6. Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre, Resûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem kabristana geldi ve:
"Selâm size ey mü'minler diyarı! İnşâallah biz de
size katılacağız. Kardeşlerimizi görmemizi çok isterdim" dedi. Ashâb-ı kirâm:
- Biz senin kardeşlerin değil miyiz, yâ Resûlallah? dediler. Resûl-i
Ekrem:
- "Sizler benim ashâbımsınız, kardeşlerimiz henüz
gelmemiş olanlardır" buyurdular. Bunun üzerine ashâb:
- Ümmetinden henüz gelmemiş olanları nasıl tanıyacaksın, ey Allah'ın
Resûlü? dediler. Peygamber Efendimiz:
- "Ne dersiniz? Bir adamın alnı ak ve ayakları sekili
bir atı olsa, yağız ve doru at sürüsü içinde kendi atını tanımaz
mı?" diye sordu. Sahâbe:
- Evet, tanır, ey Allah'ın Resûlü, dediler. Resûl-i Kibriyâ:
"İşte onlar da abdestten dolayı yüzleri nurlu, el
ve ayakları parlak olarak gelecekler. Ben havzın başına onlardan
önce varacağım" buyurdular.
Müslim, Tahâret 39. Ayrıca bk. İbni Mâce, Zühd 36
Açıklamalar
Peygamber Efendimiz'in uğradığı ifade edilen kabristan, Medine'deki
meşhur Bakî Mezarlığı'dır. O, kabristana veya herhangi bir kabre
uğradığında selâm verirdi. Oradaki ölülerin ziyaretçileri tanıdıklarını,
konuştukları sözü ve verdikleri selâmı da idrak ettiklerini yine
Efendimiz haber vermişlerdir: "Bir mü'min, dünyada iken tanıdığı
bir mü'min kardeşinin kabrine uğrar ve selâm verirse, o kabirde
bulunan kişi onu tanır ve selâmını alır" (Zebîdî, İthâfü's-sâde,
X, 365). Bu sebeple aynen dirilere verildiği gibi, ölülere de
selâm verilmesi, müslümanlar arasında sünnet temeline dayanan
bir kuraldır. Nitekim Hz. Ömer bir kabristana gelip selâm vermiş
ve Resûl-i Ekrem de böyle selâm verirdi demiştir. Bir şehre bir
diyara selâm verilmesi, o şehir ve o diyarda olanlara selâm verilmesi
anlamına gelir. Her canlı ölümü tadacağına göre, onlara er geç
kavuşulacaktır. Kabirleri ziyaret insana bu gerçeği hatırlattığı
için kabir ziyareti meşrû kılınmıştır.
Hz.Peygamber'in "Kardeşlerimizi görmemizi çok isterdim"
buyurması, ümmetinden kendisinden sonra gelecek olanları kendisiyle
beraber ashabın görüp tanıma arzusunu ifade eder. Sahâbenin "Biz
kardeşlerin değil miyiz?" sorusuna "Siz benim ashabım,
dostlarımsınız" cevabını vermesi onların kıymetini ortaya
koyar. İbni Abdülber, bu ve benzeri hadislerden hareketle, ümmetin
gelecek nesilleri içinde bazı müslümanların Allah katında üstün
mertebelerde olacağını, hatta onların bir kısmının bazı sahâbîlerden
bile daha üstün olabileceğini söylemiş, kelâm ve akaid âlimlerinden
bir kısmı da aynı görüşü benimsemişlerdir. Kâdî İyâz, sahâbîliğin
Allah'ın o asırda yaşayıp müslüman olanlara bir lutfu olduğunu
belirterek, onların her devirde gelen ve gelecek olan insanlardan
daha faziletli olduklarını söyler ve âlimlerin çoğunun bu kanaatte
olduğunu vurgular. Sahâbe-i kirâm, Hz.Peygamber'in "kardeşlerimiz"
diye andığı mü'minleri nasıl tanıyacağını merak etmeleri üzerine
Efendimiz: "onları yüzlerindeki nur, el ve ayaklarındaki
parıltıdan" tanıyacağını belirterek, abdestin mahşerde mü'minlere
sağlayacağı imkânı ortaya koymuştur. Bunu anlatırken de beliğ
bir teşbihte bulunarak, doru atlar arasında alnı ak ve ayakları
sekili atın tanınmasını örnek gösterir ki, bunu düşünen insan
işin ne kadar kolay olduğunu anlar. Resûl-i Ekrem'in ümmetini
Kevser havuzu başında karşılayacağını, bu hadisten bir kere daha
anlamış olmaktayız.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Kabristana gidildiğinde orada medfun bulunanlara selâm verilir.
2. Her canlı ölecek ve böylece sonrakiler öncekilere ölümden sonra
kavuşacaktır.
3. Sahâbeden sonraki mü'minler de Peygamberimizin kardeşleridir.
Kur'an'ın bildirdiği üzere ümmetin her ferdi diğerinin din kardeşidir.
4. Kıyamete kadar geçecek zaman içinde, ümmetin arasında çok faziletli
ve üstün nitelikli insanlar bulunacaktır.
5. Abdest, insanın yüzünün nurlu, el ve ayaklarının parlak olmasını
sağlar. Bu nitelikte olanlar, mahşer gününde kolayca tanınırlar.
6. Peygamberimiz'e cennette Kevser havuzu verilmiş olup, onun
başına ilk önce kendileri gelecek ve ümmetini onun başında karşılayacaktır.
|