• Anasayfa ❭
  • Kuran Meali ❭
  • Nâziât  suresi ❭
  • Nâziât Suresi, Nâziât suresinin anlamı, yazılışı, Türkçe okunuşu ve sesli dinle


  • Nâziât  1 (Mealleri Karşılaştır): Andolsun (kâfirlerin ruhlarını) şiddetle çekip çıkaranlara,
    بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلنَّٰزِعَٰتِ غَرْقًا
  • Nâziât  2 (Mealleri Karşılaştır): Andolsun (mü’minlerin ruhlarını) kolaylıkla alanlara,
    وَٱلنَّٰشِطَٰتِ نَشْطًا
  • Nâziât  3 (Mealleri Karşılaştır): Andolsun yüzüp yüzüp gidenlere,
    وَٱلسَّٰبِحَٰتِ سَبْحًا
  • Nâziât  4 (Mealleri Karşılaştır): Derken, öne geçenlere,
    فَٱلسَّٰبِقَٰتِ سَبْقًا
  • Nâziât  5 (Mealleri Karşılaştır): Nihayet işi çekip çevirenlere (ki, mutlaka tekrar diriltileceksiniz).
    فَٱلْمُدَبِّرَٰتِ أَمْرًا
  • Nâziât  6 (Mealleri Karşılaştır): (6-7) Büyük bir sarsıntının olacağı o günde o sarsıntıyı, peşinden gelen başka bir sarsıntı izleyecektir.
    يَوْمَ تَرْجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ
  • Nâziât  7 (Mealleri Karşılaştır): (6-7) Büyük bir sarsıntının olacağı o günde o sarsıntıyı, peşinden gelen başka bir sarsıntı izleyecektir.
    تَتْبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ
  • Nâziât  8 (Mealleri Karşılaştır): O gün birtakım kalpler (tedirginlik içinde) şiddetle çarpacaktır.
    قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ
  • Nâziât  9 (Mealleri Karşılaştır): Onların gözleri (korku ile) inecektir.
    أَبْصَٰرُهَا خَٰشِعَةٌ
  • Nâziât  10 (Mealleri Karşılaştır): Şöyle derler: “Biz gerçekten gerisin geriye eski hâlimize mi döndürüleceğiz?”
    يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِى ٱلْحَافِرَةِ
  • Nâziât  11 (Mealleri Karşılaştır): “Bizler çürümüş kemiklere döndükten sonra mı?”
    أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمًا نَّخِرَةً
  • Nâziât  12 (Mealleri Karşılaştır): “Öyle ise bu hüsran dolu bir dönüştür” dediler.
    قَالُوا۟ تِلْكَ إِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ
  • Nâziât  13 (Mealleri Karşılaştır): Hâlbuki o, bir haykırıştan (sûr’un üfürülmesinden) ibarettir.
    فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ
  • Nâziât  14 (Mealleri Karşılaştır): Birdenbire kendilerini mahşerde buluverirler.
    فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ
  • Nâziât  15 (Mealleri Karşılaştır): (Ey Muhammed!) Mûsâ’nın haberi sana geldi mi?
    هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ
  • Nâziât  16 (Mealleri Karşılaştır): Hani, Rabbi ona mukaddes Tuvâ vadisinde şöyle seslenmişti:
    إِذْ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى
  • Nâziât  17 (Mealleri Karşılaştır): “Haydi Firavun’a git! Çünkü o azmıştır.”
    ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
  • Nâziât  18 (Mealleri Karşılaştır): “Ona de ki: İster misin (küfür ve isyanından) temizlenesin?
    فَقُلْ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ
  • Nâziât  19 (Mealleri Karşılaştır): Seni Rabbine ileteyim de O’na karşı derinden saygı duyup korkasın!”
    وَأَهْدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخْشَىٰ
  • Nâziât  20 (Mealleri Karşılaştır): Derken Mûsâ ona en büyük mucizeyi gösterdi.
    فَأَرَىٰهُ ٱلْءَايَةَ ٱلْكُبْرَىٰ
  • Nâziât  21 (Mealleri Karşılaştır): Fakat o, Mûsâ’yı yalanladı ve isyan etti.
    فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ
  • Nâziât  22 (Mealleri Karşılaştır): Sonra sırt dönüp koşarak gitti.
    ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَىٰ
  • Nâziât  23 (Mealleri Karşılaştır): Hemen (adamlarını) topladı ve onlara seslendi:
    فَحَشَرَ فَنَادَىٰ
  • Nâziât  24 (Mealleri Karşılaştır): “Ben, sizin en yüce Rabbinizim!” dedi.
    فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلْأَعْلَىٰ
  • Nâziât  25 (Mealleri Karşılaştır): Allah onu, ibret verici şekilde dünya ve âhiret cezasıyla cezalandırdı.
    فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلْءَاخِرَةِ وَٱلْأُولَىٰٓ
  • Nâziât  26 (Mealleri Karşılaştır): Şüphesiz bunda Allah’tan sakınıp korkan kimseler için büyük bir ibret vardır.
    إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةً لِّمَن يَخْشَىٰٓ
  • Nâziât  27 (Mealleri Karşılaştır): (Ey inkârcılar!) Sizi yaratmak mı daha zor, yoksa göğü yaratmak mı? Onu Allah kurmuştur.
    ءَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُ ۚ بَنَىٰهَا
  • Nâziât  28 (Mealleri Karşılaştır): Onu yükseltmiş ve ona düzen ve âhenk vermiştir.
    رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّىٰهَا
  • Nâziât  29 (Mealleri Karşılaştır): O göğün gecesini karanlık yaptı, ışığını da çıkardı.
    وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَىٰهَا
  • Nâziât  30 (Mealleri Karşılaştır): Ardından yeri düzenleyip döşedi.
    وَٱلْأَرْضَ بَعْدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ
  • Nâziât  31 (Mealleri Karşılaştır): Ondan suyunu ve merasını çıkardı.
    أَخْرَجَ مِنْهَا مَآءَهَا وَمَرْعَىٰهَا
  • Nâziât  32 (Mealleri Karşılaştır): Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.
    وَٱلْجِبَالَ أَرْسَىٰهَا
  • Nâziât  33 (Mealleri Karşılaştır): Bunları sizin için ve hayvanlarınız için bir yarar kaynağı yaptı.
    مَتَٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَٰمِكُمْ
  • Nâziât  34 (Mealleri Karşılaştır): (34-35) En büyük felaket (kıyamet) geldiği zaman, o gün insan yaptıklarını hatırlar.
    فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلْكُبْرَىٰ
  • Nâziât  35 (Mealleri Karşılaştır): (34-35) En büyük felaket (kıyamet) geldiği zaman, o gün insan yaptıklarını hatırlar.
    يَوْمَ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَٰنُ مَا سَعَىٰ
  • Nâziât  36 (Mealleri Karşılaştır): Cehennem, görenler için apaçık bir şekilde gösterilir.
    وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ
  • Nâziât  37 (Mealleri Karşılaştır): (37-39) Kim azgınlık eder ve dünya hayatını tercih ederse, şüphesiz, cehennem onun sığınağıdır.
    فَأَمَّا مَن طَغَىٰ
  • Nâziât  38 (Mealleri Karşılaştır): (37-39) Kim azgınlık eder ve dünya hayatını tercih ederse, şüphesiz, cehennem onun sığınağıdır.
    وَءَاثَرَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا
  • Nâziât  39 (Mealleri Karşılaştır): (37-39) Kim azgınlık eder ve dünya hayatını tercih ederse, şüphesiz, cehennem onun sığınağıdır.
    فَإِنَّ ٱلْجَحِيمَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ
  • Nâziât  40 (Mealleri Karşılaştır): (40-41) Kim de, Rabbinin huzurunda duracağından korkar ve nefsini arzularından alıkoyarsa, şüphesiz, cennet onun sığınağıdır.
    وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفْسَ عَنِ ٱلْهَوَىٰ
  • Nâziât  41 (Mealleri Karşılaştır): (40-41) Kim de, Rabbinin huzurunda duracağından korkar ve nefsini arzularından alıkoyarsa, şüphesiz, cennet onun sığınağıdır.
    فَإِنَّ ٱلْجَنَّةَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ
  • Nâziât  42 (Mealleri Karşılaştır): Sana, kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar.
    يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَىٰهَا
  • Nâziât  43 (Mealleri Karşılaştır): Onu bilip söylemek nerede, sen nerede?
    فِيمَ أَنتَ مِن ذِكْرَىٰهَآ
  • Nâziât  44 (Mealleri Karşılaştır): Onun nihai bilgisi yalnız Rabbine âittir.
    إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ
  • Nâziât  45 (Mealleri Karşılaştır): Sen, ancak ondan korkanları uyarıcısın.
    إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخْشَىٰهَا
  • Nâziât  46 (Mealleri Karşılaştır): Kıyameti gördükleri gün onlar, sanki dünyada ancak bir akşam, yahut bir kuşluk vakti kadar kalmış gibidirler.
    كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَىٰهَا
  • Vaktin Çağrısı
    Güncel
    Dini Hayat