• Anasayfa ❭
  • Kuran Meali ❭
  • Sâffât  suresi ❭
  • Sâffât Suresi, Sâffât suresinin anlamı, yazılışı, Türkçe okunuşu ve sesli dinle


  • Sâffât  1 (Mealleri Karşılaştır): (1-4) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah’ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilâhınız gerçekten bir tek ilâhtır.
    بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلصَّٰٓفَّٰتِ صَفًّا
  • Sâffât  2 (Mealleri Karşılaştır): (1-4) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah’ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilâhınız gerçekten bir tek ilâhtır.
    فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًا
  • Sâffât  3 (Mealleri Karşılaştır): (1-4) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah’ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilâhınız gerçekten bir tek ilâhtır.
    فَٱلتَّٰلِيَٰتِ ذِكْرًا
  • Sâffât  4 (Mealleri Karşılaştır): (1-4) Saf bağlayıp duranlara, haykırarak sevk edenlere ve zikri (Allah’ın kelâmını) okuyanlara andolsun ki, sizin ilâhınız gerçekten bir tek ilâhtır.
    إِنَّ إِلَٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌ
  • Sâffât  5 (Mealleri Karşılaştır): O, göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Doğuların da (Batıların da) Rabbidir.
    رَّبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَٰرِقِ
  • Sâffât  6 (Mealleri Karşılaştır): Biz, en yakın göğü zinetlerle, yıldızlarla donattık.
    إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ
  • Sâffât  7 (Mealleri Karşılaştır): Onu itaatten çıkan her şeytandan koruduk.
    وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَٰنٍ مَّارِدٍ
  • Sâffât  8 (Mealleri Karşılaştır): (8-9) Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.
    لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ
  • Sâffât  9 (Mealleri Karşılaştır): (8-9) Onlar, yüce topluluğu (ileri gelen melekler topluluğunu) dinleyemezler. Kovulmaları için her taraftan taşa tutulurlar. Onlar için sürekli bir azap da vardır.
    دُحُورًا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ
  • Sâffât  10 (Mealleri Karşılaştır): Ancak onlardan söz kapan olur. Onu da delip geçen bir alev izler (ve yok eder).
    إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ ثَاقِبٌ
  • Sâffât  11 (Mealleri Karşılaştır): (Ey Muhammed!) Şimdi sen onlara sor: “Kendilerini yaratmak mı daha zor, yoksa yarattığımız diğer şeyleri yaratmak mı?" Şüphesiz biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık.
    فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ ۚ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍۭ
  • Sâffât  12 (Mealleri Karşılaştır): Hayır, sen (onların hâline) şaştın, onlar ise alay ediyorlar.
    بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ
  • Sâffât  13 (Mealleri Karşılaştır): Kendilerine öğüt verildiği zaman öğüt almıyorlar.
    وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ
  • Sâffât  14 (Mealleri Karşılaştır): Bir mucize gördükleri zaman onu alaya alıyorlar.
    وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةً يَسْتَسْخِرُونَ
  • Sâffât  15 (Mealleri Karşılaştır): (Dediler ki:) “Bu bir büyüden başka bir şey değildir.”
    وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ
  • Sâffât  16 (Mealleri Karşılaştır): “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi tekrar diriltileceğiz?”
    أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
  • Sâffât  17 (Mealleri Karşılaştır): “Önceden gelip geçmiş atalarımız da mı?”
    أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
  • Sâffât  18 (Mealleri Karşılaştır): De ki: “Evet, hem de siz aşağılanmış kimseler olarak (diriltileceksiniz).”
    قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ
  • Sâffât  19 (Mealleri Karşılaştır): O ancak şiddetli bir sesten ibarettir. Bir de bakarsın ki onlar (diriltilmiş hazır) beklemektedirler.
    فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ
  • Sâffât  20 (Mealleri Karşılaştır): Şöyle diyecekler: “Vay başımıza gelene! Bu beklenen ceza günüdür.”
    وَقَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا هَٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ
  • Sâffât  21 (Mealleri Karşılaştır): Onlara, “İşte bu, yalanlamakta olduğunuz hüküm ve ayırım günüdür” denilir.
    هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
  • Sâffât  22 (Mealleri Karşılaştır): (22-24) Allah, meleklere şöyle emreder: “Zulmedenleri, eşlerini ve Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.”
    ۞ ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ
  • Sâffât  23 (Mealleri Karşılaştır): (22-24) Allah, meleklere şöyle emreder: “Zulmedenleri, eşlerini ve Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.”
    مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ
  • Sâffât  24 (Mealleri Karşılaştır): (22-24) Allah, meleklere şöyle emreder: “Zulmedenleri, eşlerini ve Allah’ı bırakıp da tapmakta olduklarını toplayın, onları cehennemin yoluna koyun ve onları tutuklayın. Çünkü onlar sorguya çekileceklerdir.”
    وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ
  • Sâffât  25 (Mealleri Karşılaştır): Onlara, “Ne diye yardımlaşmıyorsunuz?” denir.
    مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ
  • Sâffât  26 (Mealleri Karşılaştır): Hayır, onlar bugün teslim olmuş kimselerdir.
    بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ
  • Sâffât  27 (Mealleri Karşılaştır): Birbirlerine yönelip sorarlar (çekişirler).
    وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ
  • Sâffât  28 (Mealleri Karşılaştır): Şöyle derler: “Siz bize sağdan gelirdiniz. Bize haktan yana görünürdünüz.”
    قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ
  • Sâffât  29 (Mealleri Karşılaştır): Diğerleri de onlara şöyle derler: “Hayır, siz zaten mü’min kimseler değildiniz.”
    قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ
  • Sâffât  30 (Mealleri Karşılaştır): “Bizim, sizin üzerinizde hiçbir hâkimiyetimiz yoktu. Hatta siz azgın bir kavimdiniz.”
    وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَٰنٍۭ ۖ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَٰغِينَ
  • Sâffât  31 (Mealleri Karşılaştır): “Artık Rabbimizin sözü (azap) bizim hakkımızda gerçekleşti. Biz onu mutlaka tadacağız.”
    فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ ۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ
  • Sâffât  32 (Mealleri Karşılaştır): “Evet, biz sizi saptırdık. Çünkü biz de sapkın kimselerdik.”
    فَأَغْوَيْنَٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَٰوِينَ
  • Sâffât  33 (Mealleri Karşılaştır): Artık onlar o gün azapta ortaktırlar.
    فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
  • Sâffât  34 (Mealleri Karşılaştır): İşte biz suçlulara böyle yaparız.
    إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ
  • Sâffât  35 (Mealleri Karşılaştır): Çünkü onlar, kendilerine, “Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur” denildiği zaman, inanmayıp büyüklük taslıyorlardı.
    إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ
  • Sâffât  36 (Mealleri Karşılaştır): “Biz, deli bir şair için ilâhlarımızı mı terk edeceğiz?” diyorlardı.
    وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍۭ
  • Sâffât  37 (Mealleri Karşılaştır): Hayır, öyle değil. O, hakkı getirmiş, (önceki) peygamberleri de tasdik etmiştir.
    بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ
  • Sâffât  38 (Mealleri Karşılaştır): Şüphesiz siz mutlaka elem dolu azabı tadacaksınız.
    إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ
  • Sâffât  39 (Mealleri Karşılaştır): Siz ancak işlediklerinizin karşılığı ile cezalandırılırsınız.
    وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
  • Sâffât  40 (Mealleri Karşılaştır): Ancak Allah’ın halis kulları başka.
    إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
  • Sâffât  41 (Mealleri Karşılaştır): (41-42) İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.
    أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ
  • Sâffât  42 (Mealleri Karşılaştır): (41-42) İşte onlar için belli bir rızık, meyveler vardır. Onlar ikram gören kimselerdir.
    فَوَٰكِهُ ۖ وَهُم مُّكْرَمُونَ
  • Sâffât  43 (Mealleri Karşılaştır): Onlar Naîm cennetlerindedirler.
    فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
  • Sâffât  44 (Mealleri Karşılaştır): Koltuklar üzerinde karşılıklı olarak otururlar.
    عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَٰبِلِينَ
  • Sâffât  45 (Mealleri Karşılaştır): (45-46) Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.
    يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍۭ
  • Sâffât  46 (Mealleri Karşılaştır): (45-46) Onların etrafında cennet pınarından doldurulmuş, berrak ve içenlere lezzet veren kadehler dolaştırılır.
    بَيْضَآءَ لَذَّةٍ لِّلشَّٰرِبِينَ
  • Sâffât  47 (Mealleri Karşılaştır): Onda baş döndürme özelliği yoktur. Onlar, onu içmekle sarhoş da olmazlar.
    لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ
  • Sâffât  48 (Mealleri Karşılaştır): Yanlarında bakışlarını yalnızca kendilerine çevirmiş iri gözlü eşler vardır.
    وَعِندَهُمْ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌ
  • Sâffât  49 (Mealleri Karşılaştır): Sanki onlar (beyazlıklarıyla), saklanmış (gün yüzü görmemiş) yumurtalardır.
    كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ
  • Sâffât  50 (Mealleri Karşılaştır): Derken birbirlerine yönelip sorarlar.
    فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ
  • Sâffât  51 (Mealleri Karşılaştır): İçlerinden biri der ki: “Benim bir arkadaşım vardı.”
    قَالَ قَآئِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌ
  • Sâffât  52 (Mealleri Karşılaştır): “Sen de tekrar dirilmeyi tasdik edenlerden misin?” derdi.
    يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ
  • Sâffât  53 (Mealleri Karşılaştır): “Gerçekten biz, ölüp bir toprak ve kemik yığını hâline geldikten sonra mı, biz mi hesaba çekileceğiz?”
    أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ
  • Sâffât  54 (Mealleri Karşılaştır): Konuşan o kimse, yanındakilere, “Bakar mısınız, hâli ne oldu?” der.
    قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ
  • Sâffât  55 (Mealleri Karşılaştır): Kendisi de bakar ve onu cehennemin ortasında görür.
    فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ
  • Sâffât  56 (Mealleri Karşılaştır): Ona şöyle der: “Allah’a andolsun, neredeyse beni de helâk edecektin.”
    قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ
  • Sâffât  57 (Mealleri Karşılaştır): “Rabbimin nimeti olmasaydı, mutlaka ben de cehenneme konulanlardan olmuştum.”
    وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ
  • Sâffât  58 (Mealleri Karşılaştır): (58-59) “Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?”
    أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ
  • Sâffât  59 (Mealleri Karşılaştır): (58-59) “Nasıl, ilk ölümümüzden başka ölmeyecek miymişiz? Bize azap edilmeyecek miymiş?”
    إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ
  • Sâffât  60 (Mealleri Karşılaştır): Şüphesiz bu (cennetteki nimetlere ulaşmak) büyük bir başarıdır.
    إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
  • Sâffât  61 (Mealleri Karşılaştır): Çalışanlar böylesi için çalışsınlar!
    لِمِثْلِ هَٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَٰمِلُونَ
  • Sâffât  62 (Mealleri Karşılaştır): Ziyafet olarak bu mu daha hayırlı, yoksa zakkum ağacı mı?
    أَذَٰلِكَ خَيْرٌ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ
  • Sâffât  63 (Mealleri Karşılaştır): Şüphesiz biz onu zalimler için bir imtihan aracı kıldık.
    إِنَّا جَعَلْنَٰهَا فِتْنَةً لِّلظَّٰلِمِينَ
  • Sâffât  64 (Mealleri Karşılaştır): O, cehennemin dibinde biten bir ağaçtır.
    إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ
  • Sâffât  65 (Mealleri Karşılaştır): Onun meyveleri sanki şeytanların kafalarıdır.
    طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَٰطِينِ
  • Sâffât  66 (Mealleri Karşılaştır): Cehennemlikler ondan yiyecekler ve onunla karınlarını dolduracaklardır.
    فَإِنَّهُمْ لَءَاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
  • Sâffât  67 (Mealleri Karşılaştır): Sonra onlar için bunun üstüne kaynar sudan karışık bir içecek vardır.
    ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ
  • Sâffât  68 (Mealleri Karşılaştır): Sonra onların dönüşleri mutlaka cehennemedir.
    ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ
  • Sâffât  69 (Mealleri Karşılaştır): Çünkü onlar babalarını sapık kimseler olarak buldular.
    إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ
  • Sâffât  70 (Mealleri Karşılaştır): Kendileri de onların izinden koşa koşa gitmektedirler.
    فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ
  • Sâffât  71 (Mealleri Karşılaştır): Andolsun, onlardan önce, evvelkilerin çoğu da sapmıştı.
    وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ
  • Sâffât  72 (Mealleri Karşılaştır): Andolsun, biz onlara da uyarıcılar göndermiştik.
    وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ
  • Sâffât  73 (Mealleri Karşılaştır): Bak, uyarılanların sonu nasıl oldu!
    فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ
  • Sâffât  74 (Mealleri Karşılaştır): Ancak Allah’ın ihlâslı kulları başka.
    إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
  • Sâffât  75 (Mealleri Karşılaştır): Andolsun, Nûh bize dua edip seslenmişti. Biz ne güzel cevap vereniz!
    وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ
  • Sâffât  76 (Mealleri Karşılaştır): Onu ve ailesini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
    وَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
  • Sâffât  77 (Mealleri Karşılaştır): Onun neslini yeryüzünde kalanlar kıldık.
    وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ
  • Sâffât  78 (Mealleri Karşılaştır): Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.
    وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
  • Sâffât  79 (Mealleri Karşılaştır): Âlemler içinde Nûh’a selâm olsun!
    سَلَٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍ فِى ٱلْعَٰلَمِينَ
  • Sâffât  80 (Mealleri Karşılaştır): İşte biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.
    إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
  • Sâffât  81 (Mealleri Karşılaştır): Çünkü o, bizim mü’min kullarımızdandı.
    إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
  • Sâffât  82 (Mealleri Karşılaştır): Sonra biz, diğerlerini suda boğduk.
    ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْءَاخَرِينَ
  • Sâffât  83 (Mealleri Karşılaştır): Şüphesiz İbrahim de O’nun taraftarlarından idi.
    ۞ وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ
  • Sâffât  84 (Mealleri Karşılaştır): Hani o, Rabbine temiz bir kalple gelmişti.
    إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ
  • Sâffât  85 (Mealleri Karşılaştır): Hani babasına ve kavmine şöyle demişti: “Siz neye tapıyorsunuz?”
    إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ
  • Sâffât  86 (Mealleri Karşılaştır): “Allah’ı bırakıp da birtakım uydurma ilâhlar mı istiyorsunuz?”
    أَئِفْكًا ءَالِهَةً دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ
  • Sâffât  87 (Mealleri Karşılaştır): “O hâlde, âlemlerin Rabbi hakkında görüşünüz nedir?”
    فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
  • Sâffât  88 (Mealleri Karşılaştır): (88-89) İbrahim, yıldızlara baktı ve “Ben hastayım” dedi.
    فَنَظَرَ نَظْرَةً فِى ٱلنُّجُومِ
  • Sâffât  89 (Mealleri Karşılaştır): (88-89) İbrahim, yıldızlara baktı ve “Ben hastayım” dedi.
    فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌ
  • Sâffât  90 (Mealleri Karşılaştır): Bunun üzerine arkalarını dönüp ondan uzaklaştılar.
    فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ
  • Sâffât  91 (Mealleri Karşılaştır): İbrahim, onların putlarının tarafına gizlice gitti ve şöyle dedi: “Yemez misiniz?”
    فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
  • Sâffât  92 (Mealleri Karşılaştır): “Ne diye konuşmuyorsunuz?”
    مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ
  • Sâffât  93 (Mealleri Karşılaştır): Derken üzerlerine yürüyüp onlara güçlü bir darbe indirdi.
    فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ
  • Sâffât  94 (Mealleri Karşılaştır): Kavmi (telaş içinde) koşarak ona doğru geldi.
    فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ
  • Sâffât  95 (Mealleri Karşılaştır): İbrahim, şöyle dedi: “Yonttuğunuz putlara mı tapıyorsunuz?”
    قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ
  • Sâffât  96 (Mealleri Karşılaştır): “Oysa Allah sizi de, yaptığınız şeyleri de yaratmıştır.”
    وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ
  • Sâffât  97 (Mealleri Karşılaştır): Kavmi, “Onun için bir bina yapın, (içinde ateş yakın) ve onu ateşe atın” dedi.
    قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَٰنًا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ
  • Sâffât  98 (Mealleri Karşılaştır): Böylece ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de onları en alçak kimseler kıldık.
    فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًا فَجَعَلْنَٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ
  • Sâffât  99 (Mealleri Karşılaştır): İbrahim, şöyle dedi: “Ben Rabbime (O’nun emrettiği yere) gideceğim. O, bana yol gösterecektir.”
    وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ
  • Sâffât  100 (Mealleri Karşılaştır): “Ey Rabbim! Bana salihlerden olacak bir çocuk bağışla.”
    رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
  • Sâffât  101 (Mealleri Karşılaştır): Biz de ona uysal bir oğul müjdeledik.
    فَبَشَّرْنَٰهُ بِغُلَٰمٍ حَلِيمٍ
  • Sâffât  102 (Mealleri Karşılaştır): Çocuk kendisiyle birlikte koşup yürüyecek yaşa gelince İbrahim ona, “Yavrum, ben rüyamda seni boğazladığımı gördüm. Düşün bakalım, ne dersin?” dedi. O da, “Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın” dedi.
    فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ ۖ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّٰبِرِينَ
  • Sâffât  103 (Mealleri Karşılaştır): (103-104) Nihayet her ikisi de (Allah’ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: “Ey İbrahim!”
    فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ
  • Sâffât  104 (Mealleri Karşılaştır): (103-104) Nihayet her ikisi de (Allah’ın emrine) boyun eğip, İbrahim de onu (boğazlamak için) yüz üstü yere yatırınca ona, şöyle seslendik: “Ey İbrahim!”
    وَنَٰدَيْنَٰهُ أَن يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ
  • Sâffât  105 (Mealleri Karşılaştır): “Gördüğün rüyanın hükmünü yerine getirdin. Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.”
    قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
  • Sâffât  106 (Mealleri Karşılaştır): “Şüphesiz bu apaçık bir imtihandır.”
    إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ
  • Sâffât  107 (Mealleri Karşılaştır): Biz, (İbrahim’e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail’i) kurtardık.
    وَفَدَيْنَٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ
  • Sâffât  108 (Mealleri Karşılaştır): Sonradan gelenler arasında ona güzel bir ad bıraktık.
    وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
  • Sâffât  109 (Mealleri Karşılaştır): İbrahim’e selâm olsun.
    سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ
  • Sâffât  110 (Mealleri Karşılaştır): İyilik yapanları işte böyle mükâfatlandırırız.
    كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
  • Sâffât  111 (Mealleri Karşılaştır): Çünkü o mü’min kullarımızdandı.
    إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
  • Sâffât  112 (Mealleri Karşılaştır): Biz onu salihlerden bir peygamber olarak İshak ile de müjdeledik.
    وَبَشَّرْنَٰهُ بِإِسْحَٰقَ نَبِيًّا مِّنَ ٱلصَّٰلِحِينَ
  • Sâffât  113 (Mealleri Karşılaştır): Onu da İshak’ı da uğurlu kıldık. Her ikisinin nesillerinden iyilik yapanlar da vardı, kendine apaçık zulmedenler de.
    وَبَٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَٰقَ ۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌ
  • Sâffât  114 (Mealleri Karşılaştır): Andolsun, biz Mûsâ’ya ve Hârûn’a da lütufta bulunduk.
    وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
  • Sâffât  115 (Mealleri Karşılaştır): Onları ve kavimlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık.
    وَنَجَّيْنَٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ
  • Sâffât  116 (Mealleri Karşılaştır): Onlara yardım ettik de onlar galip gelenler oldular.
    وَنَصَرْنَٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَٰلِبِينَ
  • Sâffât  117 (Mealleri Karşılaştır): Biz onlara (hükümlerimizi) açıklayan Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik.
    وَءَاتَيْنَٰهُمَا ٱلْكِتَٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ
  • Sâffât  118 (Mealleri Karşılaştır): Onları doğru yola ilettik.
    وَهَدَيْنَٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ
  • Sâffât  119 (Mealleri Karşılaştır): Sonradan gelenler arasında onlara güzel birer ad bıraktık.
    وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْءَاخِرِينَ
  • Sâffât  120 (Mealleri Karşılaştır): Mûsâ’ya ve Hârûn’a selâm olsun.
    سَلَٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ
  • Sâffât  121 (Mealleri Karşılaştır): Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.
    إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
  • Sâffât  122 (Mealleri Karşılaştır): Çünkü onlar mü’min kullarımızdan idiler.
    إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
  • Sâffât  123 (Mealleri Karşılaştır): Şüphesiz İlyas da peygamberlerden idi.
    وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
  • Sâffât  124 (Mealleri Karşılaştır): Hani kavmine şöyle demişti: “Allah’a karşı gelmekten sakınmaz mısınız?”
    إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ
  • Sâffât  125 (Mealleri Karşılaştır): (125-126) “Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah’ı bırakarak “Ba’l’e mi tapıyorsunuz?”
    أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَٰلِقِينَ
  • Sâffât  126 (Mealleri Karşılaştır): (125-126) “Yaratıcıların en güzelini, sizin ve geçmiş atalarınızın Rabbi olan Allah’ı bırakarak “Ba’l’e mi tapıyorsunuz?”
    ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
  • Sâffât  127 (Mealleri Karşılaştır): Onu yalanladılar. Bu sebeple onlar (cehenneme) götürüleceklerdir.
    فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
  • Sâffât  128 (Mealleri Karşılaştır): Ancak Allah’ın ihlâslı kulları başka.
    إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
  • Sâffât  129 (Mealleri Karşılaştır): Sonradan gelenler içerisinde ona güzel bir ad bıraktık.
    وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْءَاخِرِينَ
  • Sâffât  130 (Mealleri Karşılaştır): İlyas’a selâm olsun.
    سَلَٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ
  • Sâffât  131 (Mealleri Karşılaştır): Şüphesiz biz iyilik yapanları böyle mükâfatlandırırız.
    إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
  • Sâffât  132 (Mealleri Karşılaştır): Çünkü o bizim mü’min kullarımızdandı.
    إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ
  • Sâffât  133 (Mealleri Karşılaştır): Şüphesiz Lût da peygamberlerdendi.
    وَإِنَّ لُوطًا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
  • Sâffât  134 (Mealleri Karşılaştır): (134-135) Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kâfir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık.
    إِذْ نَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ
  • Sâffât  135 (Mealleri Karşılaştır): (134-135) Hani biz onu ve geride kalanlar arasındaki yaşlı bir kadın (kâfir olan eşi) dışında bütün ailesini kurtarmıştık.
    إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَٰبِرِينَ
  • Sâffât  136 (Mealleri Karşılaştır): Sonra da diğerlerini yok ettik.
    ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْءَاخَرِينَ
  • Sâffât  137 (Mealleri Karşılaştır): (137-138) Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz?
    وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ
  • Sâffât  138 (Mealleri Karşılaştır): (137-138) Şüphesiz sizler (yolculuklarınız sırasında) sabah akşam onların (harap olmuş) yurtlarına uğrayıp duruyorsunuz. Hâlâ düşünmeyecek misiniz?
    وَبِٱلَّيْلِ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
  • Sâffât  139 (Mealleri Karşılaştır): Şüphesiz Yûnus da peygamberlerdendi.
    وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
  • Sâffât  140 (Mealleri Karşılaştır): Hani o kaçıp yüklü gemiye binmişti.
    إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
  • Sâffât  141 (Mealleri Karşılaştır): Gemidekilerle kur’a çekmiş ve kaybedenlerden olmuştu.
    فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ
  • Sâffât  142 (Mealleri Karşılaştır): Böylece, Yûnus kendini kınayıp dururken balık onu yuttu.
    فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ
  • Sâffât  143 (Mealleri Karşılaştır): (143-144) Eğer o, Allah’ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.
    فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ
  • Sâffât  144 (Mealleri Karşılaştır): (143-144) Eğer o, Allah’ı tespih edip yüceltenlerden olmasaydı, mutlaka insanların diriltileceği güne kadar balığın karnında kalırdı.
    لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ
  • Sâffât  145 (Mealleri Karşılaştır): Derken biz onu hasta bir hâlde sahile attık.
    ۞ فَنَبَذْنَٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌ
  • Sâffât  146 (Mealleri Karşılaştır): Üzerine geniş yapraklı bir ağaç bitirdik.
    وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِّن يَقْطِينٍ
  • Sâffât  147 (Mealleri Karşılaştır): Biz onu yüz bin, yahut daha fazla insana peygamber olarak gönderdik.
    وَأَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ
  • Sâffât  148 (Mealleri Karşılaştır): Nihayet onlar iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.
    فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍ
  • Sâffât  149 (Mealleri Karşılaştır): Ey Muhammed! Onlara sor: Kız çocukları Rabbinin de, erkek çocukları onların mı?
    فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ
  • Sâffât  150 (Mealleri Karşılaştır): Yoksa biz melekleri dişi olarak yaratmışız da onlar şahid mi bulunuyorlarmış?
    أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَٰٓئِكَةَ إِنَٰثًا وَهُمْ شَٰهِدُونَ
  • Sâffât  151 (Mealleri Karşılaştır): (151-152) İyi bilin ki onlar kendi uydurmaları olarak, “Allah çocuk sahibi oldu” diyorlar. Onlar elbette yalan söylüyorlar.
    أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ
  • Sâffât  152 (Mealleri Karşılaştır): (151-152) İyi bilin ki onlar kendi uydurmaları olarak, “Allah çocuk sahibi oldu” diyorlar. Onlar elbette yalan söylüyorlar.
    وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَٰذِبُونَ
  • Sâffât  153 (Mealleri Karşılaştır): Yoksa Allah kızları erkeklere tercih mi etti?
    أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ
  • Sâffât  154 (Mealleri Karşılaştır): Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz!
    مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ
  • Sâffât  155 (Mealleri Karşılaştır): Hiç düşünmüyor musunuz?
    أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
  • Sâffât  156 (Mealleri Karşılaştır): Yoksa sizin apaçık bir deliliniz mi var?
    أَمْ لَكُمْ سُلْطَٰنٌ مُّبِينٌ
  • Sâffât  157 (Mealleri Karşılaştır): Eğer doğru söyleyen kimseler iseniz getirin (bu delili içeren) kitabınızı!
    فَأْتُوا۟ بِكِتَٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
  • Sâffât  158 (Mealleri Karşılaştır): Allah ile cinler arasında da nesep bağı kurdular. Oysa cinler de kendilerinin Allah’ın huzuruna getirileceklerini bilirler.
    وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًا ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ
  • Sâffât  159 (Mealleri Karşılaştır): Allah, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.
    سُبْحَٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ
  • Sâffât  160 (Mealleri Karşılaştır): Ancak Allah’ın ihlâslı kulları bunlar gibi değildir.
    إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
  • Sâffât  161 (Mealleri Karşılaştır): (161-163) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah’ın yolundan saptırabilirsiniz.
    فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ
  • Sâffât  162 (Mealleri Karşılaştır): (161-163) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah’ın yolundan saptırabilirsiniz.
    مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَٰتِنِينَ
  • Sâffât  163 (Mealleri Karşılaştır): (161-163) (Ey müşrikler!) Ne siz ve ne de taptıklarınız, cehenneme gireceklerden başkasını kandırıp Allah’ın yolundan saptırabilirsiniz.
    إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ
  • Sâffât  164 (Mealleri Karşılaştır): (Melekler derler ki:) “Bizim her birimizin bilinen bir makamı vardır.”
    وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ
  • Sâffât  165 (Mealleri Karşılaştır): “Şüphesiz biz (orada) saf duranlarız.”
    وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ
  • Sâffât  166 (Mealleri Karşılaştır): “Şüphesiz biz (Allah’ı) tespih edip yüceltenleriz.”
    وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ
  • Sâffât  167 (Mealleri Karşılaştır): (167-169) Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: “Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk.”
    وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ
  • Sâffât  168 (Mealleri Karşılaştır): (167-169) Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: “Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk.”
    لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
  • Sâffât  169 (Mealleri Karşılaştır): (167-169) Müşrikler) şunu da söylüyorlardı: “Eğer yanımızda öncekilere verilen kitaplardan bir kitap olsaydı, elbette biz ihlâslı kullar olurduk.”
    لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ
  • Sâffât  170 (Mealleri Karşılaştır): Fakat (kitap gelince) onu inkâr ettiler. Yakında (sonlarının ne olacağını) bilecekler.
    فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
  • Sâffât  171 (Mealleri Karşılaştır): Andolsun, peygamber olarak gönderilen kullarımız hakkında şu sözümüz geçmişti:
    وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ
  • Sâffât  172 (Mealleri Karşılaştır): “Onlara mutlaka yardım edilecektir.”
    إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ
  • Sâffât  173 (Mealleri Karşılaştır): “Şüphesiz ordularımız galip gelecektir.”
    وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَٰلِبُونَ
  • Sâffât  174 (Mealleri Karşılaştır): O hâlde, bir süreye kadar onlardan yüz çevir
    فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ
  • Sâffât  175 (Mealleri Karşılaştır): Gözetle onları, yakında onlar da görecekler.
    وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
  • Sâffât  176 (Mealleri Karşılaştır): Yoksa onlar azabımızı acele mi istiyorlar?
    أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ
  • Sâffât  177 (Mealleri Karşılaştır): Fakat azabımız onların yurtlarına indiğinde, o uyarılmış olanların sabahı ne kötü olur!
    فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ
  • Sâffât  178 (Mealleri Karşılaştır): Ey Muhammed! Bir süreye kadar onlardan yüz çevir.
    وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ
  • Sâffât  179 (Mealleri Karşılaştır): (Bekle ve) gör. Onlar da yakında görecekler.
    وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ
  • Sâffât  180 (Mealleri Karşılaştır): Senin Rabbin; kudret ve şeref sahibi olan Rab, onların nitelendirdiği şeylerden uzaktır, yücedir.
    سُبْحَٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ
  • Sâffât  181 (Mealleri Karşılaştır): Peygamberlere selâm olsun.
    وَسَلَٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ
  • Sâffât  182 (Mealleri Karşılaştır): Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur.
    وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
  • Vaktin Çağrısı
    Güncel