• Anasayfa ❭
  • Kuran Meali ❭
  • Nûh  suresi ❭
  • Nûh Suresi, Nûh suresinin anlamı, yazılışı, Türkçe okunuşu ve sesli dinle


    Web Taraycınız bu özelliği desteklemiyor

    Nûh 1 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnâ erselnâ nûhan ilâ kavmihî en enzir kavmeke min kabli en ye’tiyehum azâbun elîm(elîmun).
    • بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ إِنَّآ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦٓ أَنْ أَنذِرْ قَوْمَكَ مِن قَبْلِ أَن يَأْتِيَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
    • Şüphesiz biz Nûh’u, kavmine, “Kendilerine elem dolu bir azap gelmeden önce kavmini uyar” diye peygamber olarak gönderdik.

    Nûh 2 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâle yâ kavmi innî lekum nezîrun mubîn(mubînun).
    • قَالَ يَٰقَوْمِ إِنِّى لَكُمْ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
    • Nûh, şöyle dedi: “Ey kavmim! Şüphesiz, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım.”

    Nûh 3 (Mealleri Karşılaştır):

    • Eni’budûllâhe vettekûhu ve etîûn(etîûni).
    • أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ وَٱتَّقُوهُ وَأَطِيعُونِ
    • (3-4) “Allah’a ibadet edin. O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vakte kadar ertelesin. Şüphesiz, Allah’ın belirlediği vakit gelince ertelenmez. Keşke bilseydiniz.”

    Nûh 4 (Mealleri Karşılaştır):

    • Yagfir lekum min zunûbikum ve yûahhırkum ilâ ecelin musemmâ(musemmen), inne ecelallâhi izâ câe lâ yuahhar(yûahharu), lev kuntum ta’lemûn(ta’lemûne).
    • يَغْفِرْ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى ۚ إِنَّ أَجَلَ ٱللَّهِ إِذَا جَآءَ لَا يُؤَخَّرُ ۖ لَوْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
    • (3-4) “Allah’a ibadet edin. O’na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vakte kadar ertelesin. Şüphesiz, Allah’ın belirlediği vakit gelince ertelenmez. Keşke bilseydiniz.”

    Nûh 5 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâle rabbi innî deavtu kavmî leylen ve nehârâ(nehâran).
    • قَالَ رَبِّ إِنِّى دَعَوْتُ قَوْمِى لَيْلًا وَنَهَارًا
    • Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim.”

    Nûh 6 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe lem yezidhum duâî illâ firârâ(firâran).
    • فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَآءِىٓ إِلَّا فِرَارًا
    • Fakat benim davetim ancak onların kaçışını artırdı.”

    Nûh 7 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve innî kullemâ deavtuhum li tagfire lehum cealû esâbiahum fî âzânihim vestagşev siyâbehum ve esarrû vestekberûstikbârâ(vestekberûstikbâran).
    • وَإِنِّى كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُوٓا۟ أَصَٰبِعَهُمْ فِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَٱسْتَغْشَوْا۟ ثِيَابَهُمْ وَأَصَرُّوا۟ وَٱسْتَكْبَرُوا۟ ٱسْتِكْبَارًا
    • “Kuşkusuz sen onları bağışlayasın diye kendilerini her davet edişimde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, inanmamakta direndiler ve büyük bir kibir gösterdiler.”

    Nûh 8 (Mealleri Karşılaştır):

    • Summe innî deavtuhum cihârâ(cihâran).
    • ثُمَّ إِنِّى دَعَوْتُهُمْ جِهَارًا
    • “Sonra ben onları açık açık davet ettim.”

    Nûh 9 (Mealleri Karşılaştır):

    • Summe innî a’lentu lehum ve esrartu lehum isrârâ(isrâran).
    • ثُمَّ إِنِّىٓ أَعْلَنتُ لَهُمْ وَأَسْرَرْتُ لَهُمْ إِسْرَارًا
    • “Sonra, onlarla hem açıktan açığa, hem de gizli gizli konuştum.”

    Nûh 10 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe kul tustagfırû rabbekum innehu kâne gaffârâ(gaffâran).
    • فَقُلْتُ ٱسْتَغْفِرُوا۟ رَبَّكُمْ إِنَّهُۥ كَانَ غَفَّارًا
    • “Dedim ki: ‘Rabbinizden bağışlama dileyin; çünkü O, çok bağışlayıcıdır.’

    Nûh 11 (Mealleri Karşılaştır):

    • Yursilis semâe aleykum midrârâ(midrâren).
    • يُرْسِلِ ٱلسَّمَآءَ عَلَيْكُم مِّدْرَارًا
    • ‘(Bağışlama dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin.’

    Nûh 12 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve yumdidkum biemvâlin ve benîne ve yec’al lekum cennâtin ve yec’al lekum enhârâ(enhâren).
    • وَيُمْدِدْكُم بِأَمْوَٰلٍ وَبَنِينَ وَيَجْعَل لَّكُمْ جَنَّٰتٍ وَيَجْعَل لَّكُمْ أَنْهَٰرًا
    • ‘Sizi mallarla, oğullarla desteklesin ve sizin için bahçeler var etsin, sizin için ırmaklar var etsin.’

    Nûh 13 (Mealleri Karşılaştır):

    • Mâ lekum lâ tercûne lillâhi vekârâ(vekâren).
    • مَّا لَكُمْ لَا تَرْجُونَ لِلَّهِ وَقَارًا
    • ‘Size ne oluyor da Allah için bir vakar (saygınlık, büyüklük) ummuyorsunuz?’

    Nûh 14 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve kad halakakum etvârâ(etvâren).
    • وَقَدْ خَلَقَكُمْ أَطْوَارًا
    • ‘Hâlbuki, O, sizi evrelerden geçirerek yaratmıştır.’

    Nûh 15 (Mealleri Karşılaştır):

    • E lem terev keyfe halakallâhu seb’a semâvâtin tıbâkâ(tıbâkan).
    • أَلَمْ تَرَوْا۟ كَيْفَ خَلَقَ ٱللَّهُ سَبْعَ سَمَٰوَٰتٍ طِبَاقًا
    • ‘Görmediniz mi, Allah yedi göğü tabaka tabaka nasıl yaratmıştır?’

    Nûh 16 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve cealel kamere fîhinne nûren ve cealeş şemse sirâcâ(sirâcen).
    • وَجَعَلَ ٱلْقَمَرَ فِيهِنَّ نُورًا وَجَعَلَ ٱلشَّمْسَ سِرَاجًا
    • ‘Onların içinde nasıl ayı, bir ışık, güneşi de bir kandil yapmıştır?’

    Nûh 17 (Mealleri Karşılaştır):

    • Vallâhu enbetekum minel ardı nebâtâ(nebâten).
    • وَٱللَّهُ أَنۢبَتَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ نَبَاتًا
    • ‘Allah, sizi (babanız Âdem’i) yerden (bitki bitirir gibi) bitirdi (yarattı.)’

    Nûh 18 (Mealleri Karşılaştır):

    • Summe yuîdukum fîhâ ve yuhricukum ihrâcâ(ihrâcen).
    • ثُمَّ يُعِيدُكُمْ فِيهَا وَيُخْرِجُكُمْ إِخْرَاجًا
    • ‘Sonra sizi yine oraya döndürecek ve kesinlikle sizi (yeniden) çıkaracaktır.’

    Nûh 19 (Mealleri Karşılaştır):

    • Vallâhu ceale lekumul arda bisâtâ(bisâtan).
    • وَٱللَّهُ جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ بِسَاطًا
    • (19-20) ‘Allah, yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır ki, oradaki geniş yollarda yürüyesiniz.”

    Nûh 20 (Mealleri Karşılaştır):

    • Li teslukû minhâ subulen ficâcâ(ficâcen).
    • لِّتَسْلُكُوا۟ مِنْهَا سُبُلًا فِجَاجًا
    • (19-20) ‘Allah, yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır ki, oradaki geniş yollarda yürüyesiniz.”

    Nûh 21 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâle nûhun rabbi innehum asavnî vettebeû men lem yezidhu mâluhu ve veleduhû illâ hasârâ(hasâran).
    • قَالَ نُوحٌ رَّبِّ إِنَّهُمْ عَصَوْنِى وَٱتَّبَعُوا۟ مَن لَّمْ يَزِدْهُ مَالُهُۥ وَوَلَدُهُۥٓ إِلَّا خَسَارًا
    • Nûh, dedi ki: “Rabbim! Gerçekten onlar bana karşı geldiler, malı ve çocuğu ancak kendi hüsranını artıran kimselere uydular.”

    Nûh 22 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve mekerû mekren kubbârâ(kubbâren).
    • وَمَكَرُوا۟ مَكْرًا كُبَّارًا
    • “Bunlar da, çok büyük bir tuzak kurdular.”

    Nûh 23 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve kâlû lâ tezerunne âlihetekum ve lâ tezerrunne vedden ve lâ suvâan ve lâ yegûse ve yeûka ve nesrâ(nesren).
    • وَقَالُوا۟ لَا تَذَرُنَّ ءَالِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَدًّا وَلَا سُوَاعًا وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًا
    • “Şöyle dediler: ‘Sakın ilâhlarınızı bırakmayın. Hele hele Vedd’i, Süvâ’ı, Yeğûs’u, Ye’ûk’u ve Nesr’i hiç bırakmayın.”

    Nûh 24 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve kad edallû kesîrâ(kesîren), ve lâ tezidiz zâlimîne illâ dalâlâ(dalâlen).
    • وَقَدْ أَضَلُّوا۟ كَثِيرًا ۖ وَلَا تَزِدِ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا ضَلَٰلًا
    • “Onlar gerçekten birçoklarını saptırdılar. (Rabbim!) Sen de bu zalimlerin sadece sapıklıklarını artır.”

    Nûh 25 (Mealleri Karşılaştır):

    • Mimmâ hatîâtihim ugrikû fe udhılû nâran fe lem yecıdû lehum min dûnillâhi ensârâ(ensâren).
    • مِّمَّا خَطِيٓـَٰٔتِهِمْ أُغْرِقُوا۟ فَأُدْخِلُوا۟ نَارًا فَلَمْ يَجِدُوا۟ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ أَنصَارًا
    • Hataları (küfür ve isyanları) yüzünden suda boğuldular ve cehenneme sokuldular da kendileri için Allah’tan başka yardımcılar bulamadılar.

    Nûh 26 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve kâle nûhun rabbi lâ tezer alel ardı minel kâfirîne deyyârâ(deyyâren).
    • وَقَالَ نُوحٌ رَّبِّ لَا تَذَرْ عَلَى ٱلْأَرْضِ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ دَيَّارًا
    • Nûh, şöyle dedi: “Ey Rabbim! Kâfirlerden hiç kimseyi yeryüzünde bırakma!”

    Nûh 27 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnneke in tezerhum yudıllû ıbâdeke ve lâ yelidû illâ fâciren keffârâ(keffâre).
    • إِنَّكَ إِن تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا۟ عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُوٓا۟ إِلَّا فَاجِرًا كَفَّارًا
    • “Çünkü sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar; sadece ahlâksız ve kâfir kimseler yetiştirirler.”

    Nûh 28 (Mealleri Karşılaştır):

    • Rabbigfirlî ve li vâlideyye ve li men dehale beytiye mu’minen ve lil mu’minîne vel mu’minât(mu’minâti) ve lâ tezidiz zâlimîne illâ tebârâ(tebâren).
    • رَّبِّ ٱغْفِرْ لِى وَلِوَٰلِدَىَّ وَلِمَن دَخَلَ بَيْتِىَ مُؤْمِنًا وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتِ وَلَا تَزِدِ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا تَبَارًۢا
    • “Rabbim! Beni, ana babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlerin de ancak helâkini arttır.”
    Vaktin Çağrısı
    Ramazan Bayramı
    Güncel
    Dini Hayat