20. Osman İbni Affân radıyallahu anh, Resûlullah sallallahu aleyhi
ve sellem'i şöyle buyururken işittiğini söyledi:
"Bir müslüman, farz namazın vakti geldiğinde güzelce
abdest alır, huşû içinde ve rükûunu da tam yaparak namazını kılarsa,
büyük günah işlemedikçe, bu namaz önceki günahlarına keffâret
olur. Bu her zaman böyledir."
Müslim, Tahâret 7
Açıklamalar
Dinimizde ibadetlerin makbul olması birtakım esaslara bağlandığı
gibi, büyük ve küçük günahların affı da bazı şartların yerine
getirilmesine bağlıdır. Namaz için abdestin farz olduğu, abdestsiz
namaz olmayacağı her müslümanın bildiği bir gerçektir. Fakat farz
olan bu abdesti alırken onun farzlarının yanında, sünnetleri,
müstehapları ve birtakım edeplerine de riayet etmek gerektiğini
düşünmeyen veya bunları önemsemeyenler olabilir. Şayet bunlar
yerine getirilmezse, o abdest güzel bir abdest sayılmaz. Resûl-i
Ekrem Efendimiz, abdesti güzel almaktan maksadının bu olduğunu
hem bizzat ashabına göstererek hem bu yönde tavsiyelerde bulunarak
açıklamışlardır. Daha önce 6 numara ile geçen ve yine Hz.Osman'dan
rivayet edilen hadiste bunu açıklamıştık. Şüphesiz güzel bir abdest,
güzel bir namazın ilk şartıdır.
Huşû, namazın gerçek namaz olmasını sağlayan şartlardan biridir.
Huşûdan maksat, kişinin namaz esnasında bütün varlığı ve kalbiyle
Allah'a yönelmesidir. Fakat bunun görünürdeki esası, namazın bütün
rükünlerini hakkıyla yerine getirmektir. Nitekim, Hz.Peygamber'in
namazda sakalı ve elbisesiyle meşgul olan birini gördüğünde: "Kalbi
huşû duysaydı âzaları da huşû içinde olurdu" buyurmaları
bu gerçeği ortaya koyar (Ali el-Müttekî, Kenzü'l-ummâl, 5891).
Resûl-i Ekrem Efendimiz'in huşûdan sonra rükûdan bahsetmeleri
de, namazın zâhirî ahkâmına riâyet edilmesi gereğinin delilidir.
Rükû ve secde biri ötekinden ayrı düşünülemeyen iki ibadet esasıdır.
Rükûu tam yapmak gerekiyorsa, secdeyi de tam yapmak gerektiği
anlaşılır. Rükû ve secde, huşûun gözle görülebilen tezahürleri
sayılır. Peygamberimiz bütün bunlarla "Gerçekten mü'minler
kurtuluşa ermiştir. Onlar, namazlarında huşû içindedirler"
[Mü'minûn sûresi (23), 1-2] âyetine işaret etmişlerdir.
Bir insan bütün bunlara dikkat ettiği ve büyük günahlardan uzak
durduğu takdirde, namaz küçük günahlara keffâret olmaya devam
eder. Büyük günahların ise bundan müstesna olduğunu, onların şartları
yerine getirilen tövbe veya Allah'ın lutfu ve merhametiyle bağışlanacağını
bir kere daha hatırlamalıyız.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Beş vakit namazı devamlı kılmak ve asla aksatmamak gerekir.
2. Abdesti farzlarına, sünnet ve müstehaplarına, edeplerine riayet
ederek almak icap eder.
3. Namazda huşûa riayet etmek rükû ve secde ile diğer gerekli
rükünlere tam uymak gerekir.
4. Şartları yerine getirilerek kılınan beş vakit namaz, günün
diğer saatlerinde işlenen küçük günahlara keffârettir.
|