• Anasayfa ❭
  • Kuran Meali ❭
  • Sâffât  suresi ❭
  • Sâffât Suresi, Sâffât suresinin anlamı, yazılışı, Türkçe okunuşu ve sesli dinle


    Web Taraycınız bu özelliği desteklemiyor

    Sâffât 1 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ves sâffati saffâ(saffen).
    • بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلصَّٰٓفَّٰتِ صَفًّا
    • (1-4) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah’ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilâhınız gerçekten bir tek ilâhtır.

    Sâffât 2 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fez zâcirâti zecrâ(zecran).
    • فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًا
    • (1-4) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah’ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilâhınız gerçekten bir tek ilâhtır.

    Sâffât 3 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fet tâliyâti zikrâ(zikran).
    • فَٱلتَّٰلِيَٰتِ ذِكْرًا
    • (1-4) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah’ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilâhınız gerçekten bir tek ilâhtır.

    Sâffât 4 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnne ilâhekum le vâhıd(vâhıdun).
    • إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌ
    • (1-4) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah’ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilâhınız gerçekten bir tek ilâhtır.

    Sâffât 5 (Mealleri Karşılaştır):

    • Rabbus semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ ve rabbul meşârık(meşârıkı).
    • رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَٰرِقِ
    • O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Doğuların da (Batıların da) Rabbidir.

    Sâffât 6 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnâ zeyyennes semâed dunyâ bi zîynetinil kevâkib(kevâkibi).
    • إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ
    • Biz, en yakın göğü zinetlerle, yıldızlarla donattık.

    Sâffât 7 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve hıfzan min kulli şeytânin mârid(mâridin).
    • وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَٰنٍ مَّارِدٍ
    • Onu itaatten çıkan her şeytandan koruduk.

    Sâffât 8 (Mealleri Karşılaştır):

    • Lâ yessemmeûne ilel meleil a’lâ ve yukzefûne minkulli cânib(cânibin).
    • لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ
    • (8-9) Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.

    Sâffât 9 (Mealleri Karşılaştır):

    • Duhûran ve lehum azâbun vâsib(vâsibun).
    • دُحُورًا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ
    • (8-9) Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.

    Sâffât 10 (Mealleri Karşılaştır):

    • İllâ men hatıfel hatfete fe etbeahu şihâbun sâkib(sâkibun).
    • إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ ثَاقِبٌ
    • Ancak onlardan söz kapan olur. Onu da delip geçen bir alev izler (ve yok eder).

    Sâffât 11 (Mealleri Karşılaştır):

    • Festeftihim e hum eşeddu halkan em men halaknâ, innâ halaknâhum min tînin lâzib(lâzibin).
    • فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ ۚ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍۭ
    • (Ey Muhammed!) Şimdi sen onlara sor: “Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri yaratmak mı?" Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.

    Sâffât 12 (Mealleri Karşılaştır):

    • Bel acibte ve yesharûn(yesharûne).
    • بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ
    • Hayır, sen (onların hâline) şaştın, onlar ise alay ediyorlar.

    Sâffât 13 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve izâ zukkirû lâ yezkurûn(yezkurûne).
    • وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ
    • Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almıyorlar.

    Sâffât 14 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve izâ raev âyeten yesteshırûn(yesteshırûne).
    • وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةً يَسْتَسْخِرُونَ
    • Bir mucize gördükleri zaman onu alaya alıyorlar.

    Sâffât 15 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve kâlû in hâzâ illâ sihrun mubîn(mubînun).
    • وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ
    • (Dediler ki:) “Bu bir büyüden başka bir şey değildir.”

    Sâffât 16 (Mealleri Karşılaştır):

    • E izâ mitnâ ve kunnâ turâben ve izâmen e innâ le meb’ûsûn(meb’ûsûne).
    • أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
    • “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi tekrar diriltileceğiz?”

    Sâffât 17 (Mealleri Karşılaştır):

    • E ve âbâunel evvelûn(evvelûne).
    • أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
    • “Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?”

    Sâffât 18 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kul neam ve entum dâhırûn(dâhırûne).
    • قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ
    • De ki: “Evet, hem de siz aşağılanmış kimseler olarak (diriltileceksiniz).”

    Sâffât 19 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe innemâ hiye zecretun vâhıdetun fe izâ hum yenzurûn(yenzurûne).
    • فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ
    • O ancak şiddetli bir sesten ibarettir. Bir de bakarsın ki onlar (diriltilmiş hazır) beklemektedirler.

    Sâffât 20 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve kâlû yâ veylenâ hâzâ yevmud dîn(dîni).
    • وَقَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا هَٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ
    • Şöyle diyecekler: “Vay başımıza gelene! Bu beklenen ceza günüdür.”

    Sâffât 21 (Mealleri Karşılaştır):

    • Hâzâ yevmul faslillezî kuntum bihî tukezzibûn(tukezzibûne).
    • هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
    • Onlara, “İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür” denilir.

    Sâffât 22 (Mealleri Karşılaştır):

    • Uhşurûllezîne zalemû ve ezvâcehum ve mâ kânû ya’budûn(ya’budûne).
    • ۞ ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ
    • (22-24) Allah, meleklere şöyle emreder: “Zulmedenleri, eşlerini ve Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.”

    Sâffât 23 (Mealleri Karşılaştır):

    • Min dûnillâhi fehdûhum ilâ sırâtıl cahîm(cahîmi).
    • مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ
    • (22-24) Allah, meleklere şöyle emreder: “Zulmedenleri, eşlerini ve Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.”

    Sâffât 24 (Mealleri Karşılaştır):

    • Vakıfûhum innehum mes’ûlûn(mes’ûlûne).
    • وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ
    • (22-24) Allah, meleklere şöyle emreder: “Zulmedenleri, eşlerini ve Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.”

    Sâffât 25 (Mealleri Karşılaştır):

    • Mâ lekum lâ tenâsarûn(tenâsarûne).
    • مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ
    • Onlara, “Ne diye yardımlaşmıyorsunuz?” denir.

    Sâffât 26 (Mealleri Karşılaştır):

    • Bel humul yevme musteslimûn(musteslimûne).
    • بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ
    • Hayır, onlar bugün teslim olmuş kimselerdir.

    Sâffât 27 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve akbele ba’duhum alâ ba’dın yetesâelûn(yetesâelûne).
    • وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ
    • Birbirlerine yönelip sorarlar (çekişirler).

    Sâffât 28 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâlû innekum kuntum te’tûnenâ anil yemîn(yemîni).
    • قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ
    • Şöyle derler: “Siz bize sağdan gelirdiniz. Bize haktan yana görünürdünüz.”

    Sâffât 29 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâlû bel lem tekûnû mû’minîn(mû’minîne).
    • قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ
    • Diğerleri de onlara şöyle derler: “Hayır, siz zaten mü’min kimseler değildiniz.”

    Sâffât 30 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve mâ kâne lenâ aleykum min sultân(sultânin), bel kuntum kavmen tâgîn(tâgîne).
    • وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَٰنٍۭ ۖ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَٰغِينَ
    • “Bizim, sizin üzerinizde hiçbir hâkimiyetimiz yoktu. Hatta siz azgın bir kavimdiniz.”

    Sâffât 31 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe hakka aleynâ kavlu rabbinâ innâ le zâıkûn(zâıkûne).
    • فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ ۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ
    • “Artık Rabbimizin sözü (azap) bizim hakkımızda gerçekleşti. Biz onu mutlaka tadacağız.”

    Sâffât 32 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe agveynâkum innâ kunnâ gâvîn(gâvîne).
    • فَأَغْوَيْنَٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ
    • “Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik.”

    Sâffât 33 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe innehum yevme izin fîl azâbi muşterikûn(muşterikûne).
    • فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
    • Artık onlar o gün azapta ortaktırlar.

    Sâffât 34 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnâ kezâlike nef’alu bil mucrimîn(mucrimîne).
    • إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ
    • İşte biz suçlulara böyle yaparız.

    Sâffât 35 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnehum kânû izâ kîle lehum lâ ilâhe illallâhu yestekbirûn(yestekbirûne).
    • إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ
    • Çünkü onlar, kendilerine, “Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur” denildiği zaman, inanmayıp büyüklük taslıyorlardı.

    Sâffât 36 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve yekûlûne e innâ le târikû âlihetinâ li şâirin mecnûn(mecnûnin).
    • وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍۭ
    • “Biz, deli bir şair için ilâhlarımızı mı terk edeceğiz?” diyorlardı.

    Sâffât 37 (Mealleri Karşılaştır):

    • Bel câe bil hakkı ve saddakal murselîn(murselîne).
    • بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ
    • Hayır, öyle değil. O, hakkı getirmiş, (önceki) peygamberleri de tasdik etmiştir.

    Sâffât 38 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnekum le zâikûl azâbil elîm(elîmi).
    • إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ
    • Şüphesiz siz mutlaka elem dolu azabı tadacaksınız.

    Sâffât 39 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve mâ tuczevne illâ mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
    • وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
    • Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız.

    Sâffât 40 (Mealleri Karşılaştır):

    • İllâ ibâdallâhil muhlesîn(muhlesîne).
    • إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
    • Ancak Allah’ın halis kulları başka.

    Sâffât 41 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ulâike lehum rizkun ma’lûm(ma’lûmun).
    • أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ
    • (41-42) İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.

    Sâffât 42 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fevâkih(fevâkihu), ve hum mukremûn(mukremûne).
    • فَوَٰكِهُ ۖ وَهُم مُّكْرَمُونَ
    • (41-42) İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.

    Sâffât 43 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fî cennâtin naîm(naîmi).
    • فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
    • Onlar Naîm cennetlerindedirler.

    Sâffât 44 (Mealleri Karşılaştır):

    • Alâ sururin mutekâbilîn(mutekâbilîne).
    • عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَٰبِلِينَ
    • Koltuklar üzerinde karşılıklı olarak otururlar.

    Sâffât 45 (Mealleri Karşılaştır):

    • Yutâfu aleyhim bi ke’sin min maîn(maînin).
    • يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍۭ
    • (45-46) Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.

    Sâffât 46 (Mealleri Karşılaştır):

    • Beydâe lezzetin liş şâribîn(şâribîne).
    • بَيْضَآءَ لَذَّةٍ لِّلشَّٰرِبِينَ
    • (45-46) Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.

    Sâffât 47 (Mealleri Karşılaştır):

    • Lâ fîhâ gavlun ve lâ hum anhâ yunzefûn(yunzefûne).
    • لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ
    • Onda baş döndürme özelliği yoktur. Onlar, onu içmekle sarhoş da olmazlar.

    Sâffât 48 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve indehum kâsırâtut tarfı în(înun).
    • وَعِندَهُمْ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌ
    • Yanlarında bakışlarını yalnızca kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.

    Sâffât 49 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ke enne hunne beydun meknûn(meknûnun).
    • كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ
    • Sanki onlar (beyazlıklarıyla), saklanmış (gün yüzü görmemiş) yumurtalardır.

    Sâffât 50 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe akbele ba’duhum alâ ba’dın yetesâelûn(yetesâelûne).
    • فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ
    • Derken birbirlerine yönelip sorarlar.

    Sâffât 51 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâle kâilun minhum innî kâne lî karîn(karînun).
    • قَالَ قَآئِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌ
    • İçlerinden biri der ki: “Benim bir arkadaşım vardı.”

    Sâffât 52 (Mealleri Karşılaştır):

    • Yekûlu e inneke le minel musaddikîn(musaddikîne).
    • يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ
    • “Sen de tekrar dirilmeyi tasdik edenlerden misin?” derdi.

    Sâffât 53 (Mealleri Karşılaştır):

    • E izâ mitnâ ve kunnâ turâben ve izâmen e innâ le medînûn(medînûne).
    • أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ
    • “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi hesaba çekileceğiz?”

    Sâffât 54 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâle hel entum muttaliûn(muttaliûne).
    • قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ
    • Konuşan o kimse, yanındakilere, “Bakar mısınız, hâli ne oldu?” der.

    Sâffât 55 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fettalea fe reâhu fî sevâil cahîm(cahîmi).
    • فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ
    • Kendisi de bakar ve onu cehennemin ortasında görür.

    Sâffât 56 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâle tallâhi in kidte le turdîn(turdîne).
    • قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ
    • Ona şöyle der: “Allah’a andolsun, neredeyse beni de helâk edecektin.”

    Sâffât 57 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve lev lâ ni’metu rabbî le kuntu minel muhdarîn(muhdarîne).
    • وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ
    • “Rabbimin nimeti olmasaydı, mutlaka ben de cehenneme konulanlardan olmuştum.”

    Sâffât 58 (Mealleri Karşılaştır):

    • E fe mâ nahnu bi meyyitîn(meyyitîne).
    • أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ
    • (58-59) “Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?”

    Sâffât 59 (Mealleri Karşılaştır):

    • İllâ mevtetenel ûlâ ve mâ nahnu bi muazzebîn(muazzebîne).
    • إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
    • (58-59) “Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?”

    Sâffât 60 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnne hâzâ le huvel fevzul azîm(azîmu).
    • إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
    • Şüphesiz bu (cennetteki nimetlere ulaşmak) büyük bir başarıdır.

    Sâffât 61 (Mealleri Karşılaştır):

    • Li misli hâzâ fel ya’melil âmilûn(âmilûne).
    • لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَٰمِلُونَ
    • Çalışanlar böylesi için çalışsınlar!

    Sâffât 62 (Mealleri Karşılaştır):

    • E zâlike hayrun nuzulen em şeceretuz zakkûm(zakkûmi).
    • أَذَٰلِكَ خَيْرٌ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ
    • Ziyafet olarak bu mu daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?

    Sâffât 63 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnâ cealnâhâ fitneten liz zâlimîn(zâlimîne).
    • إِنَّا جَعَلْنَٰهَا فِتْنَةً لِّلظَّٰلِمِينَ
    • Şüphesiz biz onu zalimler için bir imtihan aracı kıldık.

    Sâffât 64 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnehâ şeceretun tahrucu fî aslil cahîm(cahîmi).
    • إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ
    • O, cehennemin dibinde biten bir ağaçtır.

    Sâffât 65 (Mealleri Karşılaştır):

    • Tal’uhâ ke ennehu ruûsuş şeyâtîn(şeyâtîni).
    • طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ
    • Onun meyveleri sanki şeytanların kafalarıdır.

    Sâffât 66 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe innehum le âkilûne minhâ fe mâliûne min hel butûn(butûni).
    • فَإِنَّهُمْ لَءَاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
    • Cehennemlikler ondan yiyecekler ve onunla karınlarını dolduracaklardır.

    Sâffât 67 (Mealleri Karşılaştır):

    • Summe inne lehum aleyhâ le şevben min hamîm(hamîmin).
    • ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ
    • Sonra onlar için bunun üstüne kaynar sudan karışık bir içecek vardır.

    Sâffât 68 (Mealleri Karşılaştır):

    • Summe inne merciahum le ilel cahîm(cahîmi).
    • ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ
    • Sonra onların dönüşleri mutlaka cehennemedir.

    Sâffât 69 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnehum elfev âbâehum dâllîne.
    • إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ
    • Çünkü onlar babalarını sapık kimseler olarak buldular.

    Sâffât 70 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe hum alâ âsârihim yuhreûn(yuhreûne).
    • فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ
    • Kendileri de onların izinden koşa koşa gitmektedirler.

    Sâffât 71 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve lekad dalle kablehum ekserul evvelîn(evvelîne).
    • وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ
    • Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.

    Sâffât 72 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve lekad erselnâ fî him munzirîn(munzirîne).
    • وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ
    • Andolsun, biz onlara da uyarıcılar göndermiştik.

    Sâffât 73 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fanzur keyfe kâne âkibetul munzerîn(munzerîne).
    • فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ
    • Bak, uyarılanların sonu nasıl oldu!

    Sâffât 74 (Mealleri Karşılaştır):

    • İllâ ibâdallâhil muhlasîn(muhlasîne).
    • إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
    • Ancak Allah’ın ihlâslı kulları başka.

    Sâffât 75 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve lekad nâdânâ nûhun fe le ni’mel mucîbûn(mucîbûne).
    • وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ
    • Andolsun, Nûh bize dua edip seslenmişti. Biz ne güzel cevap vereniz!

    Sâffât 76 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve necceynâhu ve ehlehu minel kerbil azîm(azîmi).
    • وَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
    • Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

    Sâffât 77 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve cealnâ zurriyyetehu humul bâkîn(bâkîne).
    • وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ
    • Onun neslini yeryüzünde kalanlar kıldık.

    Sâffât 78 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve tereknâ aleyhi fîl âhirîn(âhirîne).
    • وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
    • Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.

    Sâffât 79 (Mealleri Karşılaştır):

    • Selâmun alâ nûhın fîl âlemîn(âlemîne).
    • سَلَٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍ فِى ٱلْعَٰلَمِينَ
    • Âlemler içinde Nûh’a selâm olsun!

    Sâffât 80 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnâ kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).
    • إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
    • İşte biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.

    Sâffât 81 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnehu min ibâdinel mû’minîn(mû’minîne).
    • إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
    • Çünkü o, bizim mü’min kullarımızdandı.

    Sâffât 82 (Mealleri Karşılaştır):

    • Summe agraknel âharîn(âharîne).
    • ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْءَاخَرِينَ
    • Sonra biz, diğerlerini suda boğduk.

    Sâffât 83 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve inne min şîatihî le ibrâhîm(ibrâhîme).
    • ۞ وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ
    • Şüphesiz İbrahim de O’nun taraftarlarından idi.

    Sâffât 84 (Mealleri Karşılaştır):

    • İz câe rabbehu bi kalbin selîm(selîmin).
    • إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
    • Hani o, Rabbine temiz bir kalple gelmişti.

    Sâffât 85 (Mealleri Karşılaştır):

    • İz kâle li ebîhi ve kavmihî mâzâ ta’budûn(ta’budûne).
    • إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ
    • Hani babasına ve kavmine şöyle demişti: “Siz neye tapıyorsunuz?”

    Sâffât 86 (Mealleri Karşılaştır):

    • E ifken âliheten dûnallâhi turîdûn(turîdûne).
    • أَئِفْكًا ءَالِهَةً دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ
    • “Allah’ı bırakıp da birtakım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?”

    Sâffât 87 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe mâ zannukum bi rabbil âlemîn(âlemîne).
    • فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
    • “O hâlde, âlemlerin Rabbi hakkında görüşünüz nedir?”

    Sâffât 88 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe nazara nazraten fîn nucûm(nucûmi).
    • فَنَظَرَ نَظْرَةً فِى ٱلنُّجُومِ
    • (88-89) İbrahim, yıldızlara baktı ve “Ben hastayım” dedi.

    Sâffât 89 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe kâle innî sakîm(sakîmun).
    • فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌ
    • (88-89) İbrahim, yıldızlara baktı ve “Ben hastayım” dedi.

    Sâffât 90 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe tevellev anhu mudbirîn(mudbirîne).
    • فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ
    • Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan uzaklaştılar.

    Sâffât 91 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ferâga ilâ âlihetihim fe kâle e lâ te’kulûn(te’kulûne).
    • فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
    • İbrahim, onların putlarının tarafına gizlice gitti ve şöyle dedi: “Yemez misiniz?”

    Sâffât 92 (Mealleri Karşılaştır):

    • Mâ lekum lâ tentıkûn(tentıkûne).
    • مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ
    • “Ne diye konuşmuyorsunuz?”

    Sâffât 93 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ferâga aleyhim darben bil yemîn(yemîni).
    • فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ
    • Derken üzerlerine yürüyüp onlara güçlü bir darbe indirdi.

    Sâffât 94 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe akbelû ileyhi yeziffûn(yeziffûne).
    • فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ
    • Kavmi (telaş içinde) koşarak ona doğru geldi.

    Sâffât 95 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâle e ta’budûne mâ tenhıtûn(tenhıtûne).
    • قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ
    • İbrahim, şöyle dedi: “Yonttuğunuz putlara mı tapıyorsunuz?”

    Sâffât 96 (Mealleri Karşılaştır):

    • Vallâhu halakakum ve mâ ta’melûn(ta’melûne).
    • وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
    • “Oysa Allah sizi de, yaptığınız şeyleri de yaratmıştır.”

    Sâffât 97 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâlûbnû lehu bunyânen fe elkûhu fîl cahîm(cahîmi).
    • قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَٰنًا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ
    • Kavmi, “Onun için bir bina yapın, (içinde ateş yakın) ve onu ateşe atın” dedi.

    Sâffât 98 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe erâdû bihî keyden fe cealnâ humul esfelîn(esfelîne).
    • فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًا فَجَعَلْنَٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ
    • Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en alçak kimseler kıldık.

    Sâffât 99 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve kâle innî zâhibun ilâ rabbî seyehdîn(seyehdîni).
    • وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ
    • İbrahim, şöyle dedi: “Ben Rabbime (O’nun emrettiği yere) gideceğim. O, bana yol gösterecektir.”

    Sâffât 100 (Mealleri Karşılaştır):

    • Rabbi heb lî mines sâlihîn(sâlihîne).
    • رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
    • “Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla.”

    Sâffât 101 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe beşşernâhu bi gulâmin halîm(halîmin).
    • فَبَشَّرْنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمٍ
    • Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.

    Sâffât 102 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe lemmâ belega meahus sa’ye kâle yâ buneyye innî erâ fîl menâmi ennî ezbehuke fanzur mâzâ terâ, kâle yâ ebetif’al mâ tû’meru setecidunî inşâallâhu mines sâbirîn(sâbirîne).
    • فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ ۖ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰبِرِينَ
    • Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi.

    Sâffât 103 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe lemmâ eslemâ ve tellehu lil cebîn(cebîni).
    • فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ
    • (103-104) Nihayet her ikisi de (Allah’ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: “Ey İbrahim!”

    Sâffât 104 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve nâdeynâhu en yâ ibrâhîm(ibrâhîmu).
    • وَنَٰدَيْنَٰهُ أَن يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ
    • (103-104) Nihayet her ikisi de (Allah’ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: “Ey İbrahim!”

    Sâffât 105 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kad saddakter ru’yâ, innâ kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).
    • قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
    • “Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.”

    Sâffât 106 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnne hâzâ le huvel belâul mubîn(mubînu).
    • إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ
    • “Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır.”

    Sâffât 107 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve fedeynâhu bi zibhın azîm(azîmin).
    • وَفَدَيْنَٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ
    • Biz, (İbrahim’e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail’i) kurtardık.

    Sâffât 108 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve tereknâ aleyhi fîl âhirîn(âhirîne).
    • وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
    • Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.

    Sâffât 109 (Mealleri Karşılaştır):

    • Selâmun alâ ibrâhîm(ibrâhîme).
    • سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ
    • İbrahim’e selâm olsun.

    Sâffât 110 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).
    • كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
    • İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.

    Sâffât 111 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnehu min ibâdinel mû’minîn(mû’minîne).
    • إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
    • Çünkü o mü’min kullarımızdandı.

    Sâffât 112 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve beşşernâhu bi ishâka nebiyyen mines sâlihîn(sâlihîne).
    • وَبَشَّرْنَٰهُ بِإِسْحَٰقَ نَبِيًّا مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
    • Biz onu salihlerden bir peygamber olarak İshak ile de müjdeledik.

    Sâffât 113 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve bâreknâ aleyhi ve alâ ishâk(ishâka), ve min zurriyyetihimâ muhsinun ve zâlimun li nefsihi mubîn(mubînun).
    • وَبَٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَٰقَ ۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌ
    • Onu da İshak’ı da uğurlu kıldık. Her ikisinin nesillerinden iyilik yapanlar da vardı, kendine apaçık zulmedenler de.

    Sâffât 114 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve lekad menennâ alâ mûsâ ve hârûn(hârûne).
    • وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
    • Andolsun, biz Mûsâ’ya ve Hârûn’a da lütufta bulunduk.

    Sâffât 115 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve necceynâ humâ ve kavme humâ minel kerbil azîm(azîmi).
    • وَنَجَّيْنَٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
    • Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.

    Sâffât 116 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve nasarnâhum fe kânû humul gâlibîn(gâlibîne).
    • وَنَصَرْنَٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ
    • Onlara yardım ettik de onlar galip gelenler oldular.

    Sâffât 117 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve âteynâ humel kitâbel mustebîn(mustebîne).
    • وَءَاتَيْنَٰهُمَا ٱلْكِتَٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ
    • Biz onlara (hükümlerimizi) açıklayan Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik.

    Sâffât 118 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve hedeynâ humes sırâtal mustekîm(mustekîme).
    • وَهَدَيْنَٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ
    • Onları doğru yola ilettik.

    Sâffât 119 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve tereknâ aleyhimâ fîl âhirîn(âhirîne).
    • وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْءَاخِرِينَ
    • Sonradan gelenler arasında onlara güzel birer ad bıraktık.

    Sâffât 120 (Mealleri Karşılaştır):

    • Selâmun alâ mûsâ ve hârûn(hârûne).
    • سَلَٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
    • Mûsâ’ya ve Hârûn’a selâm olsun.

    Sâffât 121 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnâ kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).
    • إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
    • Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.

    Sâffât 122 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnne humâ min ibâdinel mû’minîn(mû’minîne).
    • إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
    • Çünkü onlar mü’min kullarımızdan idiler.

    Sâffât 123 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve inne ilyâse le minel murselîn(murselîne).
    • وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
    • Şüphesiz İlyas da peygamberlerden idi.

    Sâffât 124 (Mealleri Karşılaştır):

    • İz kâle li kavmihî e lâ tettekûn(tettekûne).
    • إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ
    • Hani kavmine şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”

    Sâffât 125 (Mealleri Karşılaştır):

    • Eted’ûne ba’len ve tezerûne ahsenel hâlikîn(hâlikîne).
    • أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَٰلِقِينَ
    • (125-126) “Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah’ı bırakarak “Ba’l’e mi tapıyorsunuz?”

    Sâffât 126 (Mealleri Karşılaştır):

    • Allâhe rabbekum ve rabbe âbâikumul evvelîn(evvelîne).
    • ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
    • (125-126) “Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah’ı bırakarak “Ba’l’e mi tapıyorsunuz?”

    Sâffât 127 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe kezzebûhu fe inne hum le muhdarûn(muhdarûne).
    • فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
    • Onu yalanladılar. Bu sebeple onlar (cehenneme) götürüleceklerdir.

    Sâffât 128 (Mealleri Karşılaştır):

    • İllâ ibâdallâhil muhlasîn(muhlasîne).
    • إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
    • Ancak Allah’ın ihlâslı kulları başka.

    Sâffât 129 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve tereknâ aleyhi fîl âhirîn(âhirîne).
    • وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
    • Sonradan gelenler içerisinde ona güzel bir ad bıraktık.

    Sâffât 130 (Mealleri Karşılaştır):

    • Selâmun alâ ilyâsîn(ilyâsîne).
    • سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ
    • İlyas’a selâm olsun.

    Sâffât 131 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnâ kezâlike neczîl muhsinîn(muhsinîne).
    • إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
    • Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.

    Sâffât 132 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnehu min ibâdinel mû’minîn(mû’minîne).
    • إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
    • Çünkü o bizim mü’min kullarımızdandı.

    Sâffât 133 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve inne lûtan le minel murselîn(murselîne).
    • وَإِنَّ لُوطًا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
    • Şüphesiz Lût da peygamberlerdendi.

    Sâffât 134 (Mealleri Karşılaştır):

    • İz necceynâhu ve ehlehû ecmaîn(ecmaîne).
    • إِذْ نَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
    • (134-135) Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kâfir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık.

    Sâffât 135 (Mealleri Karşılaştır):

    • İllâ acûzen fîl gâbirîn(gâbirîne).
    • إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ
    • (134-135) Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kâfir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık.

    Sâffât 136 (Mealleri Karşılaştır):

    • Summe demmernel âharîn(âharîne).
    • ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْءَاخَرِينَ
    • Sonra da diğerlerini yok ettik.

    Sâffât 137 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve innekum le temurrûne aleyhim musbihîn(musbihîne).
    • وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ
    • (137-138) Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz?

    Sâffât 138 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve bil leyl(leyli), e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).
    • وَبِٱلَّيْلِ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
    • (137-138) Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz?

    Sâffât 139 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve inne yûnuse le minel murselîn(murselîne).
    • وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
    • Şüphesiz Yûnus da peygamberlerdendi.

    Sâffât 140 (Mealleri Karşılaştır):

    • İz ebeka ilel fulkil meşhûn(meşhûni).
    • إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
    • Hani o kaçıp yüklü gemiye binmişti.

    Sâffât 141 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe sâheme fe kâne minel mudhadîn(mudhadîne).
    • فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ
    • Gemidekilerle kur’a çekmiş ve kaybedenlerden olmuştu.

    Sâffât 142 (Mealleri Karşılaştır):

    • Feltekamehul hûtu ve huve mulîm(mulîmun).
    • فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ
    • Böylece, Yûnus kendini kınayıp dururken balık onu yuttu.

    Sâffât 143 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe lev lâ ennehu kâne minel musebbihîn(musebbihîne).
    • فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ
    • (143-144) Eğer o, Allah’ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.

    Sâffât 144 (Mealleri Karşılaştır):

    • Le lebise fî batnihî ila yevmi yub’asûn(yub’asûne).
    • لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
    • (143-144) Eğer o, Allah’ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.

    Sâffât 145 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe nebeznâhu bil arâi ve huve sakîm(sakîmun).
    • ۞ فَنَبَذْنَٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌ
    • Derken biz onu hasta bir hâlde sahile attık.

    Sâffât 146 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve enbetnâ aleyhi şecereten min yaktîn(yaktînin).
    • وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِّن يَقْطِينٍ
    • Üzerine geniş yapraklı bir ağaç bitirdik.

    Sâffât 147 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve erselnâhu ilâ mieti elfin ev yezîdûn(yezidûne).
    • وَأَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ
    • Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik.

    Sâffât 148 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe âmenû fe metta’nâhum ilâ hîn(hînin).
    • فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍ
    • Nihayet onlar iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.

    Sâffât 149 (Mealleri Karşılaştır):

    • Festeftihim e li rabbikel benâtu ve lehumul benûn(benûne).
    • فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ
    • Ey Muhammed! Onlara sor: Kız çocukları Rabbinin de, erkek çocukları onların mı?

    Sâffât 150 (Mealleri Karşılaştır):

    • Em halaknel melâikete inâsen ve hum şâhidûn(şâhidûne).
    • أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِنَٰثًا وَهُمْ شَٰهِدُونَ
    • Yoksa biz melekleri dişi olarak yaratmışız da onlar şahid mi bulunuyorlarmış?

    Sâffât 151 (Mealleri Karşılaştır):

    • E lâ innehum min ifkihim le yekûlûn(yekûlûne).
    • أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ
    • (151-152) İyi bilin ki onlar kendi uydurmaları olarak, “Allah çocuk sahibi oldu” diyorlar. Onlar elbette yalan söylüyorlar.

    Sâffât 152 (Mealleri Karşılaştır):

    • Veledallâhu ve innehum le kâzibûn(kâzibûne).
    • وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ
    • (151-152) İyi bilin ki onlar kendi uydurmaları olarak, “Allah çocuk sahibi oldu” diyorlar. Onlar elbette yalan söylüyorlar.

    Sâffât 153 (Mealleri Karşılaştır):

    • Astafel benâti alel benîn(benîne).
    • أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ
    • Yoksa Allah kızları erkeklere tercih mi etti?

    Sâffât 154 (Mealleri Karşılaştır):

    • Mâ lekum, keyfe tahkumûn(tahkumûne).
    • مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
    • Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz!

    Sâffât 155 (Mealleri Karşılaştır):

    • E fe lâ tezekkerûn(tezekkerûne).
    • أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
    • Hiç düşünmüyor musunuz?

    Sâffât 156 (Mealleri Karşılaştır):

    • Em lekum sultânun mubîn(mubînun).
    • أَمْ لَكُمْ سُلْطَٰنٌ مُّبِينٌ
    • Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?

    Sâffât 157 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe’tû bi kitâbikum in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
    • فَأْتُوا۟ بِكِتَٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
    • Eğer doğru söyleyen kimseler iseniz getirin (bu delili içeren) kitabınızı!

    Sâffât 158 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve cealû beynehu ve beynel cinneti nesebâ(neseben), ve lekad alimetil cinnetu innehum le muhdarûn(muhdarûne).
    • وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًا ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
    • Allah ile cinler arasında da nesep bağı kurdular. Oysa cinler de kendilerinin Allah’ın huzuruna getirileceklerini bilirler.

    Sâffât 159 (Mealleri Karşılaştır):

    • Subhânallâhi ammâ yasifûn(yasifûne).
    • سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
    • Allah, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.

    Sâffât 160 (Mealleri Karşılaştır):

    • İllâ ibâdallâhil muhlasîn(muhlasîne).
    • إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
    • Ancak Allah’ın ihlâslı kulları bunlar gibi değildir.

    Sâffât 161 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe innekum ve mâ ta’budûn(ta’budûne).
    • فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ
    • (161-163) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah’ın yolundan saptırabilirsiniz.

    Sâffât 162 (Mealleri Karşılaştır):

    • Mâ entum aleyhi bi fâtinîn(fâtinîne).
    • مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَٰتِنِينَ
    • (161-163) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah’ın yolundan saptırabilirsiniz.

    Sâffât 163 (Mealleri Karşılaştır):

    • İllâ men huve sâlil cahîm(cahîmi).
    • إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ
    • (161-163) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah’ın yolundan saptırabilirsiniz.

    Sâffât 164 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve mâ minnâ illâ lehu makâmun ma’lûm(ma’lûmun).
    • وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ
    • (Melekler derler ki:) “Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır.”

    Sâffât 165 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve innâ le nahnus sâffûn(sâffûne).
    • وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ
    • “Şüphesiz biz (orada) saf duranlarız.”

    Sâffât 166 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve innâ le nahnul musebbihûn(musebbihûne).
    • وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ
    • “Şüphesiz biz (Allah’ı) tespih edip yüceltenleriz.”

    Sâffât 167 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve in kânû le yekûlûn(yekûlûne).
    • وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ
    • (167-169) Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: “Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk.”

    Sâffât 168 (Mealleri Karşılaştır):

    • Lev enne indenâ zikren minel evvelîn(evvelîne).
    • لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
    • (167-169) Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: “Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk.”

    Sâffât 169 (Mealleri Karşılaştır):

    • Le kunnâ ibâdallâhil muhlasîn(muhlasîne).
    • لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
    • (167-169) Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: “Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk.”

    Sâffât 170 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe keferû bih(bihî), fe sevfe ya’lemûn(ya’lemûne).
    • فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
    • Fakat (kitap gelince) onu inkâr ettiler. Yakında (sonlarının ne olacağını) bilecekler.

    Sâffât 171 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve lekad sebekat kelimetunâ li ibâdinel murselîn(murselîne).
    • وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ
    • Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti:

    Sâffât 172 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnehum le humul mensûrûn(mensûrûne).
    • إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ
    • “Onlara mutlaka yardım edilecektir.”

    Sâffât 173 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve inne cundenâ le humul gâlibûn(gâlibûne).
    • وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَٰلِبُونَ
    • “Şüphesiz ordularımız galip gelecektir.”

    Sâffât 174 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe tevelle anhum hattâ hîn(hînin).
    • فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ
    • O hâlde, bir süreye kadar onlardan yüz çevir

    Sâffât 175 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve ebsirhum fe sevfe yubsirûn(yubsirûne).
    • وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
    • Gözetle onları, yakında onlar da görecekler.

    Sâffât 176 (Mealleri Karşılaştır):

    • E fe bi azâbinâ yesta’cilûn(yesta’cilûne).
    • أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
    • Yoksa onlar azabımızı acele mi istiyorlar?

    Sâffât 177 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe izâ nezele bisâhatihim fe sâe sabâhul munzerîn(munzerîne).
    • فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ
    • Fakat azabımız onların yurtlarına indiğinde, o uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!

    Sâffât 178 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve tevelle anhum hattâ hîn(hînin).
    • وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ
    • Ey Muhammed! Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.

    Sâffât 179 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve ebsir fe sevfe yubsirûn(yubsırûne).
    • وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
    • (Bekle ve) gör. Onlar da yakında görecekler.

    Sâffât 180 (Mealleri Karşılaştır):

    • Subhâne rabbike rabbil izzeti ammâ yasifûn(yasifûne).
    • سُبْحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
    • Senin Rabbin; kudret ve şeref sahibi olan Rab, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.

    Sâffât 181 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve selâmun alel murselîn(murselîne).
    • وَسَلَٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ
    • Peygamberlere selâm olsun.

    Sâffât 182 (Mealleri Karşılaştır):

    • Vel hamdu lillâhi rabbil âlemîn(âlemîne).
    • وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
    • Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.
    Vaktin Çağrısı
    Güncel
    Dini Hayat