• Anasayfa ❭
  • Kuran Meali ❭
  • Zâriyât  suresi ❭
  • Zâriyât Suresi, Zâriyât suresinin anlamı, yazılışı, Türkçe okunuşu ve sesli dinle


  • Zâriyât  1 (Mealleri Karşılaştır): (1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.
    بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلذَّٰرِيَٰتِ ذَرْوًا
  • Zâriyât  2 (Mealleri Karşılaştır): (1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.
    فَٱلْحَٰمِلَٰتِ وِقْرًا
  • Zâriyât  3 (Mealleri Karşılaştır): (1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.
    فَٱلْجَٰرِيَٰتِ يُسْرًا
  • Zâriyât  4 (Mealleri Karşılaştır): (1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.
    فَٱلْمُقَسِّمَٰتِ أَمْرًا
  • Zâriyât  5 (Mealleri Karşılaştır): (1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.
    إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌ
  • Zâriyât  6 (Mealleri Karşılaştır): (1-6) Tozutup savuranlara, ağırlık taşıyanlara, kolaylıkla akanlara, iş bölüştürenlere andolsun ki, size vaad olunan şey elbette doğrudur. Hesap ve ceza mutlaka gerçekleşecektir.
    وَإِنَّ ٱلدِّينَ لَوَٰقِعٌ
  • Zâriyât  7 (Mealleri Karşılaştır): (7-8) Yollara (yıldızların dolaştığı yörüngelere) sahip göğe andolsun ki, muhakkak siz, (peygamber hakkında) çelişkili sözler söylüyorsunuz.
    وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلْحُبُكِ
  • Zâriyât  8 (Mealleri Karşılaştır): (7-8) Yollara (yıldızların dolaştığı yörüngelere) sahip göğe andolsun ki, muhakkak siz, (peygamber hakkında) çelişkili sözler söylüyorsunuz.
    إِنَّكُمْ لَفِى قَوْلٍ مُّخْتَلِفٍ
  • Zâriyât  9 (Mealleri Karşılaştır): Ondan (Peygamber’den) çevrilen çevrilir.
    يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ
  • Zâriyât  10 (Mealleri Karşılaştır): (10-11) Cehalet içinde gaflete dalmış olan (ve “Muhammed şairdir, delidir” diyen) yalancılar kahrolsun!
    قُتِلَ ٱلْخَرَّٰصُونَ
  • Zâriyât  11 (Mealleri Karşılaştır): (10-11) Cehalet içinde gaflete dalmış olan (ve “Muhammed şairdir, delidir” diyen) yalancılar kahrolsun!
    ٱلَّذِينَ هُمْ فِى غَمْرَةٍ سَاهُونَ
  • Zâriyât  12 (Mealleri Karşılaştır): “Ceza günü ne zaman?” diye sorarlar.
    يَسْـَٔلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلدِّينِ
  • Zâriyât  13 (Mealleri Karşılaştır): (13-14) Ateş üzerinde azaba uğratılacakları gün (görevli melekler onlara şöyle der): “Azabınızı tadın! İşte acele isteyip durduğunuz şey budur.”
    يَوْمَ هُمْ عَلَى ٱلنَّارِ يُفْتَنُونَ
  • Zâriyât  14 (Mealleri Karşılaştır): (13-14) Ateş üzerinde azaba uğratılacakları gün (görevli melekler onlara şöyle der): “Azabınızı tadın! İşte acele isteyip durduğunuz şey budur.”
    ذُوقُوا۟ فِتْنَتَكُمْ هَٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَسْتَعْجِلُونَ
  • Zâriyât  15 (Mealleri Karşılaştır): (15-16) Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği şeyleri alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunurlar. Şüphesiz onlar bundan önce iyilik yapan kimselerdi.
    إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍ وَعُيُونٍ
  • Zâriyât  16 (Mealleri Karşılaştır): (15-16) Şüphesiz Allah’a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiği şeyleri alarak cennetlerde ve pınar başlarında bulunurlar. Şüphesiz onlar bundan önce iyilik yapan kimselerdi.
    ءَاخِذِينَ مَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُحْسِنِينَ
  • Zâriyât  17 (Mealleri Karşılaştır): Geceleri pek az uyurlardı.
    كَانُوا۟ قَلِيلًا مِّنَ ٱلَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ
  • Zâriyât  18 (Mealleri Karşılaştır): Seherlerde bağışlama dilerlerdi.
    وَبِٱلْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ
  • Zâriyât  19 (Mealleri Karşılaştır): Mallarında (yardım) isteyen ve (iffetinden dolayı isteyemeyip) mahrum olanlar için bir hak vardır.
    وَفِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّ لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ
  • Zâriyât  20 (Mealleri Karşılaştır): (20-21) Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinizde birçok alametler vardır. Hâlâ görmüyor musunuz?
    وَفِى ٱلْأَرْضِ ءَايَٰتٌ لِّلْمُوقِنِينَ
  • Zâriyât  21 (Mealleri Karşılaştır): (20-21) Kesin olarak inananlar için yeryüzünde ve kendi nefislerinizde birçok alametler vardır. Hâlâ görmüyor musunuz?
    وَفِىٓ أَنفُسِكُمْ ۚ أَفَلَا تُبْصِرُونَ
  • Zâriyât  22 (Mealleri Karşılaştır): Gökte rızkınız ve size vaad olunan şeyler vardır.
    وَفِى ٱلسَّمَآءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ
  • Zâriyât  23 (Mealleri Karşılaştır): Göğün ve yerin Rabbine andolsun ki o (size va’dolunanlar), sizin konuşmanız gibi gerçektir.
    فَوَرَبِّ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِنَّهُۥ لَحَقٌّ مِّثْلَ مَآ أَنَّكُمْ تَنطِقُونَ
  • Zâriyât  24 (Mealleri Karşılaştır): (Ey Muhammed!) İbrahim’in ağırlanan misafirlerinin haberi sana geldi mi?
    هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ ٱلْمُكْرَمِينَ
  • Zâriyât  25 (Mealleri Karşılaştır): Hani onlar, İbrahim’in yanına varmışlar ve “Selâm olsun sana!” demişlerdi. O da “Size de selâm olsun.” demiş, “Bunlar tanınmamış (yabancı) kimseler” (diye düşünmüştü).
    إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًا ۖ قَالَ سَلَٰمٌ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ
  • Zâriyât  26 (Mealleri Karşılaştır): Hissettirmeden ailesinin yanına gidip, (pişirilmiş) semiz bir buzağı getirdi.
    فَرَاغَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ فَجَآءَ بِعِجْلٍ سَمِينٍ
  • Zâriyât  27 (Mealleri Karşılaştır): Onu önlerine koydu. “Yemez misiniz?” dedi.
    فَقَرَّبَهُۥٓ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
  • Zâriyât  28 (Mealleri Karşılaştır): (Yemediklerini görünce) onlardan İbrahim’in içine bir korku düştü. Onlar, “korkma” dediler ve onu bilgin bir oğul ile müjdelediler.
    فَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةً ۖ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ ۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٍ
  • Zâriyât  29 (Mealleri Karşılaştır): Bunun üzerine karısı bir çığlık kopararak yönelip elini yüzüne vurdu. “Ben kısır bir kocakarıyım (nasıl çocuğum olabilir?)” dedi.
    فَأَقْبَلَتِ ٱمْرَأَتُهُۥ فِى صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌ
  • Zâriyât  30 (Mealleri Karşılaştır): Onlar dediler ki: “Rabbin böyle buyurdu. Şüphesiz O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.”
    قَالُوا۟ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْعَلِيمُ
  • Zâriyât  31 (Mealleri Karşılaştır): İbrahim, onlara: “O hâlde asıl işiniz nedir ey elçiler?” dedi.
    ۞ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ
  • Zâriyât  32 (Mealleri Karşılaştır): (32-34) Onlar şöyle dediler: “Biz suçlu bir kavme (Lût’un kavmine), üzerlerine çamurdan, pişirilmiş ve Rabbinin katında haddi aşanlar için belirlenmiş taşlar yağdırmak için gönderildik.”
    قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ
  • Zâriyât  33 (Mealleri Karşılaştır): (32-34) Onlar şöyle dediler: “Biz suçlu bir kavme (Lût’un kavmine), üzerlerine çamurdan, pişirilmiş ve Rabbinin katında haddi aşanlar için belirlenmiş taşlar yağdırmak için gönderildik.”
    لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن طِينٍ
  • Zâriyât  34 (Mealleri Karşılaştır): (32-34) Onlar şöyle dediler: “Biz suçlu bir kavme (Lût’un kavmine), üzerlerine çamurdan, pişirilmiş ve Rabbinin katında haddi aşanlar için belirlenmiş taşlar yağdırmak için gönderildik.”
    مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ
  • Zâriyât  35 (Mealleri Karşılaştır): Orada (Lût’un yöresinde) bulunan mü’minleri çıkardık.
    فَأَخْرَجْنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
  • Zâriyât  36 (Mealleri Karşılaştır): Zaten orada bir ev halkından başka müslüman bulamadık.
    فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِّنَ ٱلْمُسْلِمِينَ
  • Zâriyât  37 (Mealleri Karşılaştır): Orada, elem dolu azaptan korkacaklar için bir ibret bıraktık.
    وَتَرَكْنَا فِيهَآ ءَايَةً لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ
  • Zâriyât  38 (Mealleri Karşılaştır): Mûsâ kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu açık bir delil ile Firavun’a göndermiştik.
    وَفِى مُوسَىٰٓ إِذْ أَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَٰنٍ مُّبِينٍ
  • Zâriyât  39 (Mealleri Karşılaştır): O ise kuvvetine güvenerek yüz çevirdi ve “Bu bir büyücü veya delidir” dedi.
    فَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِۦ وَقَالَ سَٰحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ
  • Zâriyât  40 (Mealleri Karşılaştır): Bunun üzerine biz de kendisini ve ordularını yakalayıp denize attık. O ise (pişman olmuş), kendini kınıyordu.
    فَأَخَذْنَٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذْنَٰهُمْ فِى ٱلْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌ
  • Zâriyât  41 (Mealleri Karşılaştır): Âd kavminde de ibretler vardır. Hani onların üzerine köklerini kesen rüzgârı göndermiştik.
    وَفِى عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلرِّيحَ ٱلْعَقِيمَ
  • Zâriyât  42 (Mealleri Karşılaştır): Üzerine uğradığı hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka onu kül ediyordu.
    مَا تَذَرُ مِن شَىْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَٱلرَّمِيمِ
  • Zâriyât  43 (Mealleri Karşılaştır): Semûd kavminde de ibretler vardır. Hani onlara, “Bir süreye kadar faydalanın bakalım” denmişti.
    وَفِى ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا۟ حَتَّىٰ حِينٍ
  • Zâriyât  44 (Mealleri Karşılaştır): Derken Rablerinin emrinden uzaklaşıp azmışlardı. Bu yüzden bakınıp dururken kendilerini yıldırım çarpıvermişti.
    فَعَتَوْا۟ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ وَهُمْ يَنظُرُونَ
  • Zâriyât  45 (Mealleri Karşılaştır): Artık, ne yerlerinden kalkmaya güçleri yetti, ne de başkasından yardım görebildiler.
    فَمَا ٱسْتَطَٰعُوا۟ مِن قِيَامٍ وَمَا كَانُوا۟ مُنتَصِرِينَ
  • Zâriyât  46 (Mealleri Karşılaştır): Bunlardan önce de Nûh kavmini helâk etmiştik. Çünkü onlar fâsık bir toplum idiler.
    وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًا فَٰسِقِينَ
  • Zâriyât  47 (Mealleri Karşılaştır): Göğü kudretimizle biz kurduk ve şüphesiz bizim (her şeye) gücümüz yeter.
    وَٱلسَّمَآءَ بَنَيْنَٰهَا بِأَيْي۟دٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ
  • Zâriyât  48 (Mealleri Karşılaştır): Yeri de biz döşedik. Biz ne güzel döşeyiciyiz.
    وَٱلْأَرْضَ فَرَشْنَٰهَا فَنِعْمَ ٱلْمَٰهِدُونَ
  • Zâriyât  49 (Mealleri Karşılaştır): Düşünüp ibret alasınız diye her şeyden (erkekli dişili) iki eş yarattık.
    وَمِن كُلِّ شَىْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
  • Zâriyât  50 (Mealleri Karşılaştır): O hâlde Allah’a koşun. Şüphesiz ben, size O’nun katından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.
    فَفِرُّوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
  • Zâriyât  51 (Mealleri Karşılaştır): Allah ile beraber başka bir ilâh edinmeyin. Gerçekten ben, size, Allah tarafından gönderilmiş açık bir uyarıcıyım.
    وَلَا تَجْعَلُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
  • Zâriyât  52 (Mealleri Karşılaştır): İşte böyle! Onlardan öncekilere hiçbir peygamber gelmemişti ki, “O bir büyücüdür” yahut “bir delidir” demiş olmasınlar.
    كَذَٰلِكَ مَآ أَتَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُوا۟ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ
  • Zâriyât  53 (Mealleri Karşılaştır): Onlar bunu birbirlerine tavsiye mi ettiler (ki hep aynı şeyleri söylüyorlar)? Hayır, onlar azgın bir topluluktur.
    أَتَوَاصَوْا۟ بِهِۦ ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ
  • Zâriyât  54 (Mealleri Karşılaştır): Onun için, onlardan yüz çevir. Artık kınanacak değilsin.
    فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَآ أَنتَ بِمَلُومٍ
  • Zâriyât  55 (Mealleri Karşılaştır): Sen yine de öğüt ver. Çünkü öğüt mü’minlere fayda verir.
    وَذَكِّرْ فَإِنَّ ٱلذِّكْرَىٰ تَنفَعُ ٱلْمُؤْمِنِينَ
  • Zâriyât  56 (Mealleri Karşılaştır): Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.
    وَمَا خَلَقْتُ ٱلْجِنَّ وَٱلْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
  • Zâriyât  57 (Mealleri Karşılaştır): Ben, onlardan bir rızık istemiyorum. Bana yedirmelerini de istemiyorum.
    مَآ أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍ وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ
  • Zâriyât  58 (Mealleri Karşılaştır): Şüphesiz Allah rızık verendir, güçlüdür, çok kuvvetlidir.
    إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلْقُوَّةِ ٱلْمَتِينُ
  • Zâriyât  59 (Mealleri Karşılaştır): Şüphesiz zulmedenler için (önceki müşrik) arkadaşlarının azap payı gibi payları vardır. Artık azabımı acele istemesinler.
    فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ذَنُوبًا مِّثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَٰبِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ
  • Zâriyât  60 (Mealleri Karşılaştır): Uyarıldıkları günlerinden dolayı vay o inkâr edenlerin hâline!
    فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن يَوْمِهِمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ
  • Vaktin Çağrısı
    Güncel