• Anasayfa ❭
  • Kuran Meali ❭
  • Zâriyât  suresi ❭
  • Zâriyât Suresi, Zâriyât suresinin anlamı, yazılışı, Türkçe okunuşu ve sesli dinle


    Web Taraycınız bu özelliği desteklemiyor

    Zâriyât 1 (Mealleri Karşılaştır):

    • Vez zâriyâti zerven.
    • بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلذَّٰرِيَٰتِ ذَرْوًا
    • (1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

    Zâriyât 2 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fel hâmilâti vırken.
    • فَٱلْحَٰمِلَٰتِ وِقْرًا
    • (1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

    Zâriyât 3 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fel câriyâti yusren.
    • فَٱلْجَٰرِيَٰتِ يُسْرًا
    • (1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

    Zâriyât 4 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fel mukassimâti.
    • فَٱلْمُقَسِّمَٰتِ أَمْرًا
    • (1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

    Zâriyât 5 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnemâ tûadûne le sâdikûn.
    • إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌ
    • (1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

    Zâriyât 6 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve inned dîne le vâkıu(vâkıun).
    • وَإِنَّ ٱلدِّينَ لَوَٰقِعٌ
    • (1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.

    Zâriyât 7 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ves semâi zâtil hubuki.
    • وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلْحُبُكِ
    • (7-8) Yollara (yıldızların dolaştığı yörüngelere) sahip göğe andolsun ki, muhakkak siz, (peygamber hakkında) çelişkili sözler söylüyorsunuz.

    Zâriyât 8 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnekum le fî kavlin muhtelifin.
    • إِنَّكُمْ لَفِى قَوْلٍ مُّخْتَلِفٍ
    • (7-8) Yollara (yıldızların dolaştığı yörüngelere) sahip göğe andolsun ki, muhakkak siz, (peygamber hakkında) çelişkili sözler söylüyorsunuz.

    Zâriyât 9 (Mealleri Karşılaştır):

    • Yû’feku anhu men ufik(ufike).
    • يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ
    • Ondan (Peygamber’den) çevrilen çevrilir.

    Zâriyât 10 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kutilel harrâsûne.
    • قُتِلَ ٱلْخَرَّٰصُونَ
    • (10-11) Cehalet içinde gaflete dalmış olan (ve “Muhammed şairdir, delidir” diyen) yalancılar kahrolsun!

    Zâriyât 11 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ellezîne hum fî gamretin sâhûne.
    • ٱلَّذِينَ هُمْ فِى غَمْرَةٍ سَاهُونَ
    • (10-11) Cehalet içinde gaflete dalmış olan (ve “Muhammed şairdir, delidir” diyen) yalancılar kahrolsun!

    Zâriyât 12 (Mealleri Karşılaştır):

    • Yes’elûne eyyâne yevmud dîn(dîni).
    • يَسْـَٔلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلدِّينِ
    • “Ceza günü ne zaman?” diye sorarlar.

    Zâriyât 13 (Mealleri Karşılaştır):

    • Yevme hum alen nâri yuftenûne.
    • يَوْمَ هُمْ عَلَى ٱلنَّارِ يُفْتَنُونَ
    • (13-14) Ateş üzerinde azaba uğratılacakları gün (görevli melekler onlara şöyle der): “Azabınızı tadın! İşte acele isteyip durduğunuz şey budur.”

    Zâriyât 14 (Mealleri Karşılaştır):

    • Zûkû fitnetekum, hâzellezî kuntum bihî testa’cilûn(testa’cilûne).
    • ذُوقُوا۟ فِتْنَتَكُمْ هَٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَسْتَعْجِلُونَ
    • (13-14) Ateş üzerinde azaba uğratılacakları gün (görevli melekler onlara şöyle der): “Azabınızı tadın! İşte acele isteyip durduğunuz şey budur.”

    Zâriyât 15 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnel muttekîne fî cennâtin ve uyûnin.
    • إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
    • (15-16) Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği şeyleri alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunurlar. Şüphesiz onlar bundan önce iyilik yapan kimselerdi.

    Zâriyât 16 (Mealleri Karşılaştır):

    • Âhizîne mâ âtâhum rabbuhum, innehum kânû kable zâlike muhsinîn(muhsinîne).
    • ءَاخِذِينَ مَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُحْسِنِينَ
    • (15-16) Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği şeyleri alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunurlar. Şüphesiz onlar bundan önce iyilik yapan kimselerdi.

    Zâriyât 17 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kânû kalîlen minel leyli mâ yehceûn(yehceûne).
    • كَانُوا۟ قَلِيلًا مِّنَ ٱلَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ
    • Geceleri pek az uyurlardı.

    Zâriyât 18 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve bil eshârihum yestağfirûne.
    • وَبِٱلْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ
    • Seherlerde bağışlama dilerlerdi.

    Zâriyât 19 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve fî emvâlihim hakkun lis sâili vel mahrûmi.
    • وَفِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّ لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ
    • Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı isteyemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardır.

    Zâriyât 20 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve fîl ardı âyâtun lil mûkınîne.
    • وَفِى ٱلْأَرْضِ ءَايَٰتٌ لِّلْمُوقِنِينَ
    • (20-21) Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinizde birçok alametler vardır. Hâlâ görmüyor musunuz?

    Zâriyât 21 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve fî enfusikum, e fe lâ tubsirûn(tubsirûne).
    • وَفِىٓ أَنفُسِكُمْ ۚ أَفَلَا تُبْصِرُونَ
    • (20-21) Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinizde birçok alametler vardır. Hâlâ görmüyor musunuz?

    Zâriyât 22 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve fîs semâi rızkukum ve mâ tûadûn(tûadûne).
    • وَفِى ٱلسَّمَآءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ
    • Gökte rızkınız ve size vaad olunan şeyler vardır.

    Zâriyât 23 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe ve rabbis semâi vel ardı innehu le hakkun misle mâ ennekum tentıkûn(tentıkûne).
    • فَوَرَبِّ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِنَّهُۥ لَحَقٌّ مِّثْلَ مَآ أَنَّكُمْ تَنطِقُونَ
    • Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki o (size va’dolunanlar), sizin konuşmanız gibi gerçektir.

    Zâriyât 24 (Mealleri Karşılaştır):

    • Hel etâke hadîsu dayfi ibrâhîmel mukremîn(mukremîne).
    • هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ ٱلْمُكْرَمِينَ
    • (Ey Muhammed!) İbrahim’in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi?

    Zâriyât 25 (Mealleri Karşılaştır):

    • İz dehalû aleyhi fe kâlû selâmâ(selâmen), kâle selâm(selâmun), kavmun munkerûn(munkerûne).
    • إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًا ۖ قَالَ سَلَٰمٌ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ
    • Hani onlar, İbrahim’in yanına varmışlar ve “Selâm olsun sana!” demişlerdi. O da “Size de selâm olsun.” demiş, “Bunlar tanınmamış (yabancı) kimseler” (diye düşünmüştü).

    Zâriyât 26 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe râga ilâ ehlihî fe câe bi iclin semînin.
    • فَرَاغَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ فَجَآءَ بِعِجْلٍ سَمِينٍ
    • Hissettirmeden ailesinin yanına gidip, (pişirilmiş) semiz bir buzağı getirdi.

    Zâriyât 27 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe karrebehû ileyhim kâle e lâ te’kulûn(te’kulûne).
    • فَقَرَّبَهُۥٓ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
    • Onu önlerine koydu. “Yemez misiniz?” dedi.

    Zâriyât 28 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe evcese minhum hîfeh(hîfeten), kâlû lâ tehaf, ve beşşerûhu bi gulâmin alîm(alîmin).
    • فَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً ۖ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ ۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٍ
    • (Yemediklerini görünce) onlardan İbrahim’in içine bir korku düştü. Onlar, “korkma” dediler ve onu bilgin bir oğul ile müjdelediler.

    Zâriyât 29 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe akbeletimreetuhu fî sarretin fe sakket vechehâ ve kâlet acûzun akîmun.
    • فَأَقْبَلَتِ ٱمْرَأَتُهُۥ فِى صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌ
    • Bunun üzerine karısı bir çığlık kopararak yönelip elini yüzüne vurdu. “Ben kısır bir kocakarıyım (nasıl çocuğum olabilir?)” dedi.

    Zâriyât 30 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâlû kezâliki kâle rabbuk(rabbuki), innehu huvel hakîmul alîmu.
    • قَالُوا۟ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْعَلِيمُ
    • Onlar dediler ki: “Rabbin böyle buyurdu. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.”

    Zâriyât 31 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâle fe mâ hatbukum eyyuhel murselûn(murselûne).
    • ۞ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ
    • İbrahim, onlara: “O hâlde asıl işiniz nedir ey elçiler?” dedi.

    Zâriyât 32 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâlû innâ ursilnâ ilâ kavmin mucrimîne.
    • قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ
    • (32-34) Onlar şöyle dediler: “Biz suçlu bir kavme (Lût’un kavmine), üzerlerine çamurdan, pişirilmiş ve Rabbinin katında haddi aşanlar için belirlenmiş taşlar yağdırmak için gönderildik.”

    Zâriyât 33 (Mealleri Karşılaştır):

    • Li nursile aleyhim hıcâreten min tînin.
    • لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن طِينٍ
    • (32-34) Onlar şöyle dediler: “Biz suçlu bir kavme (Lût’un kavmine), üzerlerine çamurdan, pişirilmiş ve Rabbinin katında haddi aşanlar için belirlenmiş taşlar yağdırmak için gönderildik.”

    Zâriyât 34 (Mealleri Karşılaştır):

    • Musevvemeten inde rabbike lil musrifîn(musrifîne).
    • مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ
    • (32-34) Onlar şöyle dediler: “Biz suçlu bir kavme (Lût’un kavmine), üzerlerine çamurdan, pişirilmiş ve Rabbinin katında haddi aşanlar için belirlenmiş taşlar yağdırmak için gönderildik.”

    Zâriyât 35 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe ahrecnâ men kâne fîhâ minel mû’minîn(mû’minîne).
    • فَأَخْرَجْنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
    • Orada (Lût’un yöresinde) bulunan mü’minleri çıkardık.

    Zâriyât 36 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe mâ vecednâ fîhâ gayre beytin minel muslimîn(muslimîne).
    • فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِّنَ ٱلْمُسْلِمِينَ
    • Zaten orada bir ev halkından başka müslüman bulamadık.

    Zâriyât 37 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve tereknâ fîhâ âyeten lillezîne yahâfûnel azâbel elîm(elîme).
    • وَتَرَكْنَا فِيهَآ ءَايَةً لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ
    • Orada, elem dolu azaptan korkacaklar için bir ibret bıraktık.

    Zâriyât 38 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve fî mûsâ iz erselnâhu ilâ fir’avne bi sultânin mubînin.
    • وَفِى مُوسَىٰٓ إِذْ أَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ
    • Mûsâ kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu açık bir delil ile Firavun’a göndermiştik.

    Zâriyât 39 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe tevellâ bi ruknihî ve kâle sâhırun ev mecnûnun.
    • فَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِۦ وَقَالَ سَٰحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ
    • O ise kuvvetine güvenerek yüz çevirdi ve “Bu bir büyücü veya delidir” dedi.

    Zâriyât 40 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe ehaznâhu ve cunûdehu fe nebeznâhum fîl yemmi ve huve mulîm(mulîmun).
    • فَأَخَذْنَٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذْنَٰهُمْ فِى ٱلْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ
    • Bunun üzerine biz de kendisini ve ordularını yakalayıp denize attık. O ise (pişman olmuş), kendini kınıyordu.

    Zâriyât 41 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve fî âdin iz erselnâ aleyhimur rîhal akîm(akîme).
    • وَفِى عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلرِّيحَ ٱلْعَقِيمَ
    • Âd kavminde de ibretler vardır. Hani onların üzerine köklerini kesen rüzgârı göndermiştik.

    Zâriyât 42 (Mealleri Karşılaştır):

    • Mâ tezeru min şey’in etet aleyhi illâ cealethu ker remîm (remîmi ).
    • مَا تَذَرُ مِن شَىْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَٱلرَّمِيمِ
    • Üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül ediyordu.

    Zâriyât 43 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve fî semûde iz kîle lehum temetteû hattâ hînin.
    • وَفِى ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا۟ حَتَّىٰ حِينٍ
    • Semûd kavminde de ibretler vardır. Hani onlara, “Bir süreye kadar faydalanın bakalım” denmişti.

    Zâriyât 44 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe atev an emri rabbihim fe ehazethumus sâikatu ve hum yanzurûn(yanzurûne).
    • فَعَتَوْا۟ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ وَهُمْ يَنظُرُونَ
    • Derken Rablerinin emrinden uzaklaşıp azmışlardı. Bu yüzden bakınıp dururken kendilerini yıldırım çarpıvermişti.

    Zâriyât 45 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe mestetâû min kıyâmin ve mâ kânû muntesirîne.
    • فَمَا ٱسْتَطَٰعُوا۟ مِن قِيَامٍ وَمَا كَانُوا۟ مُنتَصِرِينَ
    • Artık, ne yerlerinden kalkmaya güçleri yetti, ne de başkasından yardım görebildiler.

    Zâriyât 46 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve kavme nûhın min kabl(kablu), inne hum kânû kavmen fâsıkîn(fâsıkîne).
    • وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًا فَٰسِقِينَ
    • Bunlardan önce de Nûh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar fâsık bir toplum idiler.

    Zâriyât 47 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ves semâe beneynâhâ bi eydin ve innâ le mûsiûn(mûsiûne).
    • وَٱلسَّمَآءَ بَنَيْنَٰهَا بِأَيْي۟دٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ
    • Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter.

    Zâriyât 48 (Mealleri Karşılaştır):

    • Vel arda fereşnâhâ fe ni’mel mâhidûn(mâhidûne).
    • وَٱلْأَرْضَ فَرَشْنَٰهَا فَنِعْمَ ٱلْمَٰهِدُونَ
    • Yeri de biz döşedik. Biz ne güzel döşeyiciyiz.

    Zâriyât 49 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve min kulli şey’in halaknâ zevceynî leallekum tezekkerûn(tezekkerûne).
    • وَمِن كُلِّ شَىْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
    • Düşünüp ibret alasınız diye her şeyden (erkekli dişili) iki eş yarattık.

    Zâriyât 50 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe firrû ilâllâh(ilâllâhi), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun).
    • فَفِرُّوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
    • O hâlde Allah’a koşun. Şüphesiz ben, size O’nun katından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.

    Zâriyât 51 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve lâ tec’alû meallâhi ilâhen âhar(âhara), innî lekum minhu nezîrun mubîn(mubînun).
    • وَلَا تَجْعَلُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
    • Allah ile beraber başka bir ilâh edinmeyin. Gerçekten ben, size, Allah tarafından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.

    Zâriyât 52 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kezâlike mâ etellezîne min kablihim min resûlin illâ kâlû sâhırun ev mecnûn(mecnûnun).
    • كَذَٰلِكَ مَآ أَتَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُوا۟ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ
    • İşte böyle! Onlardan öncekilere hiçbir peygamber gelmemişti ki, “O bir büyücüdür” yahut “bir delidir” demiş olmasınlar.

    Zâriyât 53 (Mealleri Karşılaştır):

    • E tevâsav bih(bihî), bel hum kavmun tâgûn(tâgûne).
    • أَتَوَاصَوْا۟ بِهِۦ ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ
    • Onlar bunu birbirlerine tavsiye mi ettiler (ki hep aynı şeyleri söylüyorlar)? Hayır, onlar azgın bir topluluktur.

    Zâriyât 54 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe tevelle anhum fe mâ ente bi melûm(melûme).
    • فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَآ أَنتَ بِمَلُومٍ
    • Onun için, onlardan yüz çevir. Artık kınanacak değilsin.

    Zâriyât 55 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve zekkir fe innez zikrâ tenfeul mû’minîn(mû’minîne).
    • وَذَكِّرْ فَإِنَّ ٱلذِّكْرَىٰ تَنفَعُ ٱلْمُؤْمِنِينَ
    • Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt mü’minlere fayda verir.

    Zâriyât 56 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya´budûn(ya´budûni).
    • وَمَا خَلَقْتُ ٱلْجِنَّ وَٱلْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
    • Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.

    Zâriyât 57 (Mealleri Karşılaştır):

    • Mâ urîdu minhum min rızkın ve mâ urîdu en yut’imûni.
    • مَآ أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍ وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ
    • Ben, onlardan bir rızık istemiyorum. Bana yedirmelerini de istemiyorum.

    Zâriyât 58 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnallâhe huver rezzâku zul kuvvetil metîn(metînu).
    • إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلْقُوَّةِ ٱلْمَتِينُ
    • Şüphesiz Allah rızık verendir, güçlüdür, çok kuvvetlidir.

    Zâriyât 59 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe inne lillezîne zalemû zenûben misle zenûbi ashâbihim fe lâ yesta’cilûni.
    • فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ذَنُوبًا مِّثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَٰبِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ
    • Şüphesiz zulmedenler için (önceki müşrik) arkadaşlarının azap payı gibi payları vardır. Artık azabımı acele istemesinler.

    Zâriyât 60 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe veylun lillezîne keferû min yevmihimullezî yûadûn(yûadûne).
    • فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن يَوْمِهِمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ
    • Uyarıldıkları günlerinden dolayı vay o inkâr edenlerin hâline!
    Vaktin Çağrısı
    Şehr-i Ramazan
    Güncel
    Dini Hayat