• Anasayfa ❭
  • Kuran Meali ❭
  • Kalem  suresi ❭
  • Kalem Suresi, Kalem suresinin anlamı, yazılışı, Türkçe okunuşu ve sesli dinle


  • Kalem  1 (Mealleri Karşılaştır): (1-2) Nûn. (Ey Muhammed) Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde, bir deli değilsin.
    بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ نٓ ۚ وَٱلْقَلَمِ وَمَا يَسْطُرُونَ
  • Kalem  2 (Mealleri Karşılaştır): (1-2) Nûn. (Ey Muhammed) Andolsun kaleme ve satır satır yazdıklarına ki, sen Rabbinin nimeti sayesinde, bir deli değilsin.
    مَآ أَنتَ بِنِعْمَةِ رَبِّكَ بِمَجْنُونٍ
  • Kalem  3 (Mealleri Karşılaştır): Şüphesiz sana tükenmez bir mükâfat vardır.
    وَإِنَّ لَكَ لَأَجْرًا غَيْرَ مَمْنُونٍ
  • Kalem  4 (Mealleri Karşılaştır): Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.
    وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ خُلُقٍ عَظِيمٍ
  • Kalem  5 (Mealleri Karşılaştır): (5-6) Hanginizin deli olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.
    فَسَتُبْصِرُ وَيُبْصِرُونَ
  • Kalem  6 (Mealleri Karşılaştır): (5-6) Hanginizin deli olduğunu yakında sen de göreceksin, onlar da görecekler.
    بِأَييِّكُمُ ٱلْمَفْتُونُ
  • Kalem  7 (Mealleri Karşılaştır): Şüphesiz senin Rabbin, kendi yolundan sapan kişiyi daha iyi bilir. O, hidayete erenleri de daha iyi bilir.
    إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِٱلْمُهْتَدِينَ
  • Kalem  8 (Mealleri Karşılaştır): O hâlde yalanlayanlara boyun eğme.
    فَلَا تُطِعِ ٱلْمُكَذِّبِينَ
  • Kalem  9 (Mealleri Karşılaştır): İstediler ki, yumuşak davranasın, böylece onlar da yumuşak davransınlar.
    وَدُّوا۟ لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ
  • Kalem  10 (Mealleri Karşılaştır): (10-14) Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.
    وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَّهِينٍ
  • Kalem  11 (Mealleri Karşılaştır): (10-14) Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.
    هَمَّازٍ مَّشَّآءٍۭ بِنَمِيمٍ
  • Kalem  12 (Mealleri Karşılaştır): (10-14) Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.
    مَّنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ أَثِيمٍ
  • Kalem  13 (Mealleri Karşılaştır): (10-14) Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.
    عُتُلٍّۭ بَعْدَ ذَٰلِكَ زَنِيمٍ
  • Kalem  14 (Mealleri Karşılaştır): (10-14) Yemin edip duran, aşağılık, daima kusur arayıp kınayan, durmadan söz taşıyan, iyiliği hep engelleyen, saldırgan, günaha dadanmış, kaba saba; bütün bunların ötesinde bir de soysuz olan kimseye mal ve oğulları vardır diye, sakın boyun eğme.
    أَن كَانَ ذَا مَالٍ وَبَنِينَ
  • Kalem  15 (Mealleri Karşılaştır): Âyetlerimiz kendisine okunduğu zaman, “Öncekilerin masalları!” der.
    إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ءَايَٰتُنَا قَالَ أَسَٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ
  • Kalem  16 (Mealleri Karşılaştır): Yakında biz onun burnunu damgalayacağız.
    سَنَسِمُهُۥ عَلَى ٱلْخُرْطُومِ
  • Kalem  17 (Mealleri Karşılaştır): Şüphesiz biz, vaktiyle “bahçe sahipleri”ne belâ verdiğimiz gibi, onlara (Mekkeli inkârcılara) da belâ verdik. Hani o bahçe sahipleri, sabah erkenden (fakirler gelmeden) bahçenin ürünlerini devşirmeye yemin etmişlerdi.
    إِنَّا بَلَوْنَٰهُمْ كَمَا بَلَوْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا۟ لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ
  • Kalem  18 (Mealleri Karşılaştır): (Bunu tasarlarken) istisna da yapmıyorlardı. (“İnşaallah” demiyorlardı.)
    وَلَا يَسْتَثْنُونَ
  • Kalem  19 (Mealleri Karşılaştır): Nihayet onlar uykuda iken Rabbinden bir afet (ateş) bahçeyi sardı.
    فَطَافَ عَلَيْهَا طَآئِفٌ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَآئِمُونَ
  • Kalem  20 (Mealleri Karşılaştır): Böylece bahçe, (anızı) yakılmış toprağa döndü.
    فَأَصْبَحَتْ كَٱلصَّرِيمِ
  • Kalem  21 (Mealleri Karşılaştır): (21-22) Derken, sabahleyin birbirlerine, “Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin” diye seslendiler.
    فَتَنَادَوْا۟ مُصْبِحِينَ
  • Kalem  22 (Mealleri Karşılaştır): (21-22) Derken, sabahleyin birbirlerine, “Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin” diye seslendiler.
    أَنِ ٱغْدُوا۟ عَلَىٰ حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰرِمِينَ
  • Kalem  23 (Mealleri Karşılaştır): (23-24) Bunun üzerine, “Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın” diye fısıldaşarak yola koyuldular.
    فَٱنطَلَقُوا۟ وَهُمْ يَتَخَٰفَتُونَ
  • Kalem  24 (Mealleri Karşılaştır): (23-24) Bunun üzerine, “Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın” diye fısıldaşarak yola koyuldular.
    أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا ٱلْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌ
  • Kalem  25 (Mealleri Karşılaştır): (Yoksullara yardım etmeğe) güçleri yettiği hâlde (böyle söyleyerek) erkenden yola çıktılar.
    وَغَدَوْا۟ عَلَىٰ حَرْدٍ قَٰدِرِينَ
  • Kalem  26 (Mealleri Karşılaştır): Fakat bahçeyi o hâlde gördüklerinde, “Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!” dediler.
    فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوٓا۟ إِنَّا لَضَآلُّونَ
  • Kalem  27 (Mealleri Karşılaştır): (Gerçeği anlayınca da), “Hayır, meğer biz mahrum bırakılmışız!” dediler.
    بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
  • Kalem  28 (Mealleri Karşılaştır): Onların en akl-ı selim sahibi olanı, “Ben size ‘Rabbinizi tespih etseydiniz ya! dememiş miydim?” dedi.
    قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ
  • Kalem  29 (Mealleri Karşılaştır): Onlar, “Rabbimizi tesbih ederiz (yüceltiriz). Şüphesiz biz zalim kimseler imişiz” dediler.
    قَالُوا۟ سُبْحَٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
  • Kalem  30 (Mealleri Karşılaştır): Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar.
    فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَلَٰوَمُونَ
  • Kalem  31 (Mealleri Karşılaştır): Şöyle dediler: “Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!”
    قَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَٰغِينَ
  • Kalem  32 (Mealleri Karşılaştır): “Umulur ki, Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz artık Rabbimizi arzulayanlarız.”
    عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِّنْهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ
  • Kalem  33 (Mealleri Karşılaştır): İşte böyledir azap! Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür; ah bir bilselerdi!
    كَذَٰلِكَ ٱلْعَذَابُ ۖ وَلَعَذَابُ ٱلْءَاخِرَةِ أَكْبَرُ ۚ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ
  • Kalem  34 (Mealleri Karşılaştır): Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için Rableri katında Naîm cennetleri vardır.
    إِنَّ لِلْمُتَّقِينَ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
  • Kalem  35 (Mealleri Karşılaştır): Biz müslümanları suçlular gibi kılar mıyız?
    أَفَنَجْعَلُ ٱلْمُسْلِمِينَ كَٱلْمُجْرِمِينَ
  • Kalem  36 (Mealleri Karşılaştır): Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?
    مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
  • Kalem  37 (Mealleri Karşılaştır): Yoksa size ait bir kitabınız var da (bu batıl hükümleri) ondan mı okuyorsunuz?
    أَمْ لَكُمْ كِتَٰبٌ فِيهِ تَدْرُسُونَ
  • Kalem  38 (Mealleri Karşılaştır): Onda, “Seçip beğendiğiniz her şey mutlaka sizindir” (diye mi yazılı?)
    إِنَّ لَكُمْ فِيهِ لَمَا تَخَيَّرُونَ
  • Kalem  39 (Mealleri Karşılaştır): Yahut bizden, her ne hükmederseniz mutlaka öyle olacağına dair Kıyamete kadar sürecek kesin sözler mi aldınız?
    أَمْ لَكُمْ أَيْمَٰنٌ عَلَيْنَا بَٰلِغَةٌ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ ۙ إِنَّ لَكُمْ لَمَا تَحْكُمُونَ
  • Kalem  40 (Mealleri Karşılaştır): Sor onlara: “Onların hangisi bu (iddianın doğruluğu)na kefildir?”
    سَلْهُمْ أَيُّهُم بِذَٰلِكَ زَعِيمٌ
  • Kalem  41 (Mealleri Karşılaştır): Yoksa onların ortakları mı var? Doğru söyleyenler iseler, haydi getirsinler ortaklarını!
    أَمْ لَهُمْ شُرَكَآءُ فَلْيَأْتُوا۟ بِشُرَكَآئِهِمْ إِن كَانُوا۟ صَٰدِقِينَ
  • Kalem  42 (Mealleri Karşılaştır): (42-43) Baldırların açılacağı (işlerin zorlaşacağı) ve kâfirlerin secdeye çağrılıp da gözleri düşmüş ve kendilerini zillet kaplamış bir hâlde buna güç yetiremeyecekleri günü (Kıyamet gününü) düşün. Hâlbuki onlar sağlıklarında secde etmeye çağrılıyorlar (ve buna yanaşmıyorlar)dı.
    يَوْمَ يُكْشَفُ عَن سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ
  • Kalem  43 (Mealleri Karşılaştır): (42-43) Baldırların açılacağı (işlerin zorlaşacağı) ve kâfirlerin secdeye çağrılıp da gözleri düşmüş ve kendilerini zillet kaplamış bir hâlde buna güç yetiremeyecekleri günü (Kıyamet gününü) düşün. Hâlbuki onlar sağlıklarında secde etmeye çağrılıyorlar (ve buna yanaşmıyorlar)dı.
    خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ۖ وَقَدْ كَانُوا۟ يُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمْ سَٰلِمُونَ
  • Kalem  44 (Mealleri Karşılaştır): (Ey Muhammed!) Bu sözü (Kur’an’ı) yalanlayanlarla beni baş başa bırak. Biz onları bilemeyecekleri biçimde adım adım helâka yaklaştıracağız.
    فَذَرْنِى وَمَن يُكَذِّبُ بِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ ۖ سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ
  • Kalem  45 (Mealleri Karşılaştır): Onlara mühlet veriyorum. Şüphesiz benim tuzağım sağlamdır.
    وَأُمْلِى لَهُمْ ۚ إِنَّ كَيْدِى مَتِينٌ
  • Kalem  46 (Mealleri Karşılaştır): Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar bu yüzden ağır bir borç yükü altına mı girmişlerdir?
    أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ
  • Kalem  47 (Mealleri Karşılaştır): Yahut gayb (Levh-i Mahfuz) kendi yanlarında da onlar mı (bundan aktarıp) yazıyorlar?
    أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ
  • Kalem  48 (Mealleri Karşılaştır): Sen, Rabbinin hükmüne sabret. Balık sahibi (Yûnus) gibi olma. Hani o, (balığın karnında) kederli bir hâlde Rabbine yakarmıştı.
    فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تَكُن كَصَاحِبِ ٱلْحُوتِ إِذْ نَادَىٰ وَهُوَ مَكْظُومٌ
  • Kalem  49 (Mealleri Karşılaştır): Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı, o mutlaka kınanmış bir hâlde ıssız bir yere atılacaktı.
    لَّوْلَآ أَن تَدَٰرَكَهُۥ نِعْمَةٌ مِّن رَّبِّهِۦ لَنُبِذَ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ مَذْمُومٌ
  • Kalem  50 (Mealleri Karşılaştır): (Fakat böyle olmadı.) Rabbi onu (peygamber olarak) seçti ve salih kimselerden kıldı.
    فَٱجْتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَجَعَلَهُۥ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
  • Kalem  51 (Mealleri Karşılaştır): Şüphesiz inkâr edenler Zikr’i (Kur’an’ı) duydukları zaman neredeyse seni gözleriyle devirecekler. (Senin için,) “Hiç şüphe yok o bir delidir” diyorlar.
    وَإِن يَكَادُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَيُزْلِقُونَكَ بِأَبْصَٰرِهِمْ لَمَّا سَمِعُوا۟ ٱلذِّكْرَ وَيَقُولُونَ إِنَّهُۥ لَمَجْنُونٌ
  • Kalem  52 (Mealleri Karşılaştır): Hâlbuki o (Kur’an), âlemler için ancak bir öğüttür.
    وَمَا هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَٰلَمِينَ
  • Vaktin Çağrısı
    Güncel