105. Ömer İbni
Atâ'dan rivâyet edildiğine göre, Nâfi` İbni Cübeyr onu Sâib İbni
Yezîd İbni Uhti Nemir'e göndererek, Muâviye'nin namaz kılarken
kendisinde gördüğü durum hakkında bilgi istedi.
Sâib de şunları söyledi:
- Evet, Muâviye ile birlikte maksûrede cuma namazı kıldım. İmam
selâm verince ben olduğum yerde ayağa kalkıp cumanın sünnetini
kıldım. Muâviye evine gidince bana haber gönderdi ve şunları söyledi:
- Bir daha öyle yapma. Cuma namazını kıldıktan sonra biriyle
konuşmadıkça veya mescidden çıkmadıkça cuma namazına bir başka
namaz ekleme. Zira Resûlullah bize, konuşmadıkça veya mescidden
çıkmadıkça farz namaza bir başka namazı eklememeyi emretti.
Müslim, Cum`a 73
Sâib İbni Yezîd İbni Uhti Nemir
Asıl adı Sâib İbni Yezîd olmakla beraber İbni Uhti Nemir
diye tanınır. Sâib de babası Yezîd de sahâbîdir. Babası Resûl-i
Ekrem Efendimiz'le Vedâ haccında bulunduğu sırada Sâib yedi yaşında
idi. Bir defasında Sâib hastalanmış, teyzesi onu Peygamber Efendimiz'e
götürmüş, Efendimiz Sâib'in başını okşayarak ona dua etmişti.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem seferlerden dönerken, onu
karşılayan çocuklar arasında Sâib de bulunurdu.
Sâib'in saçı farklı bir görünüm arzederdi. Tepesinden alnına
kadar olan kısım siyah, sakalı ve saçının diğer tarafları bembeyazdı.
Bunun sebebini kendisine sordukları zaman, bir gün sokakta oynarken
yanından Peygamber aleyhisselâm'ın geçtiğini ve saçını okşayarak
ona dua ettiğini, işte bu sebeple onun mübarek ellerinin dokunduğu
yerlerin simsiyah durduğunu söyledi.
Peygamber aleyhisselâm'dan rivayet ettiği hadislerden ikisi
Buhârî ve Müslim tarafından, beşi de sadece Buhârî tarafından
rivayet edilmiştir. Sâib İbni Yezîd 91 veya 94 tarihinde Medine'de
vefat etti. Medine'de en son vefat eden sahâbî odur.
Allah ondan razı olsun.
Açıklamalar
Hadîs-i şerifte ikisi sahâbî, ikisi de tâbiî olmak üzere dört
zâttan söz edilmektedir. Bu şahsiyetlerden ilki, hepimizin tanıdığı
Muâviye İbni Ebû Süfyân'dır. Olay onun halifeliği döneminde geçmektedir.
Hz. Muâviye, câmide can emniyetini sağlamak maksadıyla, maksûre
denen özel bölmede namaz kılardı. Yine bir cuma namazında maksûrede
namaz kılarken, yukarıda kendisinden kısaca söz ettiğimiz Sâib
İbni Yezîd de yanında bulunuyordu. Cumanın farzı kılınıp bitince,
Sâib İbni Yezîd olduğu yerde ayağa kalktı ve cumanın son sünnetini
kılmaya başladı. Hz. Muâviye onu başkalarının yanında mahcup etmemek
için evine gidince Sâib'e haber salarak çağırttı ve ona, hadisimizde
geçtiği üzere, cumanın farzı biter bitmez hemen sünnete başlamamak
gerektiğini hatırlattı. Peygamber aleyhisselâm'ın kendilerine,
farz namazını kıldıktan sonra biriyle konuşmadıkça veya mescitten
çıkmadıkça farz namaza sünnet namazı eklememeyi emrettiğini anlattı.
Herhalde aradan epeyce bir zaman geçtikten sonra, tâbiîn fakihlerinden
Nâfi` İbni Cübeyr bu meseleyi araştırmak istedi. Sâib İbni Yezîd'e
talebesi Ömer İbni Atâ'yı göndererek Muâviye ile aralarında geçen
mezkûr olayı sorup öğrendi.
"Cumanın farzından sonraki sünnetleri câmide mi, yoksa evde
mi kılmalıdır?" sorusunun cevabı, cumanın sünnetiyle ilgili
101 numaralı hadisin açıklamasında belirtildiği gibi şudur: Cumanın
farzından sonraki sünnetleri evinde kılabilecek kimselerin, Resûl-i
Ekrem'in sünnetine uyarak bu sünnetleri evlerinde kılmaları daha
uygundur. Evinde kılamayacak olanlar ise camide kılmalı; ama farzdan
sonra hemen cumanın son sünnete başlamayıp biriyle bir iki kelime
konuşmalı veya kısa bir süre de olsa dua ve zikirle meşgul olmalı
yahut farz namazı kıldığı yeri değiştirmeli, böylece farzla sünnet
birbirinden ayrılmalıdır.
Hadislerden Öğrendiklerimiz
1. Farz namazla nâfile namazı birbirinden ayırmak gerekir. Bu
sebeple cuma namazının farzından sonra hemen cumanın son sünnetine
başlamamalı, ya farz kıldığı yeri değiştirdikten veya biriyle
bir iki kelime konuştuktan sonra son sünneti kılmalıdır.
2. En iyisi farzlar câmide, sünnet dediğimiz nâfile namazlar evlerde
kılınmalı; böylece evlerin hayır ve bereket kazanması sağlanmalıdır.
3. Birini herhangi bir konuda uyaracak olan kimse, onun gücenip
kırılmaması için kendisiyle başkalarının görmeyeceği veya duymayacağı
bir yerde konuşmalıdır.
|