazdı. Sonra evinde
iki rek`at namaz kılardı.
Müslim, Cum`a 71. Ayrıca bk. Buhârî, Cum`a 39;
Nesâî, İmâmet 64; Cum`a 43
Açıklamalar
Cuma namazından sonra kılınacak sünnetle ilgili olarak yukarıdaki
hadislerden iki şey öğrenmekteyiz.
Biri Resûlullah Efendimiz'in, cumanın farzından sonra dört rek`at
namaz kılmayı ümmetine tavsiye ettiğidir.
Diğeri de kendisinin, cumanın farzından sonra mescidde hiçbir
namaz kılmayıp evine gittiği ve orada iki rek`at namaz kıldığıdır.
Peygamber aleyhisselâm'ın mescitte namaz kıldırdıktan sonra
orada sünnet kılmamasının sebebi, mescidde sünnet kıldığını görenlerin,
bu namazı mutlaka kılınması gereken bir farz sanacağı ve onu mutlaka
kılmaya çalışacağı düşüncesidir. Ümmetine külfet yüklemekten her
zaman kaçmış olan Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, işte
bu anlayış sebebiyle mescidde sünnet kılmamıştır.
Yukarıdaki rivayetlerden farklı bir üçüncü rivayet daha vardır.
Buna göre İbni Ömer cumanın farzından sonra iki rek`at namaz kılmış,
ardından dört rek`at namaz daha kılmıştır. Bunların her birini
savunanlar, cumanın farzından sonra dört rek`at sünnet kılınmalıdır
veya herkes evinde iki rek`at sünnet kılmalıdır, diyenler vardır.
Hanefîler'in büyük imamı Ebû Yûsuf, cumanın farzından sonra dört,
ardından da iki rek`at sünnet kılmayı uygun görmüştür. Hanefîler'in
görüşü de budur.
Cumanın farzından sonraki sünnetleri evinde kılabilecek kimselerin,
Resûl-i Ekrem'in sünnetine uyarak bu sünnetleri evlerinde kılmaları
daha uygundur. Ama evinde kılamayacak olanlar camide kılmalıdır.
Zira günümüzün değişen şartları buna mecbur etmiştir. Öte yandan
bu sünnetlerin farz zannedilmesi gibi bir korkunun kalmayışı da
dikkate alınmış olmalıdır ki, öteden beri yaygın olarak câmide
kılınagelmiştir. Bazı sahâbîlerin uygulamasından öğrendiğimize
göre cumanın son sünnetleri ya farz kılınan yerlerden ayrı bir
yerde kılınmalı veya farzdan sonra hemen sünnete durulmayıp biriyle
bir iki kelime konuşmalı, böylece farzla sünnet birbirinden ayrılmalıdır.
105. hadiste bu konuda bir de örnek zikredilecektir.
Cuma namazından önce sünnet kılınacağına dair kesin bir rivayet
yoktur. Fakat Hanefîler ile Şâfiîler cumanın farzından önce dört
rek`at namaz kılınmasını uygun görmüşlerdir. Delillerinden biri,
73 numara ile geçmiş olan "Her ezan ve kamet arasında namaz
vardır" hadisidir. Diğer delilleri de, İbni Ömer'in cuma
namazından önce uzun uzadıya namaz kılması ve Resûlullah Efendimiz'in
de böyle yaptığını söylemesi (Ebû Dâvûd, Salât 238), ayrıca Abdullah
İbni Mes`ûd'un cumanın farzından önce dört, farzından sonra da
dört rek`at namaz kılmasıdır (Tirmizî, Cum`a 24).
Zuhr-i Âhir Meselesi
Yeri gelmişken, burada, zuhr-i âhir (son öğle namazı) diye bilinen
namaza kısaca temas etmekte fayda görüyoruz. Cuma namazının sahih
olması için şart koşulan bazı esaslar vardır. Bu şartların gerçekleşmediği
korkusuyla bazı kimseler, cumanın dört rek`at son sünnetinden
sonra, zuhr-i âhir adıyla dört rek`at daha namaz kılınmasını uygun
görmüşlerdir. Zuhr-i âhiri gerekli görenlerin, gerçekleşmediğinden
korktukları en önemli şart, birden fazla câmide cuma namazı kılınmasıdır.
Zira bir yerleşim bölgesinde, cuma namazı bir yerde kılınmalıdır.
Şayet bir şehir halkını bir yerde toplamak mümkün değilse, cuma
namazı için gerektiği kadar cami tahsis etmelidir. Gerektiğinden
fazla cami varsa, oralarda kılınan cuma namazı sahih olmaz. Şâfiî
ve Hanbelî âlimlere göre, cumayı ilk önce kılanların namazı sahih
olur, geç kalanlarınki ise sahih olmaz. Cumayı geç kıldığını bilenler,
zuhr-i âhir kılmalıdır.
Kıldığı cuma namazının sahih olmaması ihtimalini göz önünde bulunduranlara
göre, zuhr-i âhir öğle namazı yerine geçer. Onlara göre zuhr-i
âhire şöyle niyet etmelidir: "Vaktine yetiştiğim halde henüz
edâ etmediğim son farzı kılmaya niyet ettim."
Zuhr-i âhire karşı olan âlimler iki kısımdır.
Bir kısmına göre "Şüphe ibadeti geçersiz kılar" görüşünden
hareketle, "cuma namazı sahih olmamışsa, bari öğle namazının
farzını kılayım" diyerek zuhr-i âhir kılmak mekruhtur, hatta
zuhr-i âhir kılmak cuma namazını geçersiz kılar, demişlerdir.
Zuhr-i âhire karşı olan diğer âlimlere göre, kılınan o cuma namazının
sahih olduğuna inanılıyorsa, öğle namazı kılmaya gerek yoktur.
Sahâbe, tâbiîn ve müctehid imamlar devrinde kılınmayan zuhr-i
âhiri kılmak, dinde olmayan bir ibadeti âdet haline getirip dine
yamamaktır ki, bu bir bid'attir, günahtır.
Ülkemizde Cuma Namazı Meselesi. Türkiye'nin
İslam yurdu değil dârülharp olduğu veya şartlara uygun devlet
başkanı bulunmadığı gibi iddiaları ileri sürerek ülkemizde cuma
namazı kılınamayacağını söyleyen kimseler zaman zaman ortaya çıkmaktadır.
Bunlar İslam âlimlerinin büyük çoğunluğunun görüşünü bir yana
atarak, kendi anlayışlarına uygun buldukları fikirlerin arkasına
düşen kimselerdir. Bu memlekette İslam ve müslüman gerçeğini en
canlı şekilde ortaya koyan ibadet cuma namazıdır. İslam aleyhtarlarını
ister istemez susmaya veya en azından seslerini kısmaya mecbur
eden böyle bir imkânı ve gücü kaldırıp atmaya kimsenin hakkı yoktur.
Ayrıca müslümanların haftada bir toplanmasına, kendi meselelerini
görüşmesine, İslam kardeşliği şuurunu pekiştirmesine vesile olan
bu fırsatı gözden çıkarmayı ancak akıldan nasibi olmayanlar düşünebilir.
Cuma namazının vazgeçilmezliği, kitabımızın 121-132 numaralı
hadislerinde Peygamber Efendimiz'in beyanlarıyla açıkça görülecektir.
Cuma namazı kılmak için aranan şartların birer ictihad konusu
olduğunu düşündüğü anlaşılan Hindistanlı şöhretli âlim Sıddık
Hasan Hân'ın şu sözleri, ülkemizde cuma namazı kılınabilmesi
için yeterli şartların bulunmadığını iddia edenlere güzel bir
cevap teşkil etmektedir: "Cuma namazı için devlet
başkanı, şehir, muayyen sayı, câmi ve tek câmide kılınma gibi
şartların aranacağına dair Kitap ve Sünnet'ten hiçbir delil yoktur" (er-Ravdatü'n-nediyye, Beyrut 1410/1990, I, 174-185;
Cuma konusunda geniş bilgi için bk. Hayreddin Karaman, İslam'ın
Işığında Günün Meseleleri, İstanbul 1982, I, 14-63).
Hadislerden Öğrendiklerimiz
1. Cumanın farzından önce dört, buna imkân bulamayanlar ise iki
rek`at sünnet namaz kılmalıdır.
2. Cumanın farzından sonra en az iki veya dört yahut altı rek`at
sünnet namaz kılmak sevaptır. Hanefîler cumanın farzından sonra
önce dört, sonra iki rek`at sünnet kılmayı daha uygun görmüşlerdir.
Bu namazlar evde de, camide de kılınabilir.
3. Cumanın farzından sonra câmide iki rek`at, oradan ayrılıp evine
gidince, evinde de ayrıca iki rek`at namaz kılmak sünnettir. Herkes
durumuna uygun olanı yapabilir.
|