• Anasayfa ❭
  • Kuran Meali ❭
  • Hicr  suresi ❭
  • Hicr Suresi, Hicr suresinin anlamı, yazılışı, Türkçe okunuşu ve sesli dinle


    Web Taraycınız bu özelliği desteklemiyor

    Hicr 1 (Mealleri Karşılaştır):

    • Elif lâm râ tilke âyâtul kitâbi ve kur’ânin mubîn(mubînin).
    • بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ الٓر ۚ تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱلْكِتَٰبِ وَقُرْءَانٍ مُّبِينٍ
    • Elif Lâm Râ. Bunlar, kitabın ve apaçık olan Kur’an’ın âyetleridir.

    Hicr 2 (Mealleri Karşılaştır):

    • Rubemâ yeveddullezîne keferû lev kânû muslimîn(muslimîne).
    • رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ كَانُوا۟ مُسْلِمِينَ
    • İnkâr edenler, “Keşke müslüman olsaydık” diye çok arzu edeceklerdir.

    Hicr 3 (Mealleri Karşılaştır):

    • Zerhum ye’kulû ve yetemetteû ve yulhihimul emelu fe sevfe ya’lemûn(ya’lemûne).
    • ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا۟ وَيَتَمَتَّعُوا۟ وَيُلْهِهِمُ ٱلْأَمَلُ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
    • Bırak onları yesinler (içsinler), yararlansınlar; emelleri onları oyalayadursun. İleride (gerçeği) bilecekler.

    Hicr 4 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve mâ ehleknâ min karyetin illâ ve lehâ kitâbun ma’lûm(ma’lûmun).
    • وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَّعْلُومٌ
    • Helâk ettiğimiz her memleketin mutlaka bilinen bir yazısı (belli vakti) vardır.

    Hicr 5 (Mealleri Karşılaştır):

    • Mâ tesbiku min ummetin ecelehâ ve mâ yeste’hırûn(yeste’hırune).
    • مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ
    • Hiçbir toplum ecelini geçemez ve ondan geri de kalamaz.

    Hicr 6 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve kâlû yâ eyyuhellezî nuzzile aleyhiz zikru inneke le mecnûn(mecnûnun).
    • وَقَالُوا۟ يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِى نُزِّلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ
    • Dediler ki: “Ey kendisine Zikir (Kur’an) indirilen kimse! Sen mutlaka delisin!”

    Hicr 7 (Mealleri Karşılaştır):

    • Lev mâ te’tînâ bil melâiketi in kunte minas sâdıkîn(sâdıkîne).
    • لَّوْ مَا تَأْتِينَا بِٱلْمَلَٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّٰدِقِينَ
    • “Eğer doğru söyleyenlerden isen bize melekleri getirsene!”

    Hicr 8 (Mealleri Karşılaştır):

    • Mâ nunezzilul melâikete illâ bil hakkı ve mâ kânû izen munzarîn(munzarîne).
    • مَا نُنَزِّلُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَمَا كَانُوٓا۟ إِذًا مُّنظَرِينَ
    • Biz, melekleri ancak hak ve hikmete uygun olarak indiririz. O zaman da onlara mühlet verilmez.

    Hicr 9 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnâ nahnu nezzelnez zikre ve innâ lehu le hâfizûn(hâfizûne).
    • إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا ٱلذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَٰفِظُونَ
    • Şüphesiz o Zikr’i (Kur’an’ı) biz indirdik biz! Onun koruyucusu da elbette biziz.

    Hicr 10 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve le kad erselnâ min kablike fî şiyaıl evvelîn(evvelîne).
    • وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِى شِيَعِ ٱلْأَوَّلِينَ
    • Ey Muhammed! Andolsun, senden önceki topluluklara da peygamber gönderdik.

    Hicr 11 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve mâ ye’tîhim min resûlin illâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
    • وَمَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
    • Onlar kendilerine gelen her peygamberle alay ediyorlardı.

    Hicr 12 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kezâlike neslukuhu fî kulûbil mucrimîn(mucrimîne).
    • كَذَٰلِكَ نَسْلُكُهُۥ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ
    • Aynı şekilde (onların tutumlarına uygun olarak) biz onu suçluların kalbine sokarız.

    Hicr 13 (Mealleri Karşılaştır):

    • Lâ yu’minûne bihî ve kad halet sunnetul evvelîn(evvelîne).
    • لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ ۖ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ ٱلْأَوَّلِينَ
    • Önceki milletlerin (helâkine dair Allah’ın) kanunu geçmiş iken onlar buna (Kur’an’a) inanmazlar.

    Hicr 14 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve lev fetahnâ aleyhim bâben mines semâi fe zallû fîhi ya’rucûn(ya’rucûne).
    • وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّوا۟ فِيهِ يَعْرُجُونَ
    • (14-15) Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıkmaya koyulsalar, yine “Gözlerimiz döndürüldü, biz herhâlde büyülenmiş bir toplumuz” derlerdi.

    Hicr 15 (Mealleri Karşılaştır):

    • Le kâlû innemâ sukkiret ebsârunâ bel nahnu kavmun meshûrûn(meshûrûne).
    • لَقَالُوٓا۟ إِنَّمَا سُكِّرَتْ أَبْصَٰرُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَّسْحُورُونَ
    • (14-15) Onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarı çıkmaya koyulsalar, yine “Gözlerimiz döndürüldü, biz herhâlde büyülenmiş bir toplumuz” derlerdi.

    Hicr 16 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve le kad cealnâ fis semâi burûcen ve zeyyennâhâ lin nâzırîn(nâzırîne).
    • وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِى ٱلسَّمَآءِ بُرُوجًا وَزَيَّنَّٰهَا لِلنَّٰظِرِينَ
    • Andolsun, biz gökte burçlar yaptık ve onu, bakanlar için süsledik.

    Hicr 17 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve hafıznâhâ min kulli şeytânin recîm(recîmin).
    • وَحَفِظْنَٰهَا مِن كُلِّ شَيْطَٰنٍ رَّجِيمٍ
    • Onu kovulmuş her şeytandan koruduk.

    Hicr 18 (Mealleri Karşılaştır):

    • İllâ menisterakas sem’a fe etbeahu şihâbun mubîn(mubînun).
    • إِلَّا مَنِ ٱسْتَرَقَ ٱلسَّمْعَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ مُّبِينٌ
    • Ancak kulak hırsızlığı eden olursa, onu da parlak bir ateş takip etmektedir.

    Hicr 19 (Mealleri Karşılaştır):

    • Vel arda medednâhâ ve elkaynâ fîhâ revâsiye ve enbetnâ fîhâ min kulli şey’in mevzûn(mevzûnin).
    • وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَىْءٍ مَّوْزُونٍ
    • Yeri de yaydık, ona sabit dağlar yerleştirdik ve orada ölçülü (bir biçimde) her şeyi bitirdik.

    Hicr 20 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve cealnâ lekum fîhâ meâyişe ve men lestum lehu bi râzıkîn(râzıkîne).
    • وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَٰيِشَ وَمَن لَّسْتُمْ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ
    • Orada hem sizin için, hem de sizin rızık vermediğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik.

    Hicr 21 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve in min şey’in illâ indenâ hazâinuhu ve mâ nunezziluhû illâ bi kaderin ma’lûm(ma’lûmin).
    • وَإِن مِّن شَىْءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرٍ مَّعْلُومٍ
    • Hiçbir şey yoktur ki hazineleri yanımızda olmasın. Biz onu ancak belli bir ölçüyle indiririz.

    Hicr 22 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve erselner riyâha levâkıha fe enzelnâ mines semâi mâen fe eskaynâkumûh(eskaynâkumûhu), ve mâ entum lehu bi hâzinîn(hâzinîne).
    • وَأَرْسَلْنَا ٱلرِّيَٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَسْقَيْنَٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمْ لَهُۥ بِخَٰزِنِينَ
    • Rüzgârları da aşılayıcı olarak gönderip yukarıdan su indirerek sizi onunla suladık. Onu toplayıp depolayan da siz değilsiniz.

    Hicr 23 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve innâ le nahnu nuhyî ve numîtu ve nahnul vârisûn(vârisûne).
    • وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْىِۦ وَنُمِيتُ وَنَحْنُ ٱلْوَٰرِثُونَ
    • Hiç şüphesiz biz diriltir, biz öldürürüz ve biz (her şeye gerçek) varisleriz

    Hicr 24 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve le kad alimnel mustakdimîne minkum ve le kad alimnel muste’hırîn(muste’hırîne).
    • وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَقْدِمِينَ مِنكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَـْٔخِرِينَ
    • Andolsun biz, sizden önce gelip geçenleri de biliriz, sonraya kalanları da.

    Hicr 25 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve inne rabbeke huve yahşuruhum, innehu hakîmun alîm(alîmun).
    • وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ ۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمٌ
    • Şüphesiz senin Rabbin onları diriltip bir araya getirecektir. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.

    Hicr 26 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve le kad halaknel insâne min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
    • وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن صَلْصَٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
    • Andolsun, biz insanı kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş bir balçıktan yarattık.

    Hicr 27 (Mealleri Karşılaştır):

    • Vel cânne halaknâhu min kablu min nâris semûm(semûmi).
    • وَٱلْجَآنَّ خَلَقْنَٰهُ مِن قَبْلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ
    • Cinleri de daha önce dumansız ateşten yaratmıştık.

    Hicr 28 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve iz kâle rabbuke lil melâiketi innî hâlikun beşeren min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
    • وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَٰٓئِكَةِ إِنِّى خَٰلِقٌۢ بَشَرًا مِّن صَلْصَٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
    • (28-29) Hani Rabbin meleklere, “Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin” demişti.

    Hicr 29 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe izâ sevveytuhu ve nefahtu fîhi min rûhî fekaû lehu sâcidîn(sâcidîne).
    • فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُۥ سَٰجِدِينَ
    • (28-29) Hani Rabbin meleklere, “Ben kuru bir çamurdan, şekillendirilmiş balçıktan bir insan yaratacağım. Onu düzenleyip içine ruhumdan üflediğim zaman, onun için hemen saygı ile eğilin” demişti.

    Hicr 30 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe secedel melâiketu kulluhum ecmaûn(ecmaûne).
    • فَسَجَدَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ
    • Bunun üzerine bütün melekler saygı ile eğildiler.

    Hicr 31 (Mealleri Karşılaştır):

    • İllâ iblîs(iblîse), ebâ en yekûne meas sâcidîn(sâcidîne).
    • إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ
    • Ancak İblis, saygı ile eğilenlerle beraber olmaktan kaçındı.

    Hicr 32 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâle yâ iblîsu mâ leke ellâ tekûne meas sâcidîn(sâcidîne).
    • قَالَ يَٰٓإِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّٰجِدِينَ
    • Allah, “Ey İblis! Saygı ile eğilenlerle beraber olmamandaki maksadın ne?” dedi.

    Hicr 33 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâle lem ekun li escude li beşerin halaktehu min salsâlin min hamein mesnûn(mesnûnin).
    • قَالَ لَمْ أَكُن لِّأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُۥ مِن صَلْصَٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ
    • İblis dedi ki: “Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmiş balçıktan yarattığın insan için saygı ile eğilemem.”

    Hicr 34 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâle fahruc minhâ fe inneke recîm(recîmun).
    • قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ
    • (34-35) Allah, “Öyleyse çık oradan, çünkü sen kovuldun. Şüphesiz hesap gününe kadar lânet senin üzerinedir” dedi.

    Hicr 35 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve inne aleykel lâ’nete ilâ yevmid dîn(dîni).
    • وَإِنَّ عَلَيْكَ ٱللَّعْنَةَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ
    • (34-35) Allah, “Öyleyse çık oradan, çünkü sen kovuldun. Şüphesiz hesap gününe kadar lânet senin üzerinedir” dedi.

    Hicr 36 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâle rabbi fe enzırnî ilâ yevmi yub’asûn(yub’asûne).
    • قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
    • İblis: “Rabbim! Öyle ise onların tekrar diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver” dedi.

    Hicr 37 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâle fe inneke minel munzarîn(munzarîne).
    • قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ
    • (37-38) Allah da, "O hâlde, sen vakti (yalnızca benim tarafımdan) bilinen güne (kıyamete) kadar mühlet verilenlerdensin" dedi.

    Hicr 38 (Mealleri Karşılaştır):

    • İlâ yevmil vaktil ma’lûm(ma’lûmi).
    • إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ
    • (37-38) Allah da, "O hâlde, sen vakti (yalnızca benim tarafımdan) bilinen güne (kıyamete) kadar mühlet verilenlerdensin" dedi.

    Hicr 39 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâle rabbi bi mâ agveytenî le uzeyyinenne lehum fil ardı ve le ugviyennehum ecmeîn(ecmeîne).
    • قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغْوَيْتَنِى لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
    • (39-40) İblis, “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım” dedi.

    Hicr 40 (Mealleri Karşılaştır):

    • İllâ ıbâdeke minhumul muhlasîn(muhlasîne).
    • إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ
    • (39-40) İblis, “Rabbim! Beni azdırmana karşılık, andolsun ki yeryüzünde kötülükleri onlara güzel göstereceğim, içlerinde ihlâsa erdirilmiş kulların hariç, onların hepsini azdıracağım” dedi.

    Hicr 41 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâle hâzâ sırâtun aleyye mustekîm(mustekîmun).
    • قَالَ هَٰذَا صِرَٰطٌ عَلَىَّ مُسْتَقِيمٌ
    • (41-42) Allah, “İşte bu bana ulaştıran dosdoğru yoldur. Azgınlardan sana uyanlar dışında, kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin yoktur” dedi.

    Hicr 42 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnne ıbâdî leyse leke aleyhim sultânun illâ menittebeake minel gâvîn(gâvîne).
    • إِنَّ عِبَادِى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْغَاوِينَ
    • (41-42) Allah, “İşte bu bana ulaştıran dosdoğru yoldur. Azgınlardan sana uyanlar dışında, kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin yoktur” dedi.

    Hicr 43 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve inne cehenneme le mev’ıduhum ecmaîn(ecmeîne).
    • وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ
    • Şüphesiz cehennem, onların hepsinin buluşacağı yerdir.

    Hicr 44 (Mealleri Karşılaştır):

    • Lehâ seb’atu ebvâb(ebvâbin), likulli bâbin minhum cuz’un maksûm(maksûmun).
    • لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَٰبٍ لِّكُلِّ بَابٍ مِّنْهُمْ جُزْءٌ مَّقْسُومٌ
    • Onun yedi kapısı vardır ve her kapıya onlardan bir grup ayrılmıştır.

    Hicr 45 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnel muttekîne fî cennâtin ve uyûn(uyûnin).
    • إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
    • Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, cennetler içinde ve pınarlar başındadır.

    Hicr 46 (Mealleri Karşılaştır):

    • Udhulûhâ bi selâmin âminîn(âminîne).
    • ٱدْخُلُوهَا بِسَلَٰمٍ ءَامِنِينَ
    • Onlara, “Girin oraya esenlikle, güven içinde” denilir.

    Hicr 47 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve neza’nâ mâ fî sudûrihim min gıllin ıhvânen alâ sururin mutekâbilîn(mutekâbilîne).
    • وَنَزَعْنَا مَا فِى صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ إِخْوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَٰبِلِينَ
    • Biz, onların kalplerindeki kini söküp attık. Artık onlar sedirler üzerinde, kardeşler olarak karşılıklı otururlar.

    Hicr 48 (Mealleri Karşılaştır):

    • Lâ yemessuhum fîhâ nasabun ve mâ hum minhâ bi muhrecîn(muhrecîne).
    • لَا يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌ وَمَا هُم مِّنْهَا بِمُخْرَجِينَ
    • Onlara orada hiçbir yorgunluk dokunmaz, onlar oradan çıkarılacak da değillerdir.

    Hicr 49 (Mealleri Karşılaştır):

    • Nebbî’ ibâdî ennî enel gafûrur rahîm(rahîmu).
    • ۞ نَبِّئْ عِبَادِىٓ أَنِّىٓ أَنَا ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ
    • (49-50) Ey Muhammed! Kullarıma, benim elbette çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem dolu azap olduğunu haber ver.

    Hicr 50 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve enne azâbî huvel azâbul elîm(elîmu).
    • وَأَنَّ عَذَابِى هُوَ ٱلْعَذَابُ ٱلْأَلِيمُ
    • (49-50) Ey Muhammed! Kullarıma, benim elbette çok bağışlayıcı, çok merhametli olduğumu, azabımın da elem dolu azap olduğunu haber ver.

    Hicr 51 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve nebbi’hum an dayfi ibrâhîm(ibrâhîme).
    • وَنَبِّئْهُمْ عَن ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ
    • Onlara İbrahim’in misafirlerinden de haber ver.

    Hicr 52 (Mealleri Karşılaştır):

    • İz dehalû aleyhi fe kâlû selâmâ(selâmen), kâle innâ minkum vecilûn(vecilûne).
    • إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًا قَالَ إِنَّا مِنكُمْ وَجِلُونَ
    • Hani misafirler İbrahim’in yanına girmiş ve “Selâm” demişlerdi. O da, “Gerçekten biz sizden korkuyoruz” demişti.

    Hicr 53 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâlû lâ tevcel innâ nubeşşiruke bi gulâmin alîm(alîmin).
    • قَالُوا۟ لَا تَوْجَلْ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٍ
    • Onlar, “Korkma, biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz” dediler.

    Hicr 54 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâle e beşşertumûnî alâ en messeniyel kiberu fe bime tubeşşirûn(tubeşşirûne).
    • قَالَ أَبَشَّرْتُمُونِى عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِىَ ٱلْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ
    • İbrahim, “Bana yaşlılık gelip çatmış iken beni mi müjdeliyorsunuz? Bana neyi müjdeliyorsunuz?” dedi.

    Hicr 55 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâlû beşşernâke bil hakkı fe lâ tekun minel kânıtîn(kânıtîne).
    • قَالُوا۟ بَشَّرْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلْقَٰنِطِينَ
    • “Biz sana gerçeği müjdeledik. Sakın ümitsizlerden olma” dediler.

    Hicr 56 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâle ve men yaknetu min rahmeti rabbihî illad dâllûn(dâllûne).
    • قَالَ وَمَن يَقْنَطُ مِن رَّحْمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ
    • Dedi ki: “Rabbinin rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?”

    Hicr 57 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâle fe mâ hatbukum eyyuhel murselûn(murselûne).
    • قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ
    • İbrahim, “Ey Elçiler! Göreviniz nedir?” dedi.

    Hicr 58 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâlû innâ ursilnâ ilâ kavmin mucrimîn(mucrimîne).
    • قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ
    • Şöyle dediler: “Şüphesiz biz suçlu bir millete gönderildik.

    Hicr 59 (Mealleri Karşılaştır):

    • İllâ âle lût(lûtın), innâ le muneccûhum ecma’în(ecma’îne).
    • إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ أَجْمَعِينَ
    • (59-60) Lût’un ailesi başka (Onlar suçlu değillerdir). Lût’un karısı dışında onların hepsini kurtaracağız. Biz, onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik.

    Hicr 60 (Mealleri Karşılaştır):

    • İllemre’etehu kaddernâ innehâ le minel gâbirîn(gâbirîne).
    • إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ قَدَّرْنَآ ۙ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلْغَٰبِرِينَ
    • (59-60) Lût’un ailesi başka (Onlar suçlu değillerdir). Lût’un karısı dışında onların hepsini kurtaracağız. Biz, onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik.

    Hicr 61 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe lemmâ câe âle lûtınil murselûn(murselûne).
    • فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلُونَ
    • (61-62) Elçiler (melekler) Lût’un ailesine gelince, Lût onlara, “Gerçekten siz tanınmayan kimselersiniz” dedi.

    Hicr 62 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâle innekum kavmun munkerûn(munkerûne).
    • قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ
    • (61-62) Elçiler (melekler) Lût’un ailesine gelince, Lût onlara, “Gerçekten siz tanınmayan kimselersiniz” dedi.

    Hicr 63 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâlû bel ci’nâke bi mâ kânû fîhi yemterûn(yemterûne).
    • قَالُوا۟ بَلْ جِئْنَٰكَ بِمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَمْتَرُونَ
    • Dediler ki: “Evet, fakat biz sana (kavminin) şüphe etmekte olduğu azabı getirdik.”

    Hicr 64 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve eteynâke bil hakkı ve innâ le sâdikûn(sâdikûne).
    • وَأَتَيْنَٰكَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّا لَصَٰدِقُونَ
    • “Biz, sana gerçeği getirdik. Şüphesiz biz doğru söyleyenleriz.”

    Hicr 65 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe esri bi ehlike bi kıt’ın minel leyli vettebı’ edbârehum ve lâ yeltefit minkum ehadun vamdû haysu tu’merûn(tu’merûne).
    • فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِّنَ ٱلَّيْلِ وَٱتَّبِعْ أَدْبَٰرَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنكُمْ أَحَدٌ وَٱمْضُوا۟ حَيْثُ تُؤْمَرُونَ
    • “Gecenin bir bölümünde aile fertlerini yola çıkar, sen de arkalarından git. Hiçbiriniz arkaya bakmasın. Emrolunduğunuz yere (doğru) geçin gidin.”

    Hicr 66 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve kadaynâ ileyhi zâlikel emre enne dâbire hâulâi maktûun musbihîn(musbihîne).
    • وَقَضَيْنَآ إِلَيْهِ ذَٰلِكَ ٱلْأَمْرَ أَنَّ دَابِرَ هَٰٓؤُلَآءِ مَقْطُوعٌ مُّصْبِحِينَ
    • Ona şu durumu kesin olarak bildirdik: “Sabaha çıkarken onların sonu kesilmiş olacak.”

    Hicr 67 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve câe ehlul medîneti yestebşirûn(yestebşirûne).
    • وَجَآءَ أَهْلُ ٱلْمَدِينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ
    • Şehir halkı sevinerek geldiler.

    Hicr 68 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâle inne hâulâi dayfî fe lâ tefdahûn(tefdahûni).
    • قَالَ إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ ضَيْفِى فَلَا تَفْضَحُونِ
    • Lût, dedi ki: “Şüphesiz bunlar benim misafirlerimdir. Sakın beni rezil etmeyin.”

    Hicr 69 (Mealleri Karşılaştır):

    • Vettekullâhe ve lâ tuhzûn(tuhzûni).
    • وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَلَا تُخْزُونِ
    • “Allah’a karşı gelmekten sakının, beni utandırmayın” dedi.

    Hicr 70 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâlû e ve lem nenheke anil âlemîn(âlemîne).
    • قَالُوٓا۟ أَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ ٱلْعَٰلَمِينَ
    • Onlar, “Biz seni insanlarla ilgilenmekten men etmemiş miydik” dediler.

    Hicr 71 (Mealleri Karşılaştır):

    • Kâle hâulâi benâtî in kuntum fâilîn(fâilîne).
    • قَالَ هَٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِىٓ إِن كُنتُمْ فَٰعِلِينَ
    • Lût: “İşte kızlarım. Eğer yapacaksanız (onlarla evlenebilirsiniz)” dedi.

    Hicr 72 (Mealleri Karşılaştır):

    • Le amruke innehum le fî sekretihim ya’mehûn(ya’mehûne).
    • لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِى سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ
    • (Melekler, Lût’a:) “Ömrüne andolsun ki onlar (şehvetten) gözleri dönmüş hâlde, sarhoşlukları içinde bocalayıp duruyorlar (Bu durumda asla seni dinlemezler)” dediler.

    Hicr 73 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe ehazethumus sayhatu muşrikîn(muşrikîne).
    • فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ
    • Derken güneşin doğuşu sırasında, o korkunç uğultulu ses onları yakalayıverdi.

    Hicr 74 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe cealnâ âliyehâ sâfilehâ ve emternâ aleyhim hıcâreten min siccîl(siccîlin).
    • فَجَعَلْنَا عَٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن سِجِّيلٍ
    • Hemen onların altını üstüne getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.

    Hicr 75 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnne fî zâlike le âyâtin lil mutevessimîn (mutevessimîne).
    • إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍ لِّلْمُتَوَسِّمِينَ
    • Şüphesiz bunda düşünüp görebilen kimseler için ibretler vardır.

    Hicr 76 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve innehâ le bi sebîlin mukîm(mukîmîn).
    • وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٍ مُّقِيمٍ
    • O şehrin kalıntıları hâlâ mevcut olan bir yol üstünde duruyor.

    Hicr 77 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnne fî zâlike le âyeten lil mu’minîn(mu’minîne).
    • إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَةً لِّلْمُؤْمِنِينَ
    • Şüphesiz bunda inananlar için bir ibret vardır.

    Hicr 78 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve in kâne ashâbul eyketi le zâlimîn (zâlimîne).
    • وَإِن كَانَ أَصْحَٰبُ ٱلْأَيْكَةِ لَظَٰلِمِينَ
    • “Eyke” halkı da şüphesiz zalim idiler.

    Hicr 79 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fentekamnâ minhum, ve innehumâ le bi imâmin mubîn(mubînin).
    • فَٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامٍ مُّبِينٍ
    • Onlardan da intikam aldık. İkisi de (Lût kavminin yaşadığı Sodom ile Şu’ayb kavminin yaşadığı Eyke) belirgin bir anayol üzerinde idiler.

    Hicr 80 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve le kad kezzebe ashâbul hıcril murselîn(murselîne).
    • وَلَقَدْ كَذَّبَ أَصْحَٰبُ ٱلْحِجْرِ ٱلْمُرْسَلِينَ
    • Andolsun, Hicr halkı da peygamberleri yalanlamıştı.

    Hicr 81 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve âteynâhum âyâtinâ fe kânû anhâ mu’rıdîn(mu’rıdîne).
    • وَءَاتَيْنَٰهُمْ ءَايَٰتِنَا فَكَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ
    • Biz, onlara âyetlerimizi vermiştik de onlardan yüz çevirmişlerdi.

    Hicr 82 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve kânû yanhıtûne minel cibâli buyûten âminîn(âminîne).
    • وَكَانُوا۟ يَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ
    • Onlar güven içinde dağlardan evler yontuyorlardı.

    Hicr 83 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe ehazethumus sayhatu musbıhîn(musbıhîne).
    • فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُصْبِحِينَ
    • Onları da sabaha çıkarlarken o korkunç uğultulu ses yakalayıverdi.

    Hicr 84 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe mâ agnâ anhum mâ kânû yeksibûn(yeksibûne).
    • فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
    • Kazanmakta oldukları şeyler kendilerine bir fayda vermedi.

    Hicr 85 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve mâ halaknes semâvâti vel arda ve mâ beynehumâ illâ bil hakk(hakkı), ve innes sâate le âtiyetun fasfehıs safhal cemîl(cemîle).
    • وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ ۗ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَءَاتِيَةٌ ۖ فَٱصْفَحِ ٱلصَّفْحَ ٱلْجَمِيلَ
    • Biz, gökleri, yeri ve her ikisi arasında bulunanları ancak hakka ve hikmete uygun olarak yarattık. Kıyamet günü mutlaka gelecektir. Sen şimdi güzel bir şekilde hoşgörü ile muamele et.

    Hicr 86 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnne rabbeke huvel hallâkul alîm(alîmu).
    • إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلْخَلَّٰقُ ٱلْعَلِيمُ
    • Şüphesiz, Rabbin hakkıyla yaratanın (ve her şeyi) bilenin ta kendisidir.

    Hicr 87 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve le kad âteynâke seb’an minel mesânî vel kur’ânel azîm(azîme).
    • وَلَقَدْ ءَاتَيْنَٰكَ سَبْعًا مِّنَ ٱلْمَثَانِى وَٱلْقُرْءَانَ ٱلْعَظِيمَ
    • Andolsun, biz sana tekrarlanan yedi âyeti ve büyük Kur’an’ı verdik.

    Hicr 88 (Mealleri Karşılaştır):

    • Lâ temuddenne ayneyke ilâ mâ metta’nâ bihî ezvâcen minhum ve lâ tahzen aleyhim vahfıd cenâhake lil mu’minîn(mu’minîne).
    • لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًا مِّنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ
    • Kâfirlerden bir kısmını faydalandırdığımız şeylerde sakın gözün kalmasın. Onlara karşı mahzun olma ve mü’minlere (şefkat) kanadını indir.

    Hicr 89 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve kul innî enen nezîrul mubîn(mubînu).
    • وَقُلْ إِنِّىٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلْمُبِينُ
    • De ki: “Gerçekten ben, apaçık bir uyarıcıyım.”

    Hicr 90 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ke mâ enzelnâ alel muktesimîn(muktesimîne).
    • كَمَآ أَنزَلْنَا عَلَى ٱلْمُقْتَسِمِينَ
    • Nitekim biz kendi kitaplarını parçalara ayıranlara da (kitap) indirmiştik.

    Hicr 91 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ellezîne cealûl kur’âne ıdîn(ıdîne).
    • ٱلَّذِينَ جَعَلُوا۟ ٱلْقُرْءَانَ عِضِينَ
    • Ki onlar, (bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr ederek) Kur’an’ı da parça parça edenlerdir.

    Hicr 92 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe ve rabbike le nes’elennehum ecmaîn(ecmaîne).
    • فَوَرَبِّكَ لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ
    • (92-93) Rabbine andolsun, onların hepsine yapmakta olduklarını mutlaka soracağız.

    Hicr 93 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ammâ kânû ya’melûn(ya’melûne).
    • عَمَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
    • (92-93) Rabbine andolsun, onların hepsine yapmakta olduklarını mutlaka soracağız.

    Hicr 94 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fasda’ bi mâ tu’meru ve a’rıd anil muşrikîn(muşrikîne).
    • فَٱصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْمُشْرِكِينَ
    • Ey Muhammed! Şimdi sen, sana emrolunanı açıkça ortaya koy ve Allah’a ortak koşanlara aldırış etme.

    Hicr 95 (Mealleri Karşılaştır):

    • İnnâ kefeynâkel mustehziîn(mustehziîne).
    • إِنَّا كَفَيْنَٰكَ ٱلْمُسْتَهْزِءِينَ
    • (95-96) Şüphesiz biz, Allah ile beraber başka ilâh edinen alaycılara karşı sana yeteriz. İlerde bilecekler.

    Hicr 96 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ellezîne yec’alûne meallâhi ilâhen âhar(âhare), fe sevfe ya’lemûn(ya’lemûne).
    • ٱلَّذِينَ يَجْعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
    • (95-96) Şüphesiz biz, Allah ile beraber başka ilâh edinen alaycılara karşı sana yeteriz. İlerde bilecekler.

    Hicr 97 (Mealleri Karşılaştır):

    • Ve le kad na’lemu enneke yadîku sadruke bi mâ yekûlûn(yekûlûne).
    • وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ
    • Andolsun, onların söyledikleri şeylerden dolayı göğsünün daraldığını biliyoruz.

    Hicr 98 (Mealleri Karşılaştır):

    • Fe sebbih bi hamdi rabbike ve kun mines sâcidîn(sâcidîne).
    • فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّٰجِدِينَ
    • O hâlde, Rabbini hamd ile tesbih et (yücelt) ve secde edenlerden ol.

    Hicr 99 (Mealleri Karşılaştır):

    • Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn(yakînu).
    • وَٱعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأْتِيَكَ ٱلْيَقِينُ
    • Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et.
    Vaktin Çağrısı
    Güncel
    Dini Hayat