41. Kendisine Amr İbni Kays da denilen meşhur müezzin Abdullah İbni
Ümmü Mektûm radıyallahu anh :
-Yâ Resûlallah! Muhakkak ki Medine'nin zehirli haşereleri ve yırtıcı
hayvanları çoktur, dedi. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem:
- "Hayye 'ale's-salâh, hayye 'ale'l-felâh'ı
işitiyor musun? Öyleyse mescide gel" buyurdu.
Ebû Dâvûd, Salât 47. Ayrıca bk. Nesâî, İmâmet 50
İbni Ümmü Mektûm
Sahâbe-i kirâmın meşhurlarındandır. Adının Abdullah
veya Amr olduğu söylenir. Daha çok Amr İbni Kays İbni Zâide diye
bilinir. Kureyş kabilesinin Âmiroğulları koluna mensuptur. Mekke'de
İslam'ın ilk yıllarında müslüman oldu. Yukarıdaki hadislerden
de anlaşılacağı gibi gözleri görmezdi. Abese sûresi'nin nüzûl
sebebinin İbni Ümmü Mektûm olduğuna bütün tefsirlerde işaret edilir.
Medine'ye hicret eden ilk sahâbîlerden olup Peygamber Efendimiz'in
hicretinden önce oraya gitmişti. Resûl-i Ekrem Efendimiz bütün
gazvelerinde Medine'de namaz kıldırmak üzere onu vekil bırakırdı.
İbni Abdülber bunun sayısının on üç olduğunu söyler ve hangi gazveler
olduğunu da sayar. Hz. Enes de Peygamber Efendimiz'in hiç kimseyi
İbni Ümmü Mektûm kadar Medine'de vekil bırakmadığını söyler.
Allah ondan razı olsun.
Açıklamalar
Bu rivayeti bir önceki hadisle birlikte düşünmek
doğru olur. Çünkü İbni Ümmü Mektûm'un Peygamber Efendimiz'e Medine'nin
yılan, akrep gibi zehirli haşerâtının ve kurt, köpek gibi yırtıcı
hayvanlarının çokluğundan bahsetmesinin sebebi, kendisini bunlardan
koruyamayacağı için, evinde namaz kılmasına izin vermesini istemek
gayesiyledir. Peygamber Efendimiz, ezanı işiten kimsenin bu davete
icâbet etmesi ve mescide gelmesi gerektiğini bir kere daha hatırlatarak,
ona evinde namazı tek başına veya cemaatle kılma ruhsatı vermemiştir.
Hatta bir rivayete göre İbni Ümmü Mektûm:
- "Ben gözleri görmeyen, evi uzak ve yardımcısı
olmayan bir kimseyim. Benim için evimde namazımı kılmamın bir
kolayı yok mu?" demiş, Peygamberimiz:
- "Senin için hiçbir ruhsat bulamıyorum" buyurarak izin vermemiştir. [Ebû Dâvûd, Salât 47]. Bu rivayetleri
değerlendiren âlimler, hiçbir mazeretin kabul edilmediği bu tavizsiz
tutumun, İslam'ın Medine'deki ilk sıralarında böyle olduğunu,
sonradan bunun terkedilerek meşrû mazeretlerin kabul edildiğini
söylerler. Şayet ilk sıralarda böyle ruhsatlar verilmiş olsaydı,
münâfıklar cemaati terketmek suretiyle kötülüklerini daha da yaygınlaştırırlar
ve evlerin mescid haline gelmesine yol açılmış olurdu. Yukarıda
da işaret ettiğimiz gibi, bazı âlimler ve mezhep imamları bu çeşit
hadislerin yaygınlığı sebebiyle, cemaate gelmenin farz, vacip
ve müekked sünnet olduğu hususunda görüşler beyân etmişlerdir.
Fakat fakihler cemaate gidememeyi gerektiren meşrû mazeretler
olduğunu belirtmişler ve bu cümleden olarak şunları saymışlardır:
Şiddetli soğuk, aşırı yağmur, zifiri karanlık, düşman korkusu,
yırtıcı hayvan endişesi, camiye yürüyemeyecek derecede hastalık,
yürümek için yardıma muhtaç olan fakat yardımcı bulamayan hasta.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Farz namazları cemaatle kılmak esas olup, buna
devam etmek gerekir.
2. Meşrû bir özürden dolayı cemaate gidilmeyebileceği icmâ ile
sabittir.
3. Cemaate gidemeyecek derecede meşrû bir özrü olan kimse, namazı
evinde kılar.
|