• Anasayfa ❭
  • Kuran Meali ❭
  • Meâric  suresi ❭
  • Meâric Suresi, Meâric suresinin anlamı, yazılışı, Türkçe okunuşu ve sesli dinle


    Web Taraycınız bu özelliği desteklemiyor

    Meâric 1 (Mealleri Karşılaştır):

    • Se ele sâilun bi azâbin vâkı’n(vâkıın).
    • بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ سَأَلَ سَآئِلٌۢ بِعَذَابٍ وَاقِعٍ
    • (1-3) Soran birisi, yükselme yollarının sahibi Allah tarafından kâfirlere kesinlikle inecek olan ve hiç kimsenin uzaklaştıramayacağı azabı sordu.

    Meâric 2 (Mealleri Karşılaştır):

    • Lil kâfirîne leyse lehu dâfi’(dâfiun).
    • لِّلْكَٰفِرِينَ لَيْسَ لَهُۥ دَافِعٌ
    • (1-3) Soran birisi, yükselme yollarının sahibi Allah tarafından kâfirlere kesinlikle inecek olan ve hiç kimsenin uzaklaştıramayacağı azabı sordu.

    Meâric 3 (Mealleri Karşılaştır):

    • Minallâhi zîl meâric(meârici).
    • مِّنَ ٱللَّهِ ذِى ٱلْمَعَارِجِ
    • (1-3) Soran birisi, yükselme yollarının sahibi Allah tarafından kâfirlere kesinlikle inecek olan ve hiç kimsenin uzaklaştıramayacağı azabı sordu.

    Meâric 4 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ta´rucul melâiketu ver rûhu ileyhi fî yevmin kâne mikdaruhu hamsîne elfe seneh(senetin).
    • تَعْرُجُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُۥ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ
    • Melekler ve Ruh (Cebrail) ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.

    Meâric 5 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fasbir sabren cemîlâ(cemîlen).
    • فَٱصْبِرْ صَبْرًا جَمِيلًا
    • (Ey Muhammed!) Sen güzel bir şekilde sabret.

    Meâric 6 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnehum yerevnehu baîdâ(baîden).
    • إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُۥ بَعِيدًا
    • Şüphesiz onlar o azabı uzak görüyorlar.

    Meâric 7 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve nerâhu karîbâ(karîben).
    • وَنَرَىٰهُ قَرِيبًا
    • Biz ise onu yakın görüyoruz.

    Meâric 8 (Mealleri Karşılaştır):

    • Yevme tekûnus semâu kel muhl(muhli).
    • يَوْمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلْمُهْلِ
    • (8-9) Göğün, erimiş maden gibi ve dağların atılmış renkli yün gibi olacağı günü hatırla.

    Meâric 9 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve tekûnul cibâlu kel ıhn(ıhni).
    • وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ
    • (8-9) Göğün, erimiş maden gibi ve dağların atılmış renkli yün gibi olacağı günü hatırla.

    Meâric 10 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve lâ yes’elu hamîmun hamîmâ(hamîmen).
    • وَلَا يَسْـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمًا
    • (O gün) hiçbir samimi dost, dostunu sormaz.

    Meâric 11 (Mealleri Karşılaştır):

    • Yubassarûnehum yeveddul mucrimu lev yeftedî min azâbi yevmi izin bi benîh(benîhi).
    • يُبَصَّرُونَهُمْ ۚ يَوَدُّ ٱلْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِى مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍۭ بِبَنِيهِ
    • (11-14) Birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de, kendisini kurtarsın.

    Meâric 12 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve sâhıbetihî ve ahîh(ahîhi).
    • وَصَٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ
    • (11-14) Birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de, kendisini kurtarsın.

    Meâric 13 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve fasîletihilletî tu’vîh(tu’vîhi).
    • وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِى تُـْٔوِيهِ
    • (11-14) Birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de, kendisini kurtarsın.

    Meâric 14 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve men fîl ardı cemî’an summe yuncîh(yuncîhi).
    • وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ يُنجِيهِ
    • (11-14) Birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de, kendisini kurtarsın.

    Meâric 15 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kellâ, innehâ lezâ.
    • كَلَّآ ۖ إِنَّهَا لَظَىٰ
    • (15-16) Hayır (ne mümkün)! Şüphesiz cehennem, derileri kavurup çıkaran alevli ateştir.

    Meâric 16 (Mealleri Karşılaştır):

    • Nezzâaten liş şevâ.
    • نَزَّاعَةً لِّلشَّوَىٰ
    • (15-16) Hayır (ne mümkün)! Şüphesiz cehennem, derileri kavurup çıkaran alevli ateştir.

    Meâric 17 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ted’û men edbera ve tevellâ.
    • تَدْعُوا۟ مَنْ أَدْبَرَ وَتَوَلَّىٰ
    • (17-18) O, (hakka) arka döneni ve (imandan) yüz çevireni; servet toplayıp yığanı kendine çağırır.

    Meâric 18 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve cemea fe ev’â.
    • وَجَمَعَ فَأَوْعَىٰٓ
    • (17-18) O, (hakka) arka döneni ve (imandan) yüz çevireni; servet toplayıp yığanı kendine çağırır.

    Meâric 19 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnel insâne hulika helûâ(helûan).
    • ۞ إِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا
    • Şüphesiz insan çok hırslı ve sabırsız olarak yaratılmıştır.

    Meâric 20 (Mealleri Karşılaştır):

    • İzâ messehuş şerru cezûâ(cezûan).
    • إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعًا
    • Kendisine kötülük dokunduğu zaman sızlanır.

    Meâric 21 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve izâ messehul hayru menûâ(menûan).
    • وَإِذَا مَسَّهُ ٱلْخَيْرُ مَنُوعًا
    • Ona bir hayır dokunduğunda da eli sıkıdır.

    Meâric 22 (Mealleri Karşılaştır):

    • İllel musallîn(musallîne).
    • إِلَّا ٱلْمُصَلِّينَ
    • Ancak, namaz kılanlar başka.

    Meâric 23 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ellezîne hum alâ salâtihim dâimûn(dâimûne).
    • ٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ دَآئِمُونَ
    • Onlar, namazlarına devam eden kimselerdir.

    Meâric 24 (Mealleri Karşılaştır):

    • Vellezîne fî emvâlihim hakkun ma’lûm(ma’lûmun).
    • وَٱلَّذِينَ فِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّ مَّعْلُومٌ
    • (24-25) Onlar, mallarında; isteyenler ve (isteyemeyip) mahrum kalanlar için belli bir hak bulunan kimselerdir.

    Meâric 25 (Mealleri Karşılaştır):

    • Lis sâili vel mahrûm(mahrûmi).
    • لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ
    • (24-25) Onlar, mallarında; isteyenler ve (isteyemeyip) mahrum kalanlar için belli bir hak bulunan kimselerdir.

    Meâric 26 (Mealleri Karşılaştır):

    • Vellezîne yusaddikûne bi yevmid dîn(dîni).
    • وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ
    • Onlar, ceza gününü tasdik eden kimselerdir.

    Meâric 27 (Mealleri Karşılaştır):

    • Vellezîne hum min azâbi rabbihim muşfikûn(muşfikûne).
    • وَٱلَّذِينَ هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ
    • Onlar, Rablerinin azabından korkan kimselerdir.

    Meâric 28 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnne azâbe rabbihim gayru me’mûn(me’mûnin).
    • إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍ
    • Çünkü, Rablerinin azabından emin olunamaz.

    Meâric 29 (Mealleri Karşılaştır):

    • Vellezîne hum li furûcihim hâfizûn(hâfizûne).
    • وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَٰفِظُونَ
    • Onlar, mahrem yerlerini koruyan kimselerdir.

    Meâric 30 (Mealleri Karşılaştır):

    • İllâ alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum fe innehum gayru melûmîn(melûmîne).
    • إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ
    • Ancak eşleri, yahut sahip oldukları cariyeleri başka. Çünkü onlar (eşleri ve cariyeleri ile olan ilişkileri konusunda) kınanmazlar.

    Meâric 31 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe menibtegâ verâe zâlike fe ulâike humul âdûn(âdûne).
    • فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ
    • Kim bunun ötesini isterse, işte onlar sınırı aşan kimselerdir.

    Meâric 32 (Mealleri Karşılaştır):

    • Vellezîne hum li emânâtihim ve ahdihim râûn(râûne).
    • وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَٰنَٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ
    • Onlar, emanetlerini ve verdikleri sözü gözeten kimselerdir.

    Meâric 33 (Mealleri Karşılaştır):

    • Vellezîne hum bi şehâdâtihim kâimûn(kâimûne).
    • وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَٰدَٰتِهِمْ قَآئِمُونَ
    • Onlar, şahitliklerini dosdoğru yapan kimselerdir.

    Meâric 34 (Mealleri Karşılaştır):

    • Vellezîne hum alâ salâtihim yuhâfizûn(yuhâfizûne).
    • وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
    • Onlar, namazlarını titizlikle koruyan kimselerdir.

    Meâric 35 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ulâike fî cennâtin mukremûn(mukremûne).
    • أُو۟لَٰٓئِكَ فِى جَنَّٰتٍ مُّكْرَمُونَ
    • İşte onlar cennetlerde ikram göreceklerdir.

    Meâric 36 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe mâ lillezîne keferû kıbeleke muhtıîn(muhtıîne).
    • فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ
    • (36-37) Şimdi, inkâr edenlere ne oluyor ki, boyunlarını uzatarak (alay etmek için) sağdan soldan gruplar hâlinde sana doğru koşuyorlar?

    Meâric 37 (Mealleri Karşılaştır):

    • Anil yemîni ve aniş şimâli ızîn(ızîne).
    • عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ
    • (36-37) Şimdi, inkâr edenlere ne oluyor ki, boyunlarını uzatarak (alay etmek için) sağdan soldan gruplar hâlinde sana doğru koşuyorlar?

    Meâric 38 (Mealleri Karşılaştır):

    • E yatmeu kullumriin minhum en yudhale cennete naîm(naîmin).
    • أَيَطْمَعُ كُلُّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٍ
    • Onlardan her biri Naîm cennetine sokulacağını mı umuyor?

    Meâric 39 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kellâ, innâ halaknâhum mimmâ ya’lemûn(ya’lemûne).
    • كَلَّآ ۖ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّمَّا يَعْلَمُونَ
    • Hayır (ne mümkün)! Şüphesiz biz onları kendilerinin de bildikleri şeyden (meniden) yarattık.

    Meâric 40 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe lâ uksimu bi rabbil meşârikı vel megâribi innâ le kâdirûn(kâdirûne).
    • فَلَآ أُقْسِمُ بِرَبِّ ٱلْمَشَٰرِقِ وَٱلْمَغَٰرِبِ إِنَّا لَقَٰدِرُونَ
    • (40-41) Doğuların ve Batıların Rabbine yemin ederim ki, şüphesiz onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter. Bizim önümüze geçilemez.

    Meâric 41 (Mealleri Karşılaştır):

    • Alâ en nubeddile hayren minhum ve mâ nahnu bi mesbûkîn(mesbûkîne).
    • عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيْرًا مِّنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
    • (40-41) Doğuların ve Batıların Rabbine yemin ederim ki, şüphesiz onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter. Bizim önümüze geçilemez.

    Meâric 42 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe zerhum yehûdû ve yel’abû hattâ yulâkû yevme humullezî yûadûn(yûadûne).
    • فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ
    • Sen onları bırak, uyarıldıkları günlerine kavuşuncaya kadar batıl inançlarına dalsınlar ve oynasınlar.

    Meâric 43 (Mealleri Karşılaştır):

    • Yevme yahrucûne minel ecdâsi sirâan ke ennehum ilâ nusubin yûfîdûn(yûfîdûne).
    • يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ سِرَاعًا كَأَنَّهُمْ إِلَىٰ نُصُبٍ يُوفِضُونَ
    • (43-44) Dikili putlara akın akın gidercesine, gözleri inmiş, kendilerini zillet kaplamış bir hâlde mezarlarından süratle çıkacakları o günü hatırla! İşte o, uyarıldıkları gündür.

    Meâric 44 (Mealleri Karşılaştır):

    • Hâşi’aten ebsâruhum terhekuhum zilleh(zilletun), zâlikel yevmullezî kânû yûadûn(yûadûne).
    • خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يُوعَدُونَ
    • (43-44) Dikili putlara akın akın gidercesine, gözleri inmiş, kendilerini zillet kaplamış bir hâlde mezarlarından süratle çıkacakları o günü hatırla! İşte o, uyarıldıkları gündür.
    Vaktin Çağrısı
    Şehr-i Ramazan
    Güncel
    Dini Hayat