• Anasayfa ❭
  • Kuran Meali ❭
  • Duhan suresi ❭
  • Duhan Suresi, Duhan suresinin anlamı, yazılışı, Türkçe okunuşu ve sesli dinle


    Web Taraycınız bu özelliği desteklemiyor

    Duhan 1 (Mealleri Karşılaştır):

    • Hâ mîm.
    • بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ حمٓ
    • Hâ Mîm.

    Duhan 2 (Mealleri Karşılaştır):

    • Vel kitâbil mubîn(mubîni).
    • وَٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ
    • (2-3) Apaçık olan Kitab’a andolsun ki, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız.

    Duhan 3 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnâ enzelnâhu fî leyletin mubâreketin innâ kunnâ munzirîn(munzirîne).
    • إِنَّآ أَنزَلْنَٰهُ فِى لَيْلَةٍ مُّبَٰرَكَةٍ ۚ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ
    • (2-3) Apaçık olan Kitab’a andolsun ki, biz onu mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz biz insanları uyarmaktayız.

    Duhan 4 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fihâ yufreku kullu emrin hakîm(hakîmin).
    • فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ
    • (4-7) Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

    Duhan 5 (Mealleri Karşılaştır):

    • Emren min indinâ innâ kunnâ mursilîn(mursilîne).
    • أَمْرًا مِّنْ عِندِنَآ ۚ إِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ
    • (4-7) Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

    Duhan 6 (Mealleri Karşılaştır):

    • Rahmeten min rabbik(rabbike), innehu huves semîul alîm(alîmu).
    • رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
    • (4-7) Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

    Duhan 7 (Mealleri Karşılaştır):

    • Rabbis semâvâti vel ardı ve mâ beynehumâ, in kuntum mûkinîn(mûkinîne).
    • رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
    • (4-7) Katımızdan bir emirle her hikmetli iş o gecede ayırt edilir. Eğer kesin olarak inanıyorsanız, Rabbinden; göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbinden bir rahmet olarak biz peygamberler göndermekteyiz. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.

    Duhan 8 (Mealleri Karşılaştır):

    • Lâ ilâhe illâ huve yuhyî ve yumît(yumîtu), rabbukumve rabbu âbâikumul evvelîn(evvelîne).
    • لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ ۖ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
    • O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Yaşatır, öldürür. O, sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir.

    Duhan 9 (Mealleri Karşılaştır):

    • Bel hum fî şekkin yel’abûn(yel’abûne).
    • بَلْ هُمْ فِى شَكٍّ يَلْعَبُونَ
    • Fakat onlar, şüphe içinde eğlenip duruyorlar.

    Duhan 10 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fertekib yevme te’tîs semâu bi duhânin mubîn(mubînin).
    • فَٱرْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِى ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانٍ مُّبِينٍ
    • Göğün açık bir duman getireceği günü bekle.

    Duhan 11 (Mealleri Karşılaştır):

    • Yagşân nâs(nâse), hâzâ azâbun elîm(elîmun).
    • يَغْشَى ٱلنَّاسَ ۖ هَٰذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ
    • (O duman) insanları bürür. Bu, elem dolu bir azaptır.

    Duhan 12 (Mealleri Karşılaştır):

    • Rabbenekşif annel azâbe innâ mû’minûn(mû’minûne).
    • رَّبَّنَا ٱكْشِفْ عَنَّا ٱلْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ
    • İnsanlar, “Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır, çünkü biz artık inanıyoruz” derler.

    Duhan 13 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ennâ lehumuz zikrâ ve kad câehum resûlun mubîn(mubînun).
    • أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكْرَىٰ وَقَدْ جَآءَهُمْ رَسُولٌ مُّبِينٌ
    • Nerede onlarda öğüt almak?! Oysa kendilerine (gerçeği) açıklayan bir peygamber gelmişti.

    Duhan 14 (Mealleri Karşılaştır):

    • Summe tevellev anhu ve kâlû muallemun mecnûn(mecnûnun).
    • ثُمَّ تَوَلَّوْا۟ عَنْهُ وَقَالُوا۟ مُعَلَّمٌ مَّجْنُونٌ
    • Sonra ondan yüz çevirdiler ve “Bu bir öğretilmiş, bu bir deli!” dediler.

    Duhan 15 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnâ kâşifûl azâbi kalîlen innekum âidûn(âidûne).
    • إِنَّا كَاشِفُوا۟ ٱلْعَذَابِ قَلِيلًا ۚ إِنَّكُمْ عَآئِدُونَ
    • Biz bu azabı kısa bir süre kaldıracağız, siz de yine eski hâlinize döneceksiniz.

    Duhan 16 (Mealleri Karşılaştır):

    • Yevme nebtışul batşetel kubrâ innâ muntekimûn(muntekimûne).
    • يَوْمَ نَبْطِشُ ٱلْبَطْشَةَ ٱلْكُبْرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ
    • Onları o en şiddetli yakalayışla yakalayacağımız günü hatırla. Şüphesiz biz öcümüzü alırız.

    Duhan 17 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve lekad fetennâ kablehum kavme fir’avne ve câehum resûlun kerîm(kerîmun).
    • ۞ وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَآءَهُمْ رَسُولٌ كَرِيمٌ
    • Andolsun, onlardan önce Firavun kavmini sınamıştık. Onlara değerli bir peygamber (Mûsâ) gelmişti.

    Duhan 18 (Mealleri Karşılaştır):

    • En eddû ileyye ibâdallâh(ibâdallâhi), innî lekum resûlun emîn(emînun).
    • أَنْ أَدُّوٓا۟ إِلَىَّ عِبَادَ ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ
    • O, şöyle demişti: “Allah’ın kullarını (esaret altındaki İsrailoğullarını) bana teslim edin. Çünkü ben güvenilir bir peygamberim.”

    Duhan 19 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve en lâ ta’lû alâllâh(alâllâhi), innîâtîkum bi sultânin mubîn(mubînin).
    • وَأَن لَّا تَعْلُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّىٓ ءَاتِيكُم بِسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ
    • “Allah’a karşı ululuk taslamayın. Çünkü ben size apaçık bir delil (mucize) getiriyorum.”

    Duhan 20 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve innî uztu bi rabbî ve rabbikumen tercumûni.
    • وَإِنِّى عُذْتُ بِرَبِّى وَرَبِّكُمْ أَن تَرْجُمُونِ
    • “Şüphesiz ki ben, beni taşlamanızdan, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a sığındım.”

    Duhan 21 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve in lem tû’minû lî fa’tezilûni.
    • وَإِن لَّمْ تُؤْمِنُوا۟ لِى فَٱعْتَزِلُونِ
    • “Bana inanmadınızsa benden uzak durun.”

    Duhan 22 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe deâ rabbehû enne hâulâi kavmun mucrimûn(mucrimûne).
    • فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌ مُّجْرِمُونَ
    • Sonra Mûsâ, Rabbine, “Bunlar günahkâr bir toplumdur” diye seslendi.

    Duhan 23 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe esri bi ibâdî leylen innekum muttebeûn(muttebeûne).
    • فَأَسْرِ بِعِبَادِى لَيْلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
    • Allah da şöyle dedi: “O hâlde kullarımı geceleyin yola çıkar, çünkü takip edileceksiniz.”

    Duhan 24 (Mealleri Karşılaştır):

    • Vetrukil bahre rehvâ(rehven), innehum cundun mugrekûn(mugrekûne).
    • وَٱتْرُكِ ٱلْبَحْرَ رَهْوًا ۖ إِنَّهُمْ جُندٌ مُّغْرَقُونَ
    • “Denizi açık hâlde bırak.” Çünkü onlar boğulacak bir ordudur.

    Duhan 25 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kem terekû min cennâtin ve uyûn(uyûnin).
    • كَمْ تَرَكُوا۟ مِن جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
    • Onlar geride nice bahçeler, nice pınarlar bıraktılar.

    Duhan 26 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve zurûin ve makâmin kerîm(kerîmin).
    • وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ
    • Nice ekinler, nice güzel konaklar!

    Duhan 27 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve na’metin kânû fîhâ fâkihîn(fâkihîne).
    • وَنَعْمَةٍ كَانُوا۟ فِيهَا فَٰكِهِينَ
    • Zevk ve sefasını sürdükleri nice nimetler!

    Duhan 28 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kezâlik(kezâlike), ve evresnâhâ kavmen âharîn(âharîne).
    • كَذَٰلِكَ ۖ وَأَوْرَثْنَٰهَا قَوْمًا ءَاخَرِينَ
    • İşte böyle! Onları başka bir topluma miras bıraktık.

    Duhan 29 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe mâ beket aleyhimus semâu vel ardu ve mâ kânû munzarîn(munzarîne).
    • فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ وَمَا كَانُوا۟ مُنظَرِينَ
    • Gök ve yer onların ardından ağlamadı; onlara mühlet de verilmedi.

    Duhan 30 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve lekad necceynâ benî isrâîle minel azâbil muhîn(muhîni).
    • وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ مِنَ ٱلْعَذَابِ ٱلْمُهِينِ
    • (30-31) Andolsun, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan; Firavun’dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.

    Duhan 31 (Mealleri Karşılaştır):

    • Min fir’avn(fir’avne), innehu kâne âliyen minel musrifîn(musrifîne).
    • مِن فِرْعَوْنَ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيًا مِّنَ ٱلْمُسْرِفِينَ
    • (30-31) Andolsun, İsrailoğullarını o alçaltıcı azaptan; Firavun’dan kurtardık. Çünkü o, haddi aşanlardan bir zorba idi.

    Duhan 32 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve lekadihternâhum alâ ilmin alel âlemîn(âlemîne).
    • وَلَقَدِ ٱخْتَرْنَٰهُمْ عَلَىٰ عِلْمٍ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ
    • Andolsun, onları, bir bilgi üzerine (dönemlerinde) âlemlere üstün kıldık.

    Duhan 33 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve âteynâhum minel âyâti mâ fîhi belâun mubîn(mubînun).
    • وَءَاتَيْنَٰهُم مِّنَ ٱلْءَايَٰتِ مَا فِيهِ بَلَٰٓؤٌا۟ مُّبِينٌ
    • Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan mûcizeler verdik.

    Duhan 34 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnne hâulâi le yekûlûn(yekûlûne).
    • إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ
    • (34-35) Bunlar (müşrikler) diyorlar ki: “İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz.”

    Duhan 35 (Mealleri Karşılaştır):

    • İn hiye illâ mevtetunel ûlâve mâ nahnu bi munşerîn(munşerîne).
    • إِنْ هِىَ إِلَّا مَوْتَتُنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُنشَرِينَ
    • (34-35) Bunlar (müşrikler) diyorlar ki: “İlk ölümümüzden başka bir ölüm yoktur. Biz diriltilecek değiliz.”

    Duhan 36 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe’tû bi âbâinâ in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
    • فَأْتُوا۟ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
    • “Eğer doğru söyleyenler iseniz atalarımızı getirin.”

    Duhan 37 (Mealleri Karşılaştır):

    • E hum hayrun em kavmu tubbein vellezîne min kablihim, ehleknâhum innehum kânû mucrimîn(mucrimîne).
    • أَهُمْ خَيْرٌ أَمْ قَوْمُ تُبَّعٍ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ أَهْلَكْنَٰهُمْ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ مُجْرِمِينَ
    • Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba’ kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları helâk ettik. Çünkü onlar suçlu kimselerdi.

    Duhan 38 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve mâ halaknes semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ lâibîn(lâibîne).
    • وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَٰعِبِينَ
    • Biz, gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, eğlenmek için yaratmadık.

    Duhan 39 (Mealleri Karşılaştır):

    • Mâ halaknâhumâ illâ bil hakkı ve lâkinne ekserehum lâ ya’lemûn(ya’lemûne).
    • مَا خَلَقْنَٰهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
    • Biz onları ancak hak ve hikmete uygun olarak yarattık. Ama onların çoğu bilmiyorlar.

    Duhan 40 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnne yevmel faslı mîkâtuhum ecmaîn(ecmaîne).
    • إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ مِيقَٰتُهُمْ أَجْمَعِينَ
    • Şüphesiz, hüküm günü, hepsinin bir arada buluşacağı zamandır.

    Duhan 41 (Mealleri Karşılaştır):

    • Yevme lâ yugnî mevlen an mevlen şey’en ve lâ hum yunsarûn(yunsarûne).
    • يَوْمَ لَا يُغْنِى مَوْلًى عَن مَّوْلًى شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
    • O gün dostun dosta hiçbir faydası olmaz. Kendilerine yardım da edilmez.

    Duhan 42 (Mealleri Karşılaştır):

    • İllâ men rahimallâh(rahimallâhu), innehu huvel azîzur rahîm(rahîmu).
    • إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
    • Yalnız, Allah’ın yardım ettiği kimseler bunların dışındadır. Şüphesiz O, mutlak güç sahibidir, çok merhamet edendir.

    Duhan 43 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnne şeceretez zakkûm(zakkûmi).
    • إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ
    • (43-44) Şüphesiz, zakkum ağacı, günahkârların yemeğidir.

    Duhan 44 (Mealleri Karşılaştır):

    • Taâmul esîm(esîmi).
    • طَعَامُ ٱلْأَثِيمِ
    • (43-44) Şüphesiz, zakkum ağacı, günahkârların yemeğidir.

    Duhan 45 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kel muhl(muhli), yaglî fîl butûn(butûni).
    • كَٱلْمُهْلِ يَغْلِى فِى ٱلْبُطُونِ
    • (45-46) O, maden eriyiği gibidir. Kaynar suyun kaynaması gibi karınlarda kaynar.

    Duhan 46 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ke galyil hamîm(hamîmi).
    • كَغَلْىِ ٱلْحَمِيمِ
    • (45-46) O, maden eriyiği gibidir. Kaynar suyun kaynaması gibi karınlarda kaynar.

    Duhan 47 (Mealleri Karşılaştır):

    • Huzûhu fa’tilûhu ilâ sevâil cahîm(cahîmi).
    • خُذُوهُ فَٱعْتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ
    • (Allah, görevli meleklere şöyle der:) “Tutun onu, cehennemin ortasına sürükleyin.”

    Duhan 48 (Mealleri Karşılaştır):

    • Summe subbû fevka re’sihî min azâbil hamîm(hamîmi).
    • ثُمَّ صُبُّوا۟ فَوْقَ رَأْسِهِۦ مِنْ عَذَابِ ٱلْحَمِيمِ
    • “Sonra başının üstüne kaynar su azabından dökün.”

    Duhan 49 (Mealleri Karşılaştır):

    • Zuk, inneke entel azîzul kerîm(kerîmu).
    • ذُقْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْكَرِيمُ
    • (Deyin ki:) “Tat bakalım! Hani sen güçlüydün, şerefliydin!?”

    Duhan 50 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnne hâzâ mâ kuntum bihî temterûn(temterûne).
    • إِنَّ هَٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمْتَرُونَ
    • “İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir!”

    Duhan 51 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnel muttekîne fî makâmin emîn(emînin).
    • إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى مَقَامٍ أَمِينٍ
    • Allah’a karşı gelmekten sakınanlar ise güvenli bir yerdedirler.

    Duhan 52 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fî cennâtin ve uyûn(uyûnin).
    • فِى جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
    • Bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.

    Duhan 53 (Mealleri Karşılaştır):

    • Yelbesûne min sundusin ve istebrakın mutekâbilîn(mutekâbilîne).
    • يَلْبَسُونَ مِن سُندُسٍ وَإِسْتَبْرَقٍ مُّتَقَٰبِلِينَ
    • İnce ipekten ve parlak atlastan elbiseler giyinerek karşılıklı otururlar.

    Duhan 54 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kezâlik(kezâlike), ve zevvecnâhum bi hûrin în(înin).
    • كَذَٰلِكَ وَزَوَّجْنَٰهُم بِحُورٍ عِينٍ
    • İşte böyle. Ayrıca onları iri siyah gözlü hurilerle evlendirmişizdir.

    Duhan 55 (Mealleri Karşılaştır):

    • Yed’ûne fîhâ bi kulli fâkihetin âminîn(âminîne).
    • يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ
    • Orada güven içinde her türlü meyveyi isterler.

    Duhan 56 (Mealleri Karşılaştır):

    • Lâ yezûkûne fîhel mevte illel mevtetel ûlâ, ve vekâhum azâbel cahîm(cahîmi).
    • لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلْمَوْتَ إِلَّا ٱلْمَوْتَةَ ٱلْأُولَىٰ ۖ وَوَقَىٰهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ
    • Orada ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Allah, onları cehennem azabından korumuştur.

    Duhan 57 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fadlen min rabbik(rabbike), zâlike huvel fevzul azîm(azîmu).
    • فَضْلًا مِّن رَّبِّكَ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
    • Bunlar, Rabbinden bir lütuf olarak verilmiştir. İşte bu büyük başarıdır.

    Duhan 58 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe innemâ yessernâhu bi lisânike leallehum yetezekkerûn(yetezekkerûne).
    • فَإِنَّمَا يَسَّرْنَٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
    • (Ey Muhammed!) Biz Onu (Kur’an’ı) senin dilinle kolaylaştırdık ki, düşünüp öğüt alsınlar.

    Duhan 59 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fertekib innehum murtekıbûn(murtekibûne).
    • فَٱرْتَقِبْ إِنَّهُم مُّرْتَقِبُونَ
    • Artık sen (onların başına gelecekleri) bekle; onlar da beklemektedirler.
    Vaktin Çağrısı
    Güncel
    Dini Hayat