133. Sa`d İbni
Ebû Vakkâs radıyallahu anh şöyle dedi:
Bir gün Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ile beraber Medine'ye
gitmek üzere Mekke'den yola çıkmıştık. Azverâ denen yere yaklaştığımızda
Resûl-i Ekrem bineğinden indi. Sonra ellerini kaldırarak bir süre
dua etti. Sonra secdeye kapandı, uzunca bir süre secdede kaldı.
Tekrar ayağa kalktı, yine ellerini kaldırıp bir müddet dua etti.
Sonra secdeye kapandı. Bunu üç defa tekrarladı. Buyurdu ki:
"Rabbimden dilekte bulundum ve ümmetim için şefaat
niyaz ettim. O da ümmetimin üçte birini bana bağışladı. Ben de
Rabbime şükretmek için secdeye kapandım. Sonra tekrar başımı kaldırıp
Rabbimden ümmetimi bağışlamasını diledim; O da bana ümmetimin
üçte birini bağışladı. Ben de bunun üzerine Rabbime şükür secdesine
kapandım. Sonra tekrar başımı kaldırıp Rabbimden ümmetimi diledim;
O da bana ümmetimin geri kalan üçte birini bağışladı. Ben de Rabbime
şükretmek üzere secdeye kapandım."
Ebû Dâvûd, Cihâd 152
Açıklamalar
Kadir kıymet bilmek; gördüğü iyiliğe teşekkür etmek iyi insanların
vasfıdır. Peygamber Efendimiz, gördüğü iyilik sebebiyle insanlara
teşekkür etmeyen bir kimsenin Allah Teâlâ'ya şükretmiş sayılmayacağını
ifade buyurmaktadır (Ebû Dâvûd, Edeb 1). Resûl-i Ekrem sallallahu
aleyhi ve sellem, müslümanın iyilik ve ikram karşısında böylesine
duyarlı olması gerektiğine işaret etmektedir. Bir kahvenin kırk
yıl hatırı sayıldığı inancı, Peygamberî bir ahlâkın sonucudur.
İnsanların bize yaptığı iyiliğin asıl sahibi şüphesiz Cenâb-ı
Hak olmakla beraber, o iyiliğin görünürdeki sahibine teşekkür
etmekle Allah'a da şükretmiş sayılmaktayız.
Mevlâmızın bize olan iyiliklerine gelince, bunları saymak elbette
mümkün değildir. Bu nimetlerin şüphesiz en büyüğü dünyaya insan
olarak gelmek ve müslüman bir çevrede doğmaktır. İslam nimeti
başta olmak üzere sahip bulunduğumuz bütün ihsanlara, hiçbir bedel
ödemeden kavuşmuşuzdur. Bu ilâhî lütufların her birine şükretmek
bir kulluk görevidir. En iyi şükür Cenâb-ı Hakk'ın istediği gibi
olmak, O'nun emrettiği gibi yaşamaktır. Allah bizi böyle bir hayatı
yaşamaya muvaffak buyursun.
Peygamber Efendimiz yanındaki sahâbîlerle birlikte Mekke'den
Medine'ye giderken, Mekke yakınlarındaki Azverâ denen bir küçük
tepeye gelince devesinden indi, ellerini kaldırarak bir süre dua
etti. Sonradan açıkladığına göre, dua ederken Cenâb-ı Hak'tan
ümmetinin bağışlanmasını niyaz etmişti. Allah Teâlâ onun gönlüne
ümmetinin üçte birini kendisine bağışladığını, yani onları önünde
sonunda cennetine koyacağını ilham edince şükür secdesine kapandı
ve lütfettiği bu nimetten dolayı Allah'a şükretti. Duada ısrarlı
olmayı tavsiye eden Resûlullah Efendimiz, kendisine bağışlanmayan
diğer ümmetini düşünerek tekrar duaya başladı. Onun bu ısrarı
üzerine Cenâb-ı Mevlâ ümmetinin ikinci üçte birini de bağışladığını
müjdeledi. Böyle büyük bir lütuf karşısında sessiz kalınamayacağını
düşünen Allah Resûlü tekrar şükür secdesine kapandı. Geriye kalan
zavallı ümmetini düşündü. Onlara beslediği derin sevgi ve şefkat
sebebiyle mübarek ellerini bir kere daha kaldırdı ve onların da
kendisine bağışlanmasını istedi. Bu niyazı da kabul edilince,
sevincinden dolayı üçüncü defa şükür secdesine kapandı. Zaten
Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem'e sevineceği bir haber
gelince hemen şükür secdesine kapanırdı (Ebû Dâvûd, Cihâd 152;
Tirmizî, Siyer 25). Büyük günah işleyen bir kısım ümmetinin günahları
sebebiyle ceza görseler bile, cehennemde ebediyen kalmayacağı
ve kendisinin şefaatiyle cennete kavuşacağı, küçük günah işleyenlerin
ise belki de hiç ceza görmeden bağışlanacağı müjdesi Resûl-i Ekrem'i
pek sevindirdi.
İnsanı sevindiren her nimet, atlatılan her sıkıntı bir şükrü
gerekli kılar. Esasen Sa`dî-i Şîrâzî'nin dediği
gibi biri aldığımız, diğeri verdiğimiz nefes için olmak üzere,
her nefes alıp verdikçe iki şükür borcumuz vardır; ama hiç olmazsa
Allah'ın bizden istediği farz ibadetleri edâ ederek, Resûlullah
Efendimiz'in devamlı surette kıldığı sünnet namazları kılarak,
bir de gönlümüzde yeni bir sevinç dalgası estiren bahtiyarlıklara
kavuştuğumuzda ve bir musibetten kurtulduğumuzda Allah'a şükür
secdesine kapanarak ona kulluğumuzu ve minnetimizi arzetmeliyiz.
Böyle zamanlarda yoksullara ve ihtiyaç sahiplerine yapılan yardımlar,
Allah rızâsı için kılınan namazlar da birer şükür ifadesi olur.
Hadîs-i şerifin bize verdiği derslerden biri, insan dua ederken
dağ başında bile olsa, bağırıp çağırmadan, tıpkı Cenâb-ı Hakk'ın
tavsiye buyurduğu gibi gizli gizli yalvararak, ürpererek, yüksek
olmayan bir sesle dua etmelidir [En`am sûresi (6), 63; A`râf sûresi
(7), 55, 205]. İnşallah bir gün radyo ve televizyonlarımızda da
usûlüne uygun olarak böyle dua edildiğini görürüz.
Şükür secdesi tıpkı tilâvet secdesi gibidir. Abdestli iken şükür
secdesine niyet edilir, eller kaldırılmadan "Allahü Ekber"
diyerek tekbir alınır, secdeye varılır, mümkün olduğu kadar uzun
secde edilir, sonra da selâm verilir. 1174 numaralı hadiste, Resûl-i
Ekrem Efendimiz'in gece namaz kılarken, bazı rek'atların secdesinde
elli âyet okuyacak kadar uzun bir süre kaldığı ve muhtelif duaları
okuduğu görülecektir.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Resûl-i Ekrem Efendimiz ümmetine karşı son derece şefkatliydi.
Gerçek hayatın âhiret hayatı olduğunu bildiği için de, ümmetinin
âhirette bahtiyar olmasını isterdi.
2. Bir nimete kavuşunca veya bir sıkıntıdan kurtulunca, verdiği
nimete şükretmek, kurtardığı sıkıntıdan dolayı hamdetmek için
Allah'a şükür secdesi yapmalıdır.
|